Tülay Bilin-ce

Archive for Mart 2009

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak
atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin
genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle
çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı.
Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak
istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..
Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine
sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir
kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı.
Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi.
Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi.
Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000
metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev,
tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir
“0” ve “Dersten sonra beni gör” uyarısı vardı.
“Neden “0” aldım?” diye merakla sordu hocasına, çocuk..
“Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal”
dedi, hocası.. “Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun.
Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir.
Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da
alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız” ve ekledi:
“Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden
yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.”
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.
“Oğlum” dedi babası “Bu konuda kararını kendin vermelisin.
Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!.”
Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir
değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
“Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin” dedi..
“Ben de hayallerimi..”…..

O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki
1000 metrekarelik evinde oturuyor.
Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde
çerçevelenmiş olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen,
geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi.
Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine “Bak” dedi,
“Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken,
hayal hırsızıydım. O yıllarda
öğrencilerimden pek çok hayal çaldım.
Allah’ tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın.”
Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Reklamlar

Mutlu insanlara uzaktan baktığımızda her şeyin yolunda gittiğini hiçbir sıkıntıları olmadığını sanırız. Oysaki durum hiç de öyle değildir. Mutluluk doğuştan insanlara verilen bir şans değildir. İnsan, mutluluğu içinde yaratırsa mutlu olabilir. İşte bu da bizim elimizde. Hayatın dört dörtlük gitmediği zamanlarda bile mutlu olabiliriz. Bakın aşağıdaki hikayedeki gibi;

Bir hükümdar amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ülkenin bütün hekimleri saraya geldi, komşu ülkelerin hekimleri de çağırıldı. Ama hastalığa hiçbir çare bulunamadı. Hükümdar, herkesin gözü önünde her gün biraz daha erimeye devam ediyordu. Umutsuzluk içinde çırpınırken son çare olarak bütün falcıların, büyücülerin bulunup saraya getirilmesini istedi.

Adamları koşuşturdu. Ülkede ne kadar adı falcıya büyücüye çıkmış insan varsa toplayıp getirdiler.

Falcılar, büyücüler hükümdara tek tek baktılar, bildikleri bütün numaraları yaptılar, ama hiçbiri herhangi bir iyileşme sağlayamadı.

Hükümdar artık iyiden iyiye umutsuzluğa düşmüşken günün birinde sarayının kapısına bir yaşlı kadın geldi. Bu kadın hükümdarın derdini nasıl çözeceğini bildiğini söylüyordu!

Yaşlı kadını hükümdarın yanına götürdüler.

Hükümdar yatağında doğrulamadan, “Söyle kadın” diye güç bela konuştu: “Neymiş senin çaren!”

Kadın bildiği çareyi anlattı: “Adamlarınız ülkeyi dolaşacak, ülkenin en mutlu adamını bulacak, onun gömleğini alacak ve size getirecek. Siz de bu gömleği giyince iyileşeceksiniz…”

Hükümdar emir verdi, adamları hemen ülkeye dağıldı. Önce en zenginlerin kapısını çalmaya başladılar. Ama hangi zenginle gidip konuştularsa onun hiç de tahmin ettikleri gibi mutlu olmadığını gördüler. Aralarından bir iki kişi, en değerli gömleklerini verdi. Hükümdar gömlekleri giydi fakat bunların da herhangi bir faydası olmadı. Böylece o gömleklerin sahiplerinin söyledikleri gibi mutlu olmadıkları ortaya çıktı.

Hükümdar köpürüyor, adamları bütün ülkeyi adım adım dolaşıyor, artık zengin fakir dinlemeden mutlu insan arıyor ama bir kişi bile bulamıyorlardı.

Durmaksızın dolaşırken susuz kalan hükümdarın adamlarından birkaçı dökülen bir kulübenin yanından geçmekteydi. Su istemek için yaklaştıklarında içeriden gelen sesi duydular.

Bir adam kendi kendine konuşuyordu:

“Ne kadar mutluyum, benden iyisi yok, karnımı doyurdum, yarın çalışabilecek gücüm de var… Benden iyisi yok…”

Hükümdarın adamları suyu falan unutup hemen içeri daldılar. Bu son derece yoksul kulübede bir adam yere oturmuş, kağıt üzerine serdiği peynir ekmeğin son kırıntılarını ağzına atarken bir yandan da türkü söylüyordu.

Hükümdarın adamları “Nihayet bulduk” diye adama doğru hamle ettiler ve yanan tek bir mumun zayıf ışığında adamın gömleğinin olmadığını gördüler.
Saygılarımla,
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Kadın gece uyanıyor ve kocasının yatakta olmadığını görüyor. Üzerine sabahlığını atıp, aşağıya iniyor. Kocası mutfakta oturmuş, önünde bir fincan kahve, derin düşüncelere dalmış görünüyor.
Gözlerinden süzülen iki damla gözyaşını elinin tersi ile silerken, kahvesinden de bir yudum alıyor.
– Hayırdır, gecenin bu saati aşkım? Nedir derdin? diyor kadın.
Adam, kahvenin üzerinden ona bakarken;
– Hatırlar mısın aşkım, çıkmaya başladığımızda sen henüz 16 yaşındaydın! Ne kadar duygusal, ne kadar şevkat ve sevgi doluydun!
Kadının gözleri doldu;
– Evet tabii ki hatırlıyorum.
Kocasının sözleri gırtlağında düğümleniyordu;
– Hani arabanın arka koltuğunda babana basılmıştık!!
Adam devam etti;
– Ve silahı kafama dayayıp, ‘Ya kızımı alırsın, ya da 20 yıl hapislerde çürürsün!!’ dediğini.
Yumuşacık bir sesle ‘Hımmm’ dedi kadın..
Adam yanağından bir gözyaşı daha silip, sözlerine devam etti;
– Bugün çıkıyor olacaktım!!!!!!!!!!!

Aslında sıradan bir fıkra gibi geliyor insana, gülüp geçebiliriz. Ama üzerinde biraz düşünürsek olayın ne kadar acı olduğunu farkına varırız. Yanlış aldığımız bir kararın bedelini hayatımızla ödemek zorunda kalabiliriz. Bir anlık zevk uğruna ya da masumane bir deneyim yüzünden hayatımız kararabilir. Yaşadığımız deneyimin illaki cinsellikle ilgili olması gerekmiyor. Hayatın her alanında iyi ve kötü deneyimlerimizin mutlaka bir bedeli var. Eğer bedelini ödemeye hazırsak problem değil. Ama ‘Bir şey olmaz’ diye geçiştirmenin bedeli çok ağır olabilir, hatta fıkrada olduğu gibi 20 yıl mutsuz bir hayat sürebiliriz. Peki hiç hata yapmayacak mıyız? Yapıcağız tabii ama bedeli bu kadar ağır olmamalı. Pişmanlığın bu kadarı da fazlaJ
Keşke demeyeceğiniz yıllar diliyorum….

Saygılarımla,
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Sayın Tülay hanım yazılarınızı hiç kaçırmadan takip ediyorum ve çok beğeniyorum bunda da çok samimiyim. Ben üniversite öğrencisiyim ve evde kalıyorum 2 arkadaşımla. Bizim bir sorunumuz var. Biz kimseye hayır diyemiyoruz yani birisi bir şey istediğinde biz hayır diyemiyoruz fakat onun olmasını da istemiyoruz.Nasıl bir yol çizmeliyiz ki arkadaşlarımızı kırmadan hayır diyebilelim….
İLGİLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM

Bu mail 2 gün önce geldi. Onlara söz verdim. Size cevabımı sitede vereceğim dedim. Böylelikle konuyu diğer okuyucularımla da paylaşmış olurum diye düşündüm.

Gelen maillerden anladığım kadarıyla bu sorun toplumda çok yaygın. Bunu çok iyi anlıyorum. Çünkü bu sorunu yaşamış ve bu sorundan kurtulmuş bir insanım. Onun için nasıl kurtulduğumu da anlatmak istiyorum.
Öncelikle neden ‘Hayır’ diyemediğimizi farkında mıyız acaba. Okuduklarımdan, gözlemlerimden ve yaşadıklarımdan neden hayır diyemediğimizi şöyle sıralayabilirim;
1- Kaybetme korkusundan
2- Beğenilmemek korkusundan
3- Sevilmemek korkusundan ‘Hayır’ diyemiyoruz.
Bu üç korku bizi etkisi altına aldığından istemediğimiz halde ‘Hayır’ diyemediğimiz bazı tekliflere ya da fikirlere evet demek zorunda kalıyoruz.
Sürekli ‘Hayır’ diyememenin tehlikeli tarafları da vardır;
1- Çevrenizde inandırıcılığınızı kaybedersiniz,
2- Hiçbir zaman kendinize ait fikriniz olamaz,
3- İnsanın kendine saygısı kalmaz,
4- Bir bakarsınız ki başkalarının hayatını yaşıyorsunuz,

Yıllar yıllar önceydi. Bütün derdim ‘Hayır’ diyememekti. Nasıl yapacağımı bilemiyordum. Öncelikle yukarıda yazdıklarımı da henüz bilmiyordum. Hayatımı yaşayamıyordum. ‘Hayır’ dersem insanlar beni sevmez ya da darılır giderler ve yalnız kalırım korkularını yaşıyordum. Papağan gibi kim ne derse haklısın demekten de utanıyordum. Buna bir çare bulmam gerekliydi. Benim en büyük özelliğim bu işi iyi yapan insanları gözlemlemek oldu. En sonunda kendimle bir oyun oynayama karar verdim. Gelen tekliflere ‘Hayır’ deme oyunu oynamaya başladım. Ama içimde hep korku vardı. Terk edilmek ve sevilmemek ya da hep fikirlerime itiraz edilecek korkusu. Ama ‘Hayır’ derken makul nedenler buluyordum. ‘Hayır’ demeye başladım. Bir baktım ki kimse ne darıldı ne karşı çıktı ne de beni sevmekten vazgeçtiler. Aksine arkadaşlar arasında daha saygın biri haline geldim. Nasıl olsa Tülay hayır demez fikri silindi ve bir de Tülay’a da soralım lafları dolaşmaya başladı.
Çok rahatlamıştım. Hayatımın en önemli sorununu hallettim. O zamandan sonra hayatım değişmeye başladım. Birey olmaya başladım. Ben olmaya başladım. Artık başkalarının hayatını değil kendi hayatımı yaşıyordum. Mutlu olmaya o tarihten sonra başladım. Ondan sonra araştırdım. ‘Hayır’ diyememenin arkasında duran korkuları buldum. Kendimle yüzleştim ve artık istediğim zaman ‘Hayır’ diyebiliyordum ve hala da diyorum.

Saygılarımla,
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Radyo programı yaptığım yıllarda özenle her hafta programımı kaçırmadan dinleyen ve mutlaka programıma bağlanıp düşüncelerini dile getiren bir dinleyicim vardı. Kendisi de kişisel gelişim ile yakından ilgiliydi. Her hafta yapıcı katkısı olurdu bana. Selahaddin Vatansever ismindeki bu dinleyicim bir gün bana kendi çıkardığı bazı notları vermişti. Bugün onun bu yazısını sizinle paylaşmak istiyorum.

Hiç kendine sordun mu?

1- Kendime güveniyor muyum? Kararlı mıyım?
2- Topluluk önünde heyecanımı yenebilir miyim?
3- Herkesle başarılı bir iletişim kurabiliyor muyum?
4- Sesimi doğru, güçlü ve güzel kullanabiliyor muyum?
5- Güzel ve doğru yazabiliyor ve konuşabiliyor muyum?
6- Anlatımım ve duygularım yerli yerinde mi?
7- Dinleyebiliyor ve dinletebiliyor muyum?
8- Bedenimi ve hareketlerimi doğru kullanabiliyor muyum?
9- Göz temasım ve mimiklerim nasıl?
10- Heyecanlandırıyor, etkileyebiliyor ve ikna edebiliyor muyum?
11- Bir gurup önünde etkin bir konuşma yapabilir miyim?
12- Her zaman ve her yerde doğaçlama konuşabilir miyim?
13- Kaç melekeyi bir anda kullanabilirim?
14- Yapıcı bir eleştiride bulunabilir miyim?
15- Duygu ve düşüncelerimi kısa, anlaşılabilir, net ve özlü bir biçimde aktarabilir miyim?
16- Ne kadar dikkatliyim?
17- Ne kadar doğalım?
18- Zamanı ekonomik kullanabiliyor muyum?
19- Ve kendimle ne kadar barışığım?

İnsan kendine bu soruları sorduğunda kendini de tanımış olur. Daha önceki yazılarımdan birinde ‘Ben Kimim?’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Orada da kişinin kendini tanıması için hazırlanmış güzel sorular vardı. Kendimi bulmada bana çok yardımcı olmuştu. Umarım size de faydalı olur.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Çok uzun süredir internette yazılarım dolaşıyor. Çok fazla site yazılarımı kullanıyor. Ancak çok yeni kendime bu web sitesini kurdum ve bütün yazılarımı burda topladım. Bu site hayata geçeli bir ay oldu. Diğer sitelerde yazılarım devam edecek, oralarda daha bilimsel yazmaya devam edeceğim. Ama burada daha özgürüm. Burası benim evim. Misafir değilim. Site daha yeni yapılanma içinde olduğu için ileride sizinle daha güzel yazılarda buluşmak istiyorum. Mesela sizlerden gelen mailleri burada yayınlamayı düşünüyorum. Ama isim ve soyad vermeden. Ama bu akşam bir tane gelen maili hemen paylaşmak istiyorum.
Bilgisayarda çalışırken şimdi geldi. Saat 02.10

“Siz dolup taşmışsınız, yazılarınızı kitap gibi okuyorum. Her gün yeni sayfa çevirir gibi nette yazdıklarınızı okuyorum ve tek kelime ifadesinin yetmeyeceğini bilmenizi isterim. Süpersiniz kelimesi az kalır. Anlatılmaz yaşanır derler ya ama siz öle bir anlatıyorsunuz ki, yazılarınızı yaşıyorum adeta…

Sizin yazdığınız yazılara karşı aşağıdaki şiir de benim ikramım olsun.

Tek kelimesi bile anlam içeren
Üşenmeden yazıp ve bizleri düşündüren
Layık ödüllere yazdığı yazılarla, bizleri bilinçlendiren
Anlatamaz hocalar bile, bu kadar güzel derslerle dolu hayatı
Yansıtamaz bu içtenliği bu yazılara

Bilirsiniz az okur ve az yazan bir milletiz
İstenen sonuc yazılarda her defasında net verilmez
Listelenir tüm hayat ama hep hayal dünyasında yaşarız
İsteriz gerçeğe dökmek ama hep içimize kapanırız
Ne acı ne tatlı günler geçirdiysek de yazılarınızla hep hayata yeniden bağlanırız

Yazdığı şiir çok hoşuma gitti. Gecenin bu saatinde mutluluğumu sizlerle paylaşmak istedim.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler:

İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle; “Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?” der. Baba; “Ben de yoruldum oğlum” der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı oğluna verir, “Al oğlum, sana güzel bir at” der.

Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile.. Baba gülerek kızına;

-İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir ya da bir çocuğun tebessümü olabilir. (ALINTIDIR)

Son zamanlarda ben de kendimi ruhen yorgun hissediyorum. Çünkü annemi kaybettim. Anne yokluğu insanı çok üzüyor. Ama hemen kendime bir dal kestim ve kendime bir at yaptım. Nedir biliyor musunuz? Kendime bu web sitesini kurdum. http://www.tulaybilin.com
Yazılarıma hem kendi sitemde hem de http://www.maksimum.com ‘da hem de http://www.ntvmsnbc.com/yaşam haber sitesinde devam edeceğim. Çünkü yazacağım çok şey var. Sizler okuduğunuz sürece ben hep yazacağım.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler:

Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Mart 2009
P S Ç P C C P
« Şub   Nis »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Reklamlar