Tülay Bilin-ce

Yaşamaya Cesaretin Var mı?

Posted on: 15/02/2009

Gençliğimden beri hiç çocuk sahibi olmak istemedim. Bunun kendimce bir sürü nedeni vardı. Yani mazeretlerim hazırdı. Kendime göre haklıydım ve bundan asla rahatsızlık duymuyordum. Çünkü çocuk sahibi olmak istemiyordum. Bazı zaman çocukları pek sevmediğim için, bazı zaman sıkıntıya gelememem, bazı zaman rahatıma düşkünlüğüm…vs gibi . Bunlara aslında kendim de inanıyordum.

Yıllar sonra bir gün bir Türk filmine gittim. “KÖREBE” Türkan Şoray’ın baş rolde oynadığı bir filmdi. Konuyu özetlemek istiyorum. Türkan Şoray eşinden boşanmış 6-7 yaşlarındaki kızı ile birlikte yaşamakta ve bir bankada çalışmaktadır. Bir gün çocuğu okuldan eve gelmez. Yapılan aramalardan sonucu çocuğun meçhul kişiler tarafından kaçırıldığı ortaya çıkar. Günlerce aramalar yapılır ama çocuk bulunamaz. Anne (Türkan Şoray) perişan bir haldedir. Bir gün yolda bir arkadaşı ile karşılaşır ve arkadaşı hala çocuğunun bulunmadığını öğrendiği zaman şöyle der;
“Seni çok üzgün ve perişan gördüm. Üzülmekte çok haklısın. Sana bir şey itiraf etmek istiyorum. Ben neden evlenmedim ve çocuk sahibi olmadım biliyor musun? Bugün senin yaşadığın bu acıyı yaşamamak için. Hep böyle bir acıyı yaşamaktan korktuğum için.”

Bunun üzerine Türkan Şoray’ın yanıtı şöyledir: “Sen de haklısın. Ben de onunla birlikte yaşarken hep bir yerlere gitmek ister gidemezdim, onu ayak bağı olarak görüyordum bazı günler. Oysa ki ne kadar yanlışmış. Bak şimdi o yok, bol bol zamanım var ama hiçbir şeyden keyif almıyorum. Aslında hiç de ayak bağı değilmiş. O benim her şeyimdi.”

Bu filmi seyrederken birden bire kafamda şimşekler çakmıştı. İşte bu, evet evet, ben de işte bu anı yaşamamak için çocuk sahibi olmayı istememiştim. Yani acıdan kaçış. Acıyı yaşamamak için keyfi de yaşamamak. Bunun adı korku. Yaşamanın bir cesaret işi olduğunu o yıllarda öğrenmiştim. İnsan eğer mutlu olmak istiyorsa hüzne de katlanmalı. Gülün bile dikeni var. Ya da dikenin gülü var diyebiliriz. Bakış açısı önemli.

Şimdi bu yazıyı yazmak aklıma nerden geldi biliyor musunuz? Bu akşam AKM’de oynayan BATI YAKASININ HİKAYESİ’ne gittim. Şimdi eve geldim ve kapıdan girdim, doğru bilgisayarın başına oturdum. Oyunda bir aşk vardı. Maria ile Tony birbirlerine delicesine aşık oluyorlar. Ama aşkları yasak bir ilişkiydi. Çünkü iki düşman çetenin ayrı ayrı taraflarındalar. Aslında onlar çetenin içinde değillerdi ama akrabalık ilişkileri içindeydiler.

Çetelerin kavgası içinde aşklarını yaşayamadılar. Tony, oyunda Maria için yani aşkları için şöyle dedi; “Onunla sadece bir gece bile beraber olsam yine de onu bir ömür sevmeye ona aşık olmaya değer.” Ve sonra Tony öldü.
Onlar inanılmaz büyük bir aşk yaşadılar ama sonu hüsranla bitti. İşte bizler o sonuçtaki acıyı yaşamamak için zaman zaman güzellikleri de yaşayamıyoruz.

Bazı güzelliklerin riskleri vardır. En basitinden yağmurlu bir havada doyasıya ıslanana kadar yürümek ne güzeldir. Sonunda üşütüp hastalanma risk olsa bile. Artık keyif aldığım anların her türlü riskini seve seve üstleniyorum. Evet bu en basit dediğim yağmurda ıslanma işini bundan bir ay kadar önce yaptım. Bir cumartesi günüydü. Camdan baktığımda hava güneşliydi. Soğuk olduğunu bildiğim için sıkıca giyindim, spor amacıyla yürüyüşe çıktım. Dışarı çıktığımda bir de baktım ki gökyüzü simsiyah. Her an sağanak bir şekilde yağmur başlayacak durumda. Bir an düşündüm, keyfim için uzun süredir yağmurda yürümemiştim. Ama çok ıslanacak belki de üşüyecektim. Bu riski göze aldım. Eve döndüm. Üzerime bir anorak giydim ve tekrar çıktım. Ama elime şemsiye almadım. Yürüyüşe çıktığımdan 10 dakika sonra yağmur başladı. Bu benim beklediğim bir şeydi. Eyvah ne olacak şimdi dememe gerek yoktu. Çünkü ben bu engel için önlemimi almıştım. O yağmurda tam bir saat yürüdüm. Eve geldiğimde inanın içeri giremedim. Her yerimden sular sızıyordu. Doğru banyoya. Suyun ısısını maksimum düzeye getirip, uzun süre ısınmak için uğraştım. Hemen kendime bir ıhlamur yaparak riskleri göğüsledim. Ama yağmurda ıslanırsam kaygısı yaşamadan yaptığım bu yürüyüşten aldığım keyif her türlü riske değerdi.

Şimdi diyeceksiniz ki; “Yani yağmurda yürümenin ne zevki olacak ki?” Belki de haklısınız. Ama bence hayatın keyfi ayrıntılarda gizli. İşe bu küçük sevinçler, küçük mutluluklar çok büyük zenginliklerden daha önemli benim için.
Bu küçük mutlulukların önemi kalmadığı zaman hayat benim için önemini yitirecek. Böyle bir şeyin olmaması dileğiyle…

Bu günlerde sinemalarda yeni bir film başladı. Filmin adı KANIT. Filmin tanıtımında şöyle bir slogan var. (Henüz filmi görmedim) “HAYATTAKİ EN BÜYÜK RİSK, RİSK ALMAMAKTIR.”

Haklıyım değil mi 🙂

Sevgilerimle..
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Reklamlar
Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Şubat 2009
P S Ç P C C P
    Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
%d blogcu bunu beğendi: