Tülay Bilin-ce

Aşkı Buldum

Posted on: 15/02/2009

Merak ettiniz değil mi bu aşk yazısını yazan acaba hiç aşık oldu mu diye. Evet tam 3 kere aşık oldum. Aşklarım zamanla olgunlaştı. Her biri birbirinden iyiydi..

İlk aşık olduğumda 18 yaşındaydım. Hiç unutmuyorum 14 temmuz idi. Onu ilk gördüğümde yanımdakine
“İşte aradığımı buldum.” demişim. İlk bakışta aşk buna derler işte. Gençlik aşkı. Şimdi bir bakışta aşık olabilir miyim? Sanmıyorum. Artık beyninin içindekiler daha çok ilgimi çekiyor.

İlk bakışta aşk ile ilgili geçen hafta gazetede bir yazı vardı. Çağ ile duygular da değişti. 24.3.2006 Akşam Gazetesi Yaşam sayfasında:

“İngiltere’deki Bath Üniversitesi’nden profesörlerin 147 çift üzerinde yaptıkları bir araştırmada, ilk bakışta aşkın bir efsane olduğu ve çiftlerin ancak bir yıl sonra gerçek anlamda birbirlerine aşık oldukları ortaya çıktı. Birbirilerini bir kez görüp de hayatının geri kalanını o kişiyle geçirmek fikri gerçeği yansıtmıyor. Araştırmaya göre gerçek aşk, tutkunun, içtenliğin ve sorumluluğun birleşiminden oluşuyor. Başka bir deyişle, çiflerin aşık olmaları için 1 gün değil 365 gün boyunca birbiriyle bakışmaları gerekiyor. İngiliz Daily Mirror gazetesinin yer verdiği habere göre, gerçek romantizme ulaşmak bir yıl sürüyor. Aşkın 365’inci bakışta oluştuğunu ileri süren uzmanlar, bu bir yılın sonunda da aşkın gerçekleşme olasılığının yüzde yüz olmadığına, gerçek aşkın sadece çiftlerin aradıklarını birbirlerinde bulmasıyla oluştuğuna dikkat çekti.”

Ama geçen yazımda da yazdığım gibi aşkta mantık yok. Evet ilk görüşte aşık olunur ama uzun sürmeyebilir. Doğaldır. Kendine bile izah edemezsin. Saçmalıktır bazen. Ama izahı olmayan bir duygu. Kalıcı değildir. Çünkü neden ve niçin sorularına cevap veremezsin. Olaya bakarsın hemen ayrılman gerekiyordur. O sana uygun biri asla değildir. Ama o kişi senin beynini kemirmeye devam eder. Bir türlü ayrılık kararını veremezsin. Birlikte de olamazsın…:(

Bu düşüncemi, yaşanmış bir aşk hikayesi daha iyi anlatacak sanırım.

“Aşkın ateşi… ya da ateşin aşkı…

Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa…Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol, hayatıma anlam veren mucizem ol…
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş;
Yüreğim sana armağan..
Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına…
Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı…baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su..
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları…
Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu. Bir gün gelmiş, suya varmış yolu. Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış;
AŞKIN BAZEN GİTMEK OLDUĞUNU
Ama gitmenin yitirmek olmadığını…”

Hayatta en kötü şey aşk değil daha kötüsü o aşkın yaşanmadan bitmiş olması. Çünkü hayatın boyunca o duygu insanın içinde hiç küllenmiyor. Hayatına giren sevgililerde hep onu arıyorsun ama bulamıyorsun. Çünkü o senin kafanda yarattığın bir ilah haline geliyor. Aslında o ilişkiyi sonuna kadar yaşayıp tüketseydin yaşanmışlık olarak güzel bir nostalji olarak hatırlanacaktı. Oysa hayatın boyunca ulaşılamayan bir sevgili olarak ruhunu hasta olarak bırakır insanın.

Ferhat Göçer’in söylediği sözleri Ercan Saatçiye ait harika bir şarkı var:

YASTAYIM
Yoksun yine varlığım sürünüyor
Sensizliğim bilinmiyor
Sen gittin gideli ellerim hep titriyor
Kalbim bu acıyı saklıyor

Yıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedim
Bu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldün
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor

Seni son gördüğüm yerde yıllar sonra
O gün geldi yine aklıma
Bu kez bir elimde kızım,içimde fırtına
Göçüp gittiğin o yolda

Sen varmışın gibi her gece ışığı kapatmadım
Gel gör ki ben hala yokluğuna alışamadım
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor.

Çok zor o kadar yıl sonra itiraf etmek
Bu aşkı bertaraf etmek
Bu kez sana söyleyecek ne çok şey vardı
İsterdim bak unutmadım demek

Bugün doğum günün yanında değilim
Bu yüzden hiç iyi değilim
Yaşlandım artık bıraktığın gibi değilim
Üstelik bir kızım var evliyim

Yıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedim
Bu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldün
Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor
Yastayım hiç kimse bilmiyor

Sen varmışsın gibi
Her gece ışığı kapatmadım
Hastayım hiç kimse bilmiyor

İşte yaşanmadan bitmiş ya da ölümün ayırdığı bir ilişkinin ömür boyu sürmesi ve yasın ölene dek hala bitmemiş olması. İşte bu inanılmaz bir azap. Yaşanmamış bir hayat. Onun için aşk acıdır diyorum.

Can Yücel EĞER isimli şiirinde şöyle diyor;

Ölüm bile anlamını yitirirdi,
Yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse…
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
CAN YÜCEL

Bence en güzel aşk sonuna kadar yaşanmış olandır. Yani tüketilmiş, keyfi sürülmüş, tadına varılmış. Doya doya seni seviyorum kelimeleri kullanılmış ve duyulmuş. Yani tatmin olunmuş duygular işte en güzel aşk budur.

Sevgideki sadakat ve güven hissi daha sağlıklı. Her şeyin cevabını verebiliyor insan kendine. Daha heyecanlı değil belki ama daha istikrarlı olduğu kesin. Heyecan bitince paylaşacak çok şey olduğunda ilişki her gün tazeleniyor. Üretkenliği ilişkiye de yansıtınca ya bıkarsam diye telaş etmiyor insan. Çünkü her gün yeni bir gün olarak doğuyor. Çünkü yanındaki her hangi biri değil sevdiğin biri. Çünkü sadece yalnız kalmamak için yanında durduğun biri değil. Onu sadece o olduğu için seçtiğin biri. Yanlışıyla, doğrusuyla, yüzündeki çizgileriyle, hüznüyle, sevinçleriyle yaşamak istediğin biri. Hasta olmasın diye gözünün içine baktığın ama hasta olduğunda da baş ucundan ayrılmadığın biri.

Olay İngiltere’de geçiyor; yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu istemediğini söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş; Adamcağız da “Karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum” demiş. “Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde” demiş hemşire. Adam üzgün bir ifade ile “Ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor”demiş. Hemşireler hayretle “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz”demişler. Adam buruk bir ses tonuyla; “AMA BEN ONUN KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM” demiş.

Yanımızdaki sevgilinin sadece boşluk dolduran biri değil, yokluğu hissedilen, beraberliğin nedenleri ve niçinlerinin cevabı olan… Bu adam (ya da kadın) benim sevgilim diye haykırmak istediğimizde yani herkesin onun benim sevgilim olduğunu bilmesini istediğim an, işte sağlıklı bir ilişki içindeyizdir. KORKMAYIN…HERŞEY YOLUNDA DEMEKTİR..

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Reklamlar
Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Şubat 2009
P S Ç P C C P
    Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
%d blogcu bunu beğendi: