Tülay Bilin-ce

Ne kadar özgürsünüz?

Posted on: 17/02/2009

Hiç aidiyet duygusu hakkında düşündünüz mü? Yani bir kişiye, bir cemiyete, bir derneğe, bir aileye, bir işyerine ait olmak. Yani kendini o gurubun içinde hissetmek. Bazen onların koruması altına girmek. O gurupla ya da o kişiyle birlikte olmanın getirdiği şartları yerine getirmek.

Hangisinin doğru olduğunu bilmiyorum. Ya da hangisi daha sağlıklı bilmiyorum. Bence hangisi daha doğru demek yanlış olur. Kişilere göre değişen bir duygudur. Her ikisi de doğrudur.

Bende aidiyet duygusu fazlaca gelişmiş. Yani bir seyahate gitsem 3 gün sonra evimi özlerim. Ailemi özlerim. Dostlarımı özlerim. Bazı insanlar çok hoşuma gidiyor. 3-4 ay tatile gidiyor. Otelde kalıyor ya da pansiyonda kalıyor. Ben de çok seyahat ettim. Ama dönüşümde hep özlem oldu içimde.

Yabancı filmlerde hep görürüz. Kişi örneğin Paris’te yaşıyordur. Birden bire iş teklifi alır ya da teklif bile olmasa Amerika’ya yerleşmeye karar verir. Eline bavulunu alır ve gider. Bazen ailece giderler. Peki bu kişilerin hiç mi eşi dostu, annesi, babası, kardeşi yoktur. Ben mahalledeki bakkalı bile özlüyorum. Nasıl hepsini birden terk eder giderler. Bunun kötü olduğunu savunmuyorum. Sadece 2 tarzı irdelemeye çalışıyorum. Hatta çekip gitmeyi özgürlükçü buluyorum. Hiçbir şeye bağımlı olmamak belki de özgürlüklerin en güzeli ama ben henüz başarmış değilim.

İstanbul ‘da yaşayan bir arkadaşım şehir dışından bir yerden iş teklifi aldı ve gitti. Orada küçük bir ev tuttu 2 yıl yaşadı. Üstelik eşi İstanbul’da kaldı. 2 yıl sonra proje bitti. Evin eşyalarını tekrar İstanbul’a taşıdı. Aradan 4 ay geçti tekrar bir iş teklifi aldı. Ama projenin ilk bir yılı tekrar İstanbul dışında olacaktı. Bu sefer evi taşımadı. Eşyalı bir ev tuttu. Yani başkasına ait eşyalarla birlikte yaşamak. Bu duygu erkekler için biraz daha kolay da biz kadınların ev ile ilgili takıntıları daha fazladır. Arkadaşıma sordum;
– Bir başkasının eşyaları ile yaşamak nasıl bir duygu?
– Hiç önemli değil. Kendimi özgür hissediyorum demişti.
Hatta bu işi almak için konuşmaya gittiğinde patron şöyle demiş;
– İnşallah sizinle uzun yıllar çalışmak isterim.
Arkadaşımın cevabına ise çok şaşırmıştım:
-Ben size uzun yıllar birlikte çalışmak için söz veremem. Böyle bir düşünce içinde değilim. Ancak proje bitiminde tekrar görüşürüz.

Bu cevaba şaşırmamın nedeni ise ben Hürriyet Gazetesine girip ancak 22 yıl sonra çıkabilmiştim. Sonra Dünya Gazetesi 8 yıl. Ama eski yazılarımda da belirtmiştim. Büyük holdinglerde çalışmak insana güç veriyor ama artık bu güce ihtiyacım yok. Çünkü ben tek başıma bir güç oldum diye. Demek ki insanın gücü arttıkça aidiyet duygusu değerini kaybediyor.

Bugünlerde tiryakisi olduğum bir dergi var. Alkım Yayınları’nın çıkarttığı K Dergisi. Cuma günlerini iple çekiyorum. Cuma günü dergiyi aldığımda o gün okuyup bitiriyorum ve şimdi bir hafta nasıl geçecek diye düşünüyorum. Dergiyi çıkaran grup Hürriyet’te yıllarca birlikte çalıştığım arkadaşlarım. Mehmet Güreli ve Cafer Yarkent. Ayrıca Ahmet Altan’ın da bu çorbada tuzu olduğunu biliyorum ama nedense derginin künyesine adını koymamış.

10 Kasım 2006 tarihli dergide Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir’un birlikteliklerini anlatıyordu. Yazıyı çeviren Ebru Kuş. Yazıdan biraz alıntı yapınca yukarıdaki konuyla bağlantısı ortaya çıkacak:

“Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir. Birinin adı söylendiğinde hemen diğerinin akla geldiği yirminci yüzyıla damgasını vurmuş bir çiftti onlar. 1950’de, Tamanrasset yakınlarındaki bir çölde kurdukları çadırlarında kaldılar. 1955’de Çin’e, Hang Çeu Gölü’ne, 1960’da ise arkadaşları Fidel Castro’yu ziyaret için Küba’ya gittiler. Daha sonra , aynı yıl içinde Amazon’u birlikte geçtiler. 1961’de ise Yunan harabelerini gezerken göründüler. Her yerdeydiler; Litvanya, Almanya, Afrika ve Eski Sovyetler Birliği. Her yaz, bir ay boyunca Roma’da kalmak bir alışkanlıktı onlar için. Roma sokaklarında ağır ağır gezinmek ve o çılgın seyahatlere ara vermek. Santre otellerde tanınmamayı tercih ediyordu. Aynı zamanda oralarda insanda aidiyet duygusu uyandıracak hiçbir şeyin olmamasına da bayılıyordu. Simgesel başka bir şey ifade etmeden “Dünyaya ait olmak istiyorum” diyordu.”

İşte bana bu hafta bu yazıyı yazdıran da bu son cümleler oldu. Gerçek özgürlük bu olsa gerek 🙂

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Reklamlar
Etiketler:

1 Response to "Ne kadar özgürsünüz?"

İnsanlar okusun diye ne yollara başvuruyorum anlatamam.Fagebook da paylaşmak,MAİL OLARAK GÖNDERMEK,Gözlerimin içine içine skorcasıne öne çıkarmak…Okumayan okumuyor insanlar bildiği yöntemlerin dışına çıkmak istemiyor.Bilmeye gelince herşeyi biliyor,yani öyle sanıyor.Yinede tüm yazılar çok iyi ve hayatın gerçek kavramlarını gün yüzüne çıkaracak boyutta.Zaman buldukca tüm yazılarınızı okumayı hedef aldım.Yaşım gereği ekrana çok bakmak başımı ağrıtıyor.Bölüm bölüm hepsini okumalıyım diye düşünüyorum.Internette iyi şeyler bulmak da zorloştı.Milyonlarca seçenek olunca faydalı olana ulaşmak güç diye düşünüyorum. Svgiler selamlar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Şubat 2009
P S Ç P C C P
    Mar »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728  
%d blogcu bunu beğendi: