Tülay Bilin-ce

Kan döken çocuklarımız

Posted on: 15/02/2009

Bu hafta başka bir konu yazacaktım. Yazılarımı takip eden bir kişiden mail aldım. Benden özellikle bu konuyu işlememi istemiş. Çocuklarımızın içindeki şiddet duygusu nereden geliyor? Anneler babalar neyi nerede yanlış yaptık acaba diye düşünüyorlar. Çünkü gencecik bir çocuk henüz 13-14 yaşında, okuldaki arkadaşını öldürüyor.

İnanın eskiden evin içinde bir böcek görsem, bu karınca bile olsa öldürürdüm. Şimdi artık hani bizi çok rahatsız eden evdeki sinekleri bile öldüremiyorum. Ona şöyle bir bakıyorum. İnanılmaz savunmasız ve aciz ve ben onu bir hamlede öldürebilirim. Asla yapmıyorum. Evin içinde ne zaman bir böcek bulsam çok özenle alıp hemen dışarı atıyorum. Onun yaşam şansını elinden alma yetkisini kendimde bulmuyorum.

Gençlerdeki bu şiddet duygusunu sevgisizliğe ve eğitimsizliğe bağlıyorum. Sevgi deyince de sürekli onu ne kadar sevdiğinizi söylemek çare değil. Ayrıca onun önüne bütün imkanları sermek de çare değil. Anne babaların kendilerini de değiştirmesi gerekiyor ki çocuklarını anlayabilsinler. Sevgi denen duygunun içinde o kadar çok başka duygular var ki. Saf sevgi vermek yetmiyor. Çocuklar bunu yeterli bulmuyor. Sevginin içindeki güven duygusu, aidiyet duygusu, kendine güven duygusu ve insani bir çok ilkelerin verilmesi gerekiyor.

Bundan 6 ay evvel, hamile bir bayan seminerime katıldı. 2 günlük seminerin sonunda herkes duygularını paylaşmaya başladı. Diğer katılımcılar seminerden çok etkilendiklerini kendileri ile ilgili ileriye dönük kararlar aldıklarını söylediler. Hamile olan bayana sıra geldiğinde şöyle dedi: “Ben hamileyim, bundan sonra ben yokum artık. Söylediğiniz her şeyi çocuğum için uygulamak istiyorum. Kendim için hiçbir şey düşünmüyorum.” İnanılmaz derecede şaşırdım. Seminerlerim doğaçlama olduğu için hemen konu değişti. Bir arkadaşımın başına geleni anlattım. Arkadaşım iyi eğitimli ve güzel bir çalışma hayatından sonra bebeği olunca işten çıkmıştı. Bebek büyüdü ve ilk okula gitmeye başladı. Bir gün eve gelmiş ve annesine; “Anne bugün okulda öğretmen anneleriniz ne iş yapıyor dedi. Herkes annem doktor, mühendis ya da yönetici gibi şeyler söylediler. Öğretmen bana annen ne iş yapıyor çalışıyor mu deyince ben utandım ev hanımı demeye. Ne olur anne sen de işe git.”

Bakar mısınız annesinden kopmaya başlıyor çocuk. Çünkü anne uzun süredir onu özenle yetiştirmek için uğraşıyordu ancak bütün zamanını çocuğuna vermekten kendini unutmuştu. Çocuk anneyi beğenmiyor. Tabii ki çocuklar bu fedakarlığı o yaşlarda anlayamazlar. Onlar için annesiyle arasındaki tek sorunun nesil farkı olduğuna inanırlar. Oysaki bu yanlıştır. Nesil farkları kapatılabilir. Ama çocuk böyle düşünmekte haklı. Tabii ki her annenin çalışması gerekir demiyorum. Ama çağı çocuklarımız ile birlikte yakalarsak sorunları daha çabuk aşarız. Çünkü onu daha iyi anlayabiliriz. Çocuklarımıza çok para vererek, en iyisini yedirerek ve en iyisini giydirerek çözüme ulaşılmıyor. Onun ruhunu beslemek gerekli. Sadece onu merak etme duygusuyla sevdiğimizi ispat edemeyiz. Ayrıca o yaşlardaki çocuklar merak edilmekten hiç hoşlanmazlar. Çünkü merakların arkasından mutlaka yasaklar geliyor.

Anne babalar da haklı tabii. Canları ciğerleri ve en önemli varlıkları için meraklanmakta çok haklılar.. Ama bunu abartmadan yapmak gerekli. Çocuğu sürekli tehlikelerden uzak tutarak değil, o tehlikelerle nasıl başa çıkacağını öğretmek daha doğru olur. Yani çocuğun hata yapmasına müsaade etmek ama bedelini de kendisinin ödemesi gerektiğini anlatmak. Anne babalar çocuklarının bedellerini kendileri ödedikleri için sürekli yasak koyuyorlar. Tabii ki haklılar. O zaman çocuk yaptığı yanlışın bedelini nasıl olsa ödüyorlar diye hiçbir şeyi önemsemiyor.

Geçenlerde büyük bir eğitim kurumunda hocalara seminer verdim. Hocalarıma şöyle dedim: Sizler bana okulda hani Çaldıran Savaşı’nı öğretmiştiniz ya. Hani şu tarihte oldu diye tarihi ezberletmiştiniz. Ama yıllardır gerçek hayatta Çaldıran Savaşı’nın tarihini kimse sormadı. Keşke bir savaş nasıl kazanılır veya neden kaybedilir bunu öğretseydiniz dedim.

Çocukların ruhlarını şiddetten korumak için verilmesi gereken en önemli alışkanlık okuma alışkanlığıdır. Eğer ona yeni bir şey öğrenmenin keyfini öğretebilirsek bence onlarca aldığımız giyim eşyasından daha faydalı olabiliriz. Okuma alışkanlığı aile içinde edinilebilir. Keşke bu tip alışkanlıklar marketlerde satılsa da alsak. Hayır, bu işin yeri ailedir. Çocuklarımıza ayakları üzerinde durmayı, başarılı olmanın getirisini anlatırsak işte o zaman çocuk bazen yanlış eğitim veren ailesini fark eder ve kendine daha iyi bir yol çizer. Anne babalar kendi çocukluklarındaki gibi çocuk büyütmekten vazgeçip çağın getirdiklerini takip ederek çocuklarına daha yakın olabilirler.

Yıllar önceydi İstanbul’da yaşayan ama aslında doğu kökenli biriyle tanışmıştım. Uzun yıllar cezaevinde yatmış. Hayatını şöyle anlattı;

“Bizim köyde genç delikanlının adam yerine konması için mutlaka birini öldürmesi gerekliydi. Bu beyin yıkama ile büyüdüm. Ve kendimi ispatlamak için bahane arıyordum. Bir gün sudan bir bahane buldum ve birini öldürdüm. En güzel yıllarım cezaevinde geçti. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da ne cehalet içindeymişiz. Geçen yıllarımın hesabını kim verecek. Ölen kişinin ne günahı vardı ki. Verilen yanlış eğitimin cezasını neden ben çekeyim.”

Evet kişi böyle anlattı hayatını. Adam olmanın yolunun öldürmekten geçtiğini savunanlar bence yanılıyorlar. Adam olmak kimseyi öldürememektir. Amerika’da yapılan bir araştırma sırasında enteresan bir aile ile karşılaşıyorlar. Hemen incelemeye alıyorlar. Baba cezaevinde. Nedeni ise uyuşturucu ve adam öldürmek. İki tane çocuğu var. Çocuklardan biri aynı baba gibi cezaevinde. Diğeri ise çevresine verdiği güven ile tanınan ünlü bir avukat. Çok şaşırıyorlar. Cezaevinde önce babayı ziyaret ediyorlar. Soruyorlar:
-Neden cezaevindesin?
– Bilemiyorum. Belki sevgisizlik ama en önemlisi cehalet diyor baba.
Sonra babanın izinden giden çocuğa gidiyorlar. Aynı soruyu ona da soruyorlar. Çocuk şöyle cevap veriyor;
-Babam da cezaevinde. Böyle bir ailenin içinde başka şansım var mıydı?
Evet bir bakıma haklı. Sonra diğer ünlü avukata gidiyorlar.
-Siz enteresan bir ailesiniz. Baban ve kardeşin cezaevinde. Peki bütün bunlara rağmen sen nasıl böyle ünlü bir avukat olabildi? Bu soruya avukatın cevabı yine bir soru ile olmuş.

“BAŞKA ÇAREM VAR MIYDI?

Evet bazen yokluk bazen eğitimsizlik ya da sevgisizlik çocuklarımızı şiddete doğru kaydırıyor. Biz büyüklerin de hataları olduğunu bilip daha iyi olma yolunu seçebilseler.

Onlara vereceğimiz okuma alışkanlığı ile bunu başarabiliriz sanırım. İşte o zaman hepsi ünlü birer avukat olabilirler.

Sevgilerimle
TÜLAY BİLİN
tulayb18@gmail.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Şubat 2009
P S Ç P C C P
    Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
%d blogcu bunu beğendi: