Tülay Bilin-ce

Kurumsallaşmanın insani tarafı

Posted on: 17/02/2009

Çalışma hayatı ayakta kalmamız için gerekli yaşam biçimidir. Ama babadan kalma hanlar apartmanlar varsa onu bilemem. Çevremde babadan kalan hanları ve apartmanları olan arkadaşlarım bile çalışıyorlarsa eğer demek ki çalışma hayatı sadece para kazanmak için olmamalı. Öncelikle para yaşamak için gerekli bir malzeme ama çalışma hayatına kariyer gözüyle bakarsanız iş değişir. İşte o zaman daha keyifli hale gelir. Yani mecburiyet gözüyle bakılmadığı zaman daha verimli çalışırız. Bir de bizi çalışma hayatının içinde rahatsız eden ve mutlu olmamızı engelleyen koşullar vardır. Bu koşulların başında çalıştığımız şirketin kurum kimliğinde olmamasıdır. Şirketin büyüklüğü küçüklüğünden ziyade kurumsallaşma önemlidir. Kurumsal şirketlerde insana daha çok yatırım yapılır ve çalışanlara mutlu çalışmaları için eşitlik ilkesi uygulanır. O zaman çalışan da kendini şirketin ferdi olarak görür ve mutlu olur. Çok büyük şirket olup da hala kurumsallaşamayan patron şirketleri biliyorum. Bu tamamen patronun bakış açısı ile ilgilidir. Peki kurumsal şirket nasıl olunur? Bu uzunca bir anlatım gerekir. Bugün konunun o kısmını anlatmayı düşünmüyorum. Olaya başka bir açıdan yaklaşmak istiyorum.

Bu hafta küçük bir turistik seyahat yaptım. Çocukluğumdan beri seyahat ettiğim otobüs firması VARAN idi. Ancak evimin köşesinde ULUSOY firmasına ait bir irtibat bürosu olduğundan son yıllarda ULUSOY firmasını kullanıyordum. ULUSOY harika bir şirket. Gerçekten kurumsallaşmayı uygulayan personeline değer veren bir şirket. Ancak son bir yıl içinde evimin köşesindeki irtibat bürosunu kapattı. Onun yerine VARAN firması büro açtı. Bu hafta seyahatimi VARAN ile yaptım. Seyahat demek insanın bilgisini kültürünü arttırdığı bir eylem şeklidir. Yeter ki cama başını dayayıp hülyalara dalmazsan tabii. Ben artık anı yaşamayı öğrendiğim için çevreyle bağlantım çok kuvvetli. Her şeye dikkat ediyorum. VARAN firması gerçekten kurumsallaşmanın doruğuna çıkmış. Kendimi çok özel hissettim. Bir kere eleman seçimi harika. Eleman seçimini iyi yapmışlar daha ziyade çok iyi eğitim vermişler. Kaptan şöförlere baktım adamlar şöför değil de adeta bir şirketin genel müdürü gibiler. Adamları ayrıca giydirmene bile gerek yok valla. Olduğu gibi bir şirketin genel müdürünün masasına oturttur kimse yadırgamaz. Davranışlarında öylesine bir medeniyet içindeler. Müşterilere yardımcı olan host denen elemanlar ise sanki senin özel yardımcın gibi. Yüzüne bakıyor ve ne istediğini anında anlıyor. Kendini güvende hissetmen için elinden geleni yapıyor. İşte bütün bu kişisel davranışları sağlayan kurum kimliğidir. Şirket kendi ilkelerini belirliyor ve bunu personeline anlatıyor ve personel de bu kalıplar içinde davranıyor. Bilirsiniz bir orkestra elemanları hepsi konusunda uzman bile olsa orkestra şefi olmadan bir müzik parçasını çalamazlar. Onun için VARAN firmasının kurum olma çabaları müşteriye olumlu yönde yansıyor. İnsan rahat ettiği için bir daha ki seyahatinde aynı firmayla gitmek istiyor.

Buraya kadar yazdıklarım kurum olmanın matematiksel tarafı. Yani kurum olmak için kitaplarda yazan kriterleri çok iyi uygularsan kurumsal bir şirket olunur. Ama şirketin ruhu olmaz. Ona bir de ruh katmak gerekli. Peki bu nasıl olacak. Biraz manevi değerler devreye giriyor. Biz Türklerin bir özelliği de dostluklara ve aile değerlerine önem vermemizdir. Bir müşteriye çok iyi hizmet verirsiniz ama bunu öylesine makine gibi yaparsınız ki karşınızdakini mutlu edemezsiniz ve nerede yanlış yapıyorum diye düşünürsünüz. Ben çalışma hayatımın 25 yılını Hürriyet Gazetesi’nde geçirdim. Hürriyet gazetesindeki yöneticiler çalışanlarına şöyle bir imaj verirlerdi: “Sen olmazsan bu gazete batar”

Tabii ki biz de yeni iş hayatına başlayan biri olarak yıllarca bu söze inandık delicesine çalıştık. Oysaki kurumun devamlılığı söz konusudur. Kim giderse gitsin kurum yoluna devam eder. Ama sen olmazsan işler yürümez deyip bir de sırtını bir sıvazlar ki insan dört nala koşmak ister. İşte bu da kurumsallaşmanın manevi tarafı bence.

Şimdi VARAN firmasındaki manevi tarafı anlatmak istiyorum. Bugüne kadar hiç fark etmediğim bir şey gördüm ki inanılmaz hoşuma gitti. Bilirsiniz çok sevdiğiniz bir aile ferdi seyahate çıkarken arkasından su dökülür. Yani su gibi gidip gel. Yani kazasız belasız bize geri dön. Yani seni çok seviyoruz. Seni kaybetmeyi asla düşünemeyiz gibi hisleri içinde barındıran eski bir gelenek. Ama bunu ancak insanın ailesi yapar. Siz çalıştığınız şirket için bir seyahate çıkarken şirket sizin arkanızdan hiç su döktü mü şimdiye kadar? Ben rastlamadım. Dün sabah Ankara’dan VARAN firmasıyla İstanbul’a gelmek için otobüs tam hareket halindeyken bir şey dikkatimi çekti. En önde şöförün arkasında oturuyordum. Otobüsün sağ tarafındaki dışarıdaki büyük aynadan otobüsün arka tarafını görüyordum. Görevlinin birinin kucağında bir kova tuttuğunu gördüm. Otobüs manevrasını yaptı tam perondan çıkmak üzeriydi ki görevli elindeki kovadaki suyu otobüsün arkasından yere döktü.

İçimden o dakikada ağlamak geçti. Çocukluğum aklıma geldi. Bu kadar acımasız para kazanma savaşı içinde manevi değerlere sahip çıkan bir kurum görmenin sevincini yaşadım. Sanki ailem beni yola uğurluyorlarmış gibi geldi. Emin ellerde olduğumu hissettim. Yani yolda hastalansam bu firma beni yolda bırakmaz. Bana sahip çıkar. Beni evime kadar getirir.

İşte bu kurumsallaşmanın insani değerlerini kaybetmeden uygulanışıdır. Amaç sadece para kazanmak değil. Amaç sadece çok iyi hizmet değil. Eğer müşterinize ve personelinize sahip çıkan bir kurumsallaşma içine girmezseniz belirli süre iyi para kazanabilirsiniz. Ama devamlılığın esas olduğunu düşünürseniz bence doğru olmaz.
Çünkü önemli olan en iyi olmak değil farklı olmak. Eğer bu fark manevi değerlerle doldurulursa güçlü bir kurum olmanın önündeki bütün engeller kalkar.

Diliyorum ülkemizde böyle insani değerlere de önem veren kurumların olması.
İyi seyahatler diliyorum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Reklamlar
Etiketler:

2 Yanıt to "Kurumsallaşmanın insani tarafı"

Merhaba;
Bizde uçak yolculuğunda hissettik.Ankara-Trabzon seferini yapacak olan pegasus şirketine ait uçakla saat;21.30 uçağı sabah saat;4.00 da kalktı.Kâr yağışı var dediler pilot yatmaya gitti dediler.Oysa THY uçağı 22.00 da kalkmıştı.Kalkması sorun teşkil edebilir ama biz hava limanında telef olduk diyebilirim.O kadar yolcu oturaklarda sabahladı. Hep oyalandık yani başka şirketle gitmeyelim diye tam açıklama yapılmadı saatte bir şimdi az sonralarla sabaha kadar bekletildik.Müdür diyemeyeceğimiz kişiler yanımıza gelerek yardımcı olmak yerine şiz seçtiniz seçmeyebilrdiniz diyebiliyor.Deyil bir bardak çay su veya bir tebessüm yoktu.Buda hava hizmeti.Saygılarımla

yazı icin tşkler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Şubat 2009
P S Ç P C C P
    Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
%d blogcu bunu beğendi: