Tülay Bilin-ce

Archive for the ‘Kişisel Gelişim Kitapları’ Category

Zaman zaman hayatımızdaki koşullardan şikayet ederiz. İş hayatımızdan, aile hayatımızdan ya da aşk hayatımızdan. Hep bir şeylerin değişmesini bekleriz. Oysaki o koşulları değiştirmek bizim elimizde. Belki o işten çıkmamız gereklidir, belki o sevgiliyi değiştirmemiz gereklidir belki de bu şehirden gitmemiz gereklidir. Bütün bunlar için ihtiyacımız olan tek şey cesaret. Ama maddiyat belimizi büküyor dediğinizi duyar gibiyim. Bazen koşulları değiştirmek için paraya ihtiyaç olmuyor. Ne yapmak gerektiğini bilmek için daha iyisinin ne olduğunu öğrenmek gerekli. Bunun için hayatımız ile ilgili daha yüksek bir düşünce seviyesini öğrenmeliyiz.
Psiko-Piktografi adlı kitaptan bir hikaye yazmak istiyorum;
Derin bir vadide kurulmuş bir köyün sakinlerinin büyük sorunları varmış. Sık sık vadiyi basan seller evlerini ve sürülerini sürükleyip götürüyormuş. Dağ yamaçlarından düşen kayalar bahçelerini ve yollarını yıkıyormuş. Çocukları bataklıkta boğuluyormuş. Zor bir hayat yaşıyorlarmış ama bildikleri tek hayat da buymuş. Bir gün köylerine sağduyulu bir adam çıkagelmiş. Sağduyulu adam köylülere, “Sorun seller, heyelanlar veya bataklık değil, sizsiniz. Fazlasıyla alçak bir noktada yaşıyorsunuz” demiş.
“Fazlasıyla alçak bir nokta mı?” diye sormuş köylüler.
“Evet anlamaya çalışın. Yaşadığınız alçak seviye yüzünden başınız bir türlü dertten kurtulmuyor. Burada yaşadığınız sürece bu dertler hiç peşinizi bırakmayacak. Kendinizi yükseltin. Böylelikle artık başınıza kazalar gelmeyecek.”
Köylüler hep bir ağızdan “Bize nasıl yapılacağınız göster!” diye yalvarmışlar.
Böylelikle sağduyulu adam onlara evlerini vadi seviyesinin üzerinde, dağın yamacına nasıl inşa edeceklerini göstermiş. Kimileri vadinin biraz üstünde yeni evler inşa etmiş. Daha bilge olanlar yeni evlerini dağın yüksek yamaçlarına kurmuşlar.
“Artık sorunlardan arınmış bir yaşama sahipsiniz. Yaşadığınız mekanın yerini değiştirerek sorunları ortadan kaldırdınız” demiş sağduyulu adam.
“Evet” demiş birisi. “Şu an her şey ne kadar da açık.”
“Merak ediyorum…” diye eklemiş bir başkası, “Acaba neden bunu daha önce düşünemedik?”

Hikayede olduğu gibi bazen sorun o şehirde, o evde ya da o işte, belki de o sevgilide. Yeter ki daha iyi ne olabilir diye bir düşünün. Siz her şeyin en iyisini hak ediyorsunuz. Bunu hiç unutmayın.
Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Yeni yıla girerken bir sürü işimiz vardır. En kolay olanlar çevremizdekilere hediye almak, yeni yıla nasıl ve nerede gireceğimize karar vermek, ne giyeceğimize karar vermek ve hangi ayakkabı-çantayı kullanacağımıza karar vermek. Bunlar işin kolay tarafı. Hatta yılbaşı gecesi kendimizi eğlenmek zorunda hissetmek bile kolay. Peki zor olan nedir?

Zor olan şudur; Yeni yılda hayatımızla ilgili kararlar almak zordur. Çünkü her yeni yıla girerken yeni bir sayfa açıp hedeflerimizi belirleriz. Bunlar özellikle kilo vermek, içki ya da sigarayı bırakmak, okulu bitirmek, iyi bir iş bulmak, evlenmek ya da yeni bir araba almak. Her yeni yıla girerken kararlar alırız. Sonra bunları yapamamanın ızdırabı ile bir yeni yıla daha gireriz. Yapamayız çünkü yapmamız gereken o kadar çok şey vardır ki, hiç birini yapamayız. Çünkü hayatımızın içi kalabalıktır. Hayatımız çok yoğundur. Hangi birisine yetişeyim diye dert yanarız. Çok haklısınız.

Bu günlerde harika bir kitap okudum; Kitabın adı “Hayatınızı Basitleştirin”, kitabın yazarı Elaine St. James.

Kitabı okurken her bir satırında kendimi buldum. Bir çoğunu yapmışım, daha yapamadıklarım da var tabii. Ama yavaş yavaş uygulamaya koyabilirim. Kitaptan alıntılar yapmak istiyorum:

“1980’li yıllar insanlarda yüksek yaşam standardını yakalama tutkusu yarattı ve bizler bazen gerçekleşmesi mümkün olmayan beklentilere kaptırdık kendimizi. En güzel ev, en hızlı otomobil, en iyi iş, en yüksek maaş, en parlak gelecek, en mutlu evlilik, en modern eşyalar, en iyi okullarda okuyan en zeki çocuklar, en son moda giysiler ve paranın satın alabileceği uzay çağına özgü her türlü zımbırtıya sahip olabilmek için, çok daha fazla çalışmamız gerektiğini düşünüyorduk.”

Oysaki hayatımızı biraz basitleştirdiğimiz zaman daha mutlu olabiliriz. Peki nasıl diyorsanız size kitaptan başlıklar halinde öneriler vermek istiyorum:

Hayatı basitleştirmenin yolları;

Yaşamınızda dağınıklığı azaltın
Kullanmadığınız eşyalardan kurtulun
Mutfak alışverişine ayırdığınız zamanı yarıya indirin, toptan alışveriş yapın
Çamaşır yükünü yarıya indirin
Daha küçük bir evde yaşayın
Eğer tekneniz varsa, satın
Araba seçiminde düşük model seçin
Gardrobunuzu sadeleştirin
Televizyon bağımlığından kurtulun
Her telefon ve her kapı çaldığında açmayın
Özel günlerde hediye verme alışkanlığını basitleştirin
Borçlarınızı temizleyin
Tüketim alışkanlığınızı gözden geçirin
Biri dışında bütün kredi kartlarınızdan kurtulun
Yakın bir ev ya da evinize yakın bir iş bulmayı ilke edinin
Daha az çalışın, işinizi daha çok sevin
Ailenize zaman ayırın
Yeme alışkanlığınızı değiştirin, haftada bir gün yalnızca meyve yiyerek beslenin, içecek olarak sudan şaşmayın
Spor yapma alışkanlığı edinin
Sabahları bir saat erken kalkma alışkanlığı edinin
Gülmeyi öğrenin
Yoga öğrenin
Yolunda gitmeyen ilişkilerinize son verin
İnsanları değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin
Yılda bir kez tek başınıza bir tatile çıkın
Bütün işleri aynı anda yapmaya çalışmaktan vazgeçin
Güneşin batışını izlemeye vakit ayırın
Hayır diyebilmeyi öğrenin
Geçmişten ders almayı öğrenin
Beklentilerinizi değiştirin
Otomobilinizden kurtulun
Telefonunuzdan kurtulun
Kitapta her bir satırın açılımı var. Detayları öğrenmek isterseniz kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Yeni yıllar diliyorum. Mutlu olmanızı diliyorum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Bir insanın hayatında, yaşadığı ülkenin kültürü ne kadar önemli değil m? Onun için genellikle başka ülkelere çalışmak için giden insanlar oralara alışmakta zorluk çekerler. Zorlukları yaşadıktan sonra alışan da var tabii. “Asla, ben buralarda yapamam” diye ülkesine dönen de var.

Kültür farklılıkları ve geleneklerimiz bu değişik yaşam biçimlerini ortaya çıkarıyor. İnsan daima kendisinden daha ilerde olan insanlara veya toplumlara bakarak ilerler. Ancak ilerleyeceğim diye kendimizi rezil etmenin manası da yok tabii. Aklımıza yatan yeni fikirleri benimseyip hayatımıza geçirmeliyiz. Eski fikirlerimde, sadece kültürümüzde var ya da geleneklerimizde var diye ısrarcı olmak istemiyorum. Her gün yeni bir şey öğreniyorum. Bendeki bilgi ile karşılaştırıp iyi olanı tutup eskisini atıyorum.

Türk geleneklerinde bir insana iyilik yaptığın zaman onun karşılığını beklemek ayıptır. Hatta şöyle denir; İyilik yap, denize at. Yani karşılık bekleme. Öylesine karşılıksız iyilik yap ki hatta sana taş atana sen ekmek atarak cevap ver. Eğer birine yaptığın iyiliğin karşılığını beklersen sana menfaatçi derler. İyiliğin karşılığını beklemek bizim toplumumuzda ayıptır. Bu hafta okuduğum kitapta yeni bir bakış açısı ile karşılaştım. Kitabın adı; ZAHİR. Yazarı; PAULO COELHO

Bilirsiniz Türkiye’de oldukça ün yapmış bir kitap yayınlandı. SİMYACI. İşte o kitabın yazarının yeni bir kitabı. Bizim menfaat dediğimiz karşılık beklemeye bakın nasıl bakmış. Kitaptan bir dialog yazmak istiyorum size.

“-Bu İyilik Bankası da ne demek oluyor?
– Bundan ilk söz eden Amerikalı bir yazardı. Bu banka dünyadaki en güçlü banka ve onu yaşamın her alanında bulabilirsin. Hesabına depozitolar yatırmaya başladım. Paradan söz etmiyorum, anladın mı, ilişkileri kastediyorum. Seni şu ya da bu kişilerle tanıştırıyorum, yasal olduğu sürece bazı anlaşmalar ayarlıyorum. Bana bir şey borçlu olduğunu biliyorsun, ama senden asla bir şey istemiyorum. Bir gün geliyor senden bir iyilik istiyorum ve sen elbette ki “Hayır” diyebilirsin, ama bana borçlu olduğunun farkındasın. Senden istediğimi yaparsın ve ben sana yardım etmeye devam ederim, diğerleri senin nazik ve güvenilir bir insan olduğunu görürler ve onlar da senin hesabına depozitolar yatırmaya başlar. Bunların da tümü daima ilişki biçiminde olacaktır. Çünkü dünya ilişkilerin üzerine kuruludur. Başka bir şeyin değil. Onlar da bir gün senden bir iyilik isteyeceklerdir, sen de saygı gösterecek ve bir zamanlar sana yardımcı olan bu insanlara yardım edeceksin ve zaman içinde tüm dünyaya ağlarını yayacak, ihtiyacın olan herkesi tanıyor olacaksın ve çevrende yarattığın etki sürekli büyüyecek.
– Benden isteğini yapmayı reddedebilirim.
– Elbette edebilirsin. İyilik Bankası riskli bir yatırım aracıdır, aynı diğer bankalar gibi. Senden istediğimi yapmayı reddedersin, yardım etmeye değer bir insan olduğun için sana yardım ettiğimi düşünüyorsundur, çünkü en iyi sensin ve herkes kendiliğinden senin yeteneğinin farkına varmalıdır. Güzel, ben sana çok teşekkür ederim ve isteyeceğin şeyi hesabına çeşitli yatırılar yaptığım bir başkasından isterim; fakat ondan sonra, benim tek bir sözcük bile söylememe gerek kalmadan herkes bilir ki, sen artık güvenilir biri değilsindir. Yalnızca gelişmen gerekenin en fazla yarısı kadar gelişebilirsin ve elbette istediğin kadar değil. Belirli bir noktada yaşamın ters dönmeye başlar, yan yolu geçmiş olursun ama tümünü değil, yarı mutlu ve yarı kederli hissedersin, ne hüsrana uğrarsın ne de tam anlamıyla başarılı olursun. Ne üşürsün ne der terlersin, ılıksındır.”

Uzun süredir bir dostuma yaptığım iyiliğin karşılığını beklemeyi bir türlü anlatamıyordum. Bu konuda ifade zorluğu çekiyordum. Aslında tam da bunu demek istiyordum. Yazar hislerime tercüman oldu. Çok sevindim çünkü ben menfaatçi değilim. İyilik Bankasına para yatırmak istiyorum. Zengin olmak istiyorum. Ayrıca da şu anda bile çok zenginim :)

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Geçen hafta bir okur bana mail atmıştı. Bana okumam için hangi kitapları tavsiye edersiniz diye soruyordu. Ona kitap ismi vermedim. Eğer kişisel gelişim okumak istiyorsan öncelikle önüne gelen kitabı okumalısın. Yani bazıları çok iyi bazıları kötü olabilir. İlk günlerde sadece okumak gerekli. Ama belirli bir süre sonra seçmeye başlıyor insan. Çünkü artık sana ait fikirler oluşmaya başlıyor ve kitap seçerken daha seçici olmaya başlıyorsun.

Bu söylediğimi inanın aynen yaşadım. Kişisel gelişim hakkındaki bütün kitapları okudum. İyisi ve kötüsü ile..Ve öğrendiğim her şeyi hayatıma geçirdim. Kendimi adeta yeniden yarattım. Ama bir gün rahatsız olmaya başladım. Acaba ben her okuduğumu hiç sorgulamadan hayatıma mı geçiriyorum. Tam böyle düşündüğüm günlerden bir gün fikirlerine çok güvendiğim bir arkadaşım bana bir kitap tavsiye etti.
Hemen o gece gittim aldım. Tabii ki yazarın bir çok kitabını birden aldım. Okuduğum her bir satırda isyan ettim. Çünkü kitaptaki fikirler benim düşüncelerine uymadı. Evet onu bilgi olsun diye okuyabilirim ama hayatıma geçirmek zorunda değilim. İşte o an çok rahatladım. Çünkü artık benim de bir süzgecim vardı.

O günden beri her olaya bakarken hep kişisel gelişim açısından bakıyorum. Gazetedeki bir aile faciası veya bir magazin haberi bile benim için çok önemli. Her olayın her haberin içinden insana ait bir şeyler çıkarıyorum.
İşte bu yazdıklarımı da bugün yaşadım. Sizinle bu duygumu paylaşmak istiyorum.

Bugün sinemaya gittim. Filmin adı İÇERİDEKİ ADAM. Film aslında bir aksiyon filmiydi ve ben aksiyon filmlerini pek sevmem. Ama inanılmaz güzel bir filmdi. Filmin en başında başrolü oynayan erkek oyuncu durumu anlatan bir özet yapıyor. Bir banka soyduğunu itiraf ediyordu. Bu bankayı soymakla ilgili olayları gazeteciliğin 5N 1K förmülü ile anlatıyordu. Gazetecilikte haber yazmanın kuralı olarak bilinir 5N 1 K.

NE
NEREDE
NASIL
NİÇİN
NE ZAMAN

KİM

İşte filmin başında adam bu soruların cevaplarını şöyle verdi.
NE: Banka soygunu
NEREDE: Amerika’ da bir şehir ve sokak ismini söyledi
NE ZAMAN: Tarih söyledi
NASIL:Birazdan izleyeceksiniz dedi
“BEN BUNU YAPABİLİRİM” dedi.

Bakış açısına inanamadım. Filmin devamında da zaten bankayı soyduğunda paraya hiç el sürmedi. Kasadan kendince çok önemli bir evrak aldı.. Sadece yapabileceğini ispat etmek için eyleme geçiyor. Bu ispatı kimse için değil kendi için yapıyor. Üstelik banka soygununu oyuncak silah ile yapıyor. Bu durum soygundan sonra ortaya çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz yaptığı tek şey kendine güven. Kendine güvenen insana hiç kimse mani olamaz. Tabii ki banka soyduğu için içerdeki müşterileri ve çalışanları rehin aldı. Ayrıca dışarıda da bir polis ordusu ve teknoloji kullanımı. Fakat eylem sıradan bir banka soygunu gibi görünüyor ama asla değil. Soygunu yapan 5 kişilik bir grup ama esas başı çeken kişinin kendine olan güveni görülmeye değerdi. Eylem baştan sona hesaplanmıştı. Hiç telaşsız, ne yapılacağı bilenen sonuca adım adım gidilen bir olay. Buradaki en önemli bakış açım şu: Neyi, niçin, neden….vs yaptığımıza iyi karar vermeliyiz. Ve yola çıkınca da asla vazgeçmemeliyiz.

Aman sakın siz de banka soyun demiyorum. Söylemek istediğim şudur; Bazı kararları alıyoruz ama bir türlü eyleme geçemiyoruz. Tek nedenimiz kendimize güvenimiz yok. Çünkü yapabileceğimize inanmıyoruz. Eğer kendimize inanmaz isek o işi asla başaramayız. Ben yapabilirim diye ortaya çıkın bakın herkes size nasıl yardım edecek. Kendimizden korktuğumuz sürece hiç bir şey tam olarak bitmez. Ben yaptım oldu demek gerekli. Peki bu her seferinde doğru mu acaba? Tabii ki gözü kara olmanın da bedelleri var. Ama başarılı insanların kriterlerinden birisinde şöyle deniyor: ONLAR EYLEME GEÇMEK İÇİN HERŞEYİN DÖRT DÖRTLÜK OLMASINI BEKLEMEZLER.

Biraz cesaret..biraz özgüven…
Gerisi kendiliğinden gelir.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: , , , ,

En büyük zevkim kitapçı dolaşmaktır. Saatlerce bakarım bakarım. Adeta kendimi kaybederim. Bütün kitapları almak gelir içimden. Eskiden kitapçıya gittim mi en az 10 tane kitap alırdım. Artık bir tane bir tane alıyorum. Sanki aldığım kitapları evimde hapsediyormuşum gibi bir his içine giriyorum. Çünkü kitap demek bilgi demek. Bilginin hapsolması hoşuma gitmiyor.

Eskiden bir arkadaşım bana bir kitap tavsiye ettiğinde asla onunkini almazdım. Mutlaka o kitaptan benim de bir tane olsun ve kütüphanemde dursun. Tabii bu davranış yıllar içinde çok büyük bir kütüphanem olmasına yol açtı. Artık kitaplar eve sığmaz oldu. Oysaki bilgi paylaşıldıkça büyüyen bir şeydir. Bu düşünceye inanıyordum ama kitaplarımdan bir türlü vazgeçemiyordum. Bir yıl önce bir gün kitaplarımla vedalaştım. Bütün kitapları kolilere koydum. Tam 20 koli oldu. Gazetede okumuştum Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile bir kargo şirketi anlaşmışlar. Kolileri evinizden gelip alıyorlar ve ihtiyacı olan okullara götürüyorlar. Bu işlemi hiçbir ücret almadan yapıyorlar. Ben Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin çalışma şekline çok güveniyorum. Öğrencilere burs verme çalışmasında çok başarılı oldular. Binlerce öğrenciye burs verdiler. Hatta ben de 4 tane üniversite öğrencisine burs verdim. Üniversite 1’den aldım son sınıfa kadar devam ettim. Onun için kitaplarımı da onlara teslim ettim.

Kitaplar gidince kütüphane boşaldı. Şimdi yeniden dolmaya başladı. O kitapları fakir öğrencilerin okuyacağını bilmek beni çok rahatlattı. İnanılmaz mutluluk duyuyorum. Bundan sonra asla kitapları evimde tutmamaya herkesle paylaşmaya karar verdim. Çünkü; BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA BÜYÜR

Günümüzde bu kadar çok kitapçının olmasının nedeni neden dersiniz? Çünkü milyonlarca insan bildiklerini yazarak çevreleriyle paylaşıyorlar. Kitabevleri de bu bilgilerin bizlere aktarılmasını sağlayan ticari yerler. Farkında mısınız artık insanlar bilgi satarak çok paralar kazanıyorlar. Eskiden bu kadar kitabevi mi vardı? Şimdi mağaza gezer gibi kitabevi geziyoruz. (Tabii ki büyük şehirlerde) Açılan her bir kitabevi bana inanılmaz mutluluk veriyor. Yani bilginin paylaşılması.

Benim burada yayınlanan yazılarımın da nedeni bilgi paylaşımı. Bütün bildiklerimi, kitaplardan okuduğum bilgilerin harmanını ve hayat tecrübemi sizlere aktarıyorum. Sizlerden gelen maillerden anlıyorum ki yazılarım çok beğeniliyor. Özellikle traj raporlarına baktığım zaman oldukça fazla okurum var.

Yazılarımı Maksimum.com sitesinde yazıyorum. Ama google girdiğim zaman görüyorum ki çok fazla site yazılarımı sitelerinde kullanıyorlar. Bunun benim için hiç mahsuru yok. Önemli olan bilginin çoğalarak daha çok insana ulaşması. Başka başka sitelerin yazılarımı kullanmasından çok memnunum. Ama iyi bir okuyucu bilginin kaynağını da bilmek ister. Maksimum.com sitesindeki yazılarımın altında mail adresim ve “Tülay Bilin kimdir?” diye bir bölüm var. Yazılarımı alan bazı siteler bu bölümü almıyorlar. Yazılarımın altına sadece Tülay Bilin diye yazmışlar. Oysaki sadece mail adresimi yazmaları bile yeterli. Önemli olan okuyucunun bana ulaşması ve akıllarına takılan soruları bana sormaları. Çünkü ben de gelen maillerden besleniyorum. Onların sorduğu bazı sorulardan yeni yazılar çıkarıyorum. Yazılarımı diğer internet siteleri kullanabilir ama lütfen altına mail adresimi yazmak koşuluyla. Ancak o zaman el el tutuşup büyük halkalar halinde yayılabiliriz.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler:

“Bir kitap okudum, hayatım değişti” denir ya işte benim de hayatımda bu sözü söyleyebileceğim bir sürü kitabım oldu. Her biri ile hayatım değişti. Bugün bunlardan bir tanesinin ismini yazmak istiyorum. Kitabın adı; GÜNÜ YAKALAYIN. Yazarı; Danny COX Ve Hoover

Bu kitabı çok eski yıllarda okumuştum. Bana bir bakış açısı kazandırmıştı. Kitaptan bir bölüm yazmak istiyorum:

“Eğer gerçekten yüksek performanslı bir kişi olmak istiyorsanız şu üç etkinliği yerine getirmelisiniz.
1. Geçmişte ve günümüzde, yüksek performanslı insanların ne düşündüklerini ve nasıl hareket ettiklerini öğrenin ve gözünüzde canlandırın.
2. Yüksek performanslı kişiler ne yapıyorsa, siz de onu yapın.
3. Yüksek performanslı insanların kişisel özelliklerini kendinizde geliştirmeye çalışın.”

Bu kitabı okuduğum günden beri biyografi tarzındaki kitapları okumaya gayret ettim. Başarı öyküleri beni daima etkiledi.

Hele motivasyonumun düşük olduğu zamanlarda hemen kendimi kitapçıda bulurum. Performansı yüksek kişilerin hayat hikayelerini ararım. Bütün sıkıntılarımı unuturum. Kendimi zımba gibi hissederim. Yapmayı istediğim ama bir türlü başlayamadığım bir işe hemen başlarım ve keyifle bitiririm. Çünkü başarılı insanların hayat hikayelerini okurken onların ne zorluklarla mücadele ederek başarıya ulaştıklarını bilmek beni tembellikten kurtarır.

Kişisel Gelişim türü kitapların benim için en önemli yazarı olan Anthony Robbins şöyle yazıyor; “Çevrenizin kısıtlayıcı zincirlerini kırmanın en önemli yolu, bilgidir. Dünyanız ne kadar acımasız olursa olsun, başkalarının başarılarını okuyabilirseniz, sizi başarıya götürecek inançları yaratabilirsiniz.”

Öğrenmenin zevkine okuma sayesinde ulaştım. Bilim adamlarının son yıllarda üzerinde uğraştıkları en önemli şey yaşlanmayı durdurmak. Biliyorsunuz yeni yeni kremler buluyorlar. Spor yapmamızı ve sağlıklı beslenmemizi öneriyorlar. Bunların hepsi doğru ama insanın yaşlanmayla mücadele edeceği tek yolu Henry Ford söylemiş; “İNSAN ÖĞRENMEYİ BIRAKTIĞI GÜN YAŞLANIR”

Fiziksel yaşlanmanın hiç önemi olmadığına inanıyorum. Gerçek yaşlılık, ruhun yaşlanması. Yaşlanmayı asla düşünmüyorum :)

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Son okuduğum kitabın adını, yazımın başlığı olarak kullanmak istedim. Yazarı Dr. John Izzo. Pegasus Yayınevi’ nden çıkmış.

Kitabı çok beğendim. Kitab 235 bilge kişi ile yapılan röportajların sonuçları üzerine yazılmış. Bu 235 kişi 59-105 yaş arasındaki kişilerden seçilmiş. 1000 kişiye sormuşlar, “Çevrenizdeki bilge diye tanımladığınız bir tanıdığınızın ismini söyler misiniz?”. Böylece 235 kişi ile röportaj yapılmış. Bu röportajların sonucunda ortaya hayatın 5 sırrı çıkmış ve bu kitap böylece yazılmış. 59-105 yaş aralığındaki bu kişilere sorulan sorulardan bazılarını yazar okuyucu ile paylaşmış. Şimdi kitaptan alıntı yaparak bu soruları sizlere sormak istiyorum?

1- Bir akşam partisinde olduğunuzu ve herkesin bir çember etrafında oturduğunu düşünün. Ev sahibi, hayatlarını birkaç dakika anlatması için herkesi davet eder. Eğer partideyseniz ve bu birkaç dakikada hayatınız hakkında insanların mümkün olduğunca çok şey bilmelerini istiyorsanız, ne söylerdiniz? Bu zamana kadar yaşadığınız hayatı açıklayın.

2- Size hayatınızda en büyük anlamı getiren şeyi anlatın. Yaşamanız niçin sizin için önemli?

3- Hayatta size en büyük mutluluğu getiren ve anbean en büyük neşeyi getiren nedir?

4- Hayatınızdaki önemli birkaç dönüm noktasını anlatın. Bir yönelime girdiğiniz ve hayatınızda önemli bir değişiklik yaratan zamanları anlatın.

5- Hayatta başkasından aldığınız en iyi tavsiye nedir? Bu tavsiyeye uydunuz mu? Hayatınız boyunca bu tavsiyeyi nasıl kullandınız?

6- Neyi çok daha önceden öğrenmeyi isterdiniz? Genç bir yetişkin olduğunuz zamana döndüğünüzde ve kendinizle bir sohbete girdiğinizde, hayatınızdaki bu gence ne söylerdiniz?

7- Hayatın sonunda taşıdığınız en büyük korku nedir?

8- Şimdi yaşlandığınıza göre, ölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Soyut olarak ölüm değil, kendi ölümünüz hakkında ne düşünüyorsunuz? Ölmekten korkuyor musunuz?

9- “Keşke, ben……….” cümlesini tamamlayınız.

10- Hayatınızın büyük bir bölümünü yaşadığınıza göre, eğer bir kişi mutluluğu bulmak ve dolu bir hayatı yaşamak istiyorsa, sizin için önemli olan nedir?

11- Hayatınızın büyük bir bölümünü yaşadığınıza göre, mutluluğu bulmada hayatınızda önemli olmayan nelerdir? Daha az özen göstermeyi istediğiniz şey nedir?

12- Hayatta mutluluğu ve anlamı bulmaya dönük olarak sizden daha genç olanlara bir cümle tavsiyede bulunacak olsanız, hangi cümleyi söylerdiniz?

Bu sorulara içtenlikle cevap vermenizi öneririm. Ama bu sorular özellikle 60 yaş üstü olanlar içindir.

Şimdi şöyle bir soru sorduğunuzu duyar gibiyim; “Hayatın 5 sırrı nedir?” Bu sorunun cevabını ana başlıklar halinde yazmak istiyorum:

Birinci sır; KENDİNİZE KARŞI DÜRÜST OLUN
İkinci sır; HİÇBİR ŞEYDEN PİŞMAN OLMAYIN
Üçüncü sır; SEVGİ DOLU OLUN
Dördüncü sır; ANI YAŞAYIN
Beşinci sır; ALDIĞINIZDAN DAHA FAZLASINI VERİN

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Takvim

Ekim 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Kas    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 45 takipçiye katılın