Tülay Bilin-ce

Yazar Arşivi

Kişisel gelişime kitaplarına ve seminerlerine başladığım ilk yıllardaydı. Kitaplardan birinde soruyordu ‘idolünüz var mı?’. Bu soruya verecek cevabım yoktu. Bilmiyordum. Kendime örnek olarak aldığım, yaşam biçimini onayladığım ve onun gibi olmak istediğim biri ya da birileri. Hiçbir fikrim yoktu. Aslında varmış da farkında değilmişim.

Gençliğimde üç kişinin peşinden koşmuşum meğerse. Şimdi geriye dönüp baktığımda bu iki kişi, kişiliğimin oluşmasında müthiş rol oynamış. Birisi Genco Erkal,  Zülfü Livanelli ve Rutkay Aziz. Yıllar sonra üçünün de hayatlarındaki detayları okuduğumda her anında varmışım meğerse.

Zülfü Livanelli hayatını yazmıştı. Kitabı okurken evet bunu biliyorum ben ordaydım dedim her bir satırında. Televizyonda defalarca belgeselini seyrettim. Konserlerini verdiler. Her bir konserde ben ordaydım. Bütün şarkılarını ezbere biliyorum. Gence Erkal deyince ise bütün oyunlarını seyretmişim. Hayatının her anında yanında olmuşum.

Önemli olan bütün oyunları seyretmiş olmak, bütün şarkılarını ezbere bilmek değil. Onların yaşam biçimleri ve hayatın içindeki duruş biçimleri beni çok etkiledi. Hala dimdik ayaktalar. Hala düşüncelerinden bir samtim şaşmadılar. Hala duruşlarından ödün vermediler. Asmaya götürseler hala bildiklerini söylüyorlar. Hangimiz bu kadar azimli olabildik hayatta.

Bu akşam CNNTÜRK ekranında Aykırı Sorular adlı programda Genco Erkal vardı. Hakkını veren güzel bir programdı. Gerekli saygı gösterildi. Harika bir programdı. Seyrederken kendimden geçtim. Bütün gençliğim gözümün önünden geçti. Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosundan herhangi bir oyunundan çıktığım zaman sarhoş gibi Taksime kadar yürürdüm. Yüzüme vuran rüzgar beni kendime getirirdi. Zülfü Livanelli’nin konserlerini bilirsiniz. Harika bir koro vardır. Hep beraber şarkıları söylenir.

Bu üç kişiyi düşündüğüm zaman dünyanın dertleri gözümde küçülüyor ve onları problem ettiğim için üzülüyorum ve kendime kızıyorum. Bu kadar dimdik durmak için ne bedeller ödendiler. Hala da ödüyorlar.

Onlar benim idollerimdi. Ben onlarla büyüdüm ve şimdiki Tülay Bilin’i onlar yarattılar. Hayata bakış açısını onlardan öğrendim. Bugün hayatta dik durabiliyorsam onlar sayesindedir.

Rutkay Aziz. Ankara Sanat Tiyatrosu ne zaman İstanbul’a gelse bütün işlerimi bırakır giderdim. Bütün oyunları seyrettim. Onların sayesinde büyüdüm. Hatta bundan 3-4 yıl önce bir cenazede Rutkay Aziz’le karşılaştım. Yanına gittim ve dedim ki;

“Sizin yüzünüzden artık hiçbir şeyi beğenmiyorum. Çünkü öyle güzel oyunlarla bizi büyüttünüz ki artık dizi ve filmleri beğenmiyorum” dedim. Güldü teşekkür etti.

Mutlaka gençlerin ya da yaşlıların hayatta idolleri olması gerekir diye düşünüyorum. Birilerinin peşinden gitmek ama doğru insanların. İleride seni sen yapacak doğru insanların. Hayatımda böyle birileri olduğu için çok mutluyum.

Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

Reklamlar

Arkadaşlar bu güne kadar size hep gerçekten ne düşünüyorsam onu yazdım. Hiç ayıp olmasın diye yazdığım bir şey olmadı. Ancak yazmadığım oldu. Bu akşam size gerçekten bir konuda ne düşündüğümü yazıcam. Biliyorum çok tepki çekecek. Olsun tartışırız biraz. Ne yapayım böyle düşünüyorum. Bu güne kadar fikirlerimi sizden hiç saklamadım. Bunu da aynen yazıcam. Konuyu merak ettiniz değil mi. Konu evlilik.

Uzun süredir evlilik konusunda çiftlere yardım ediyorum. İnandığım şeyleri söylüyorum bazen faydalı oluyorum bazen de olamıyorum. Çünkü dünya görüşüm farklı, yani evliliğe bakışım farklı. Nasıl mı?

 

18-19 yaşlarındaydım. Arkadaşlarım akrabalarım evlenmeye başladı. Ben 18 yaşında o kadar küçük görünüyordum ki daha evlilik çağı gelmemiş olarak algılanıyordum. Flörtüm vardı ama evliliği henüz düşünmüyordum. O çevremdeki kişiler önce nişanlandılar sonra evlendiler çocukları oldu. Öncelikle ablam (biz iki kardeşiz ve birbirimizi taparcasına severiz) evlendi. Evlendiği kişi arkadaş çevremizin içinden biriydi. Evlendikten sonra o arkadaş çevresi bitti. Çünkü onun gözünde hepsi karısını tavlamak için potansiyaldi. Kadınlı erkekli hepsi kötüydü. Oysa o kişiler bizlerin hala en iyi dostlarımız. Bir ara ablam ve eniştemle evlerimiz çok yakındı hatta 2 ev vardı aramızda. Bir yılbaşı gecesiydi bütün arkadaşlar bizim evimizdeydi ablam ise eniştemle tek başına evdeydi. Getirmedi ve ben iki ev arasında yiyecek taşımıştım. Eğer bu evde oturma ikisinin de tercihidir ve mutludurlar buna diyecek bir sözüm yok. Hayır zoraki bir evde oturmaya zorlama idi.  Eniştem o tarihlerde tiyatrocu idi. Pazartesi geceleri tiyatro olmadığı için ablamı alır dışarı çıkarlardı. Ben de yiğenime bakardım. Bir saat sonra geri döndükleri çok olurdu. Neden mi? Çünkü binecek taksi bulamamışlardı. Taksi şöförlerinin hepsi kötü insanlardı. Daha binmeden bunu anlıyor ve vazgeçiyordu. Yani hasta bir tipti. 12 yıl süren inanılmaz kötü bir evlilikten sonra ayrıldılar. Eniştem tekrar evlendi. Yıllar sonra bir gün dediki ablama; “senden özür diliyorum sana çok çektirdim. Şimdi de yeni karım bana çektiriyor.”

Peki insanlar birbirlerine çektirmek zorunda mı? İnsan mutsuz olmak için evlenir mi? O tarihten sonra bütün evlilikleri izlemeye başladım. Hala da izliyorum. Çok istisnalar var tabii ama onlar kaideyi bozmuyor. Evlilik neden bu kadar azap halinde. İnsanların kişilikleri değişiyor evlenince. Çünkü kadın değişmek zorunda kocası bazı hareketleri yapmasını istemiyor. Erkek de kadın için değişmek zorunda çünkü kadın bazı hareketlere ambargo koyuyor. Neden sürekli birbirimizi değiştirmek zorundayız. Olduğu gibi kabullenmiyoruz. Neden saygı duymuyoruz karşımızdakinin fikirlerine. Hep benim gibi düşünmek zorunda mı? Zorunda çünkü kavga çıkıyor. Ya kadın çıkarıyor ya da erkek. Hiç birini birbirinden ayırmıyorum. İki taraf da facia durumda. Hayatı birbirlerine zehir ediyorlar. Belki cicim ayrıları denen birkaç ay içinde herşey düzgün gibi görünüyor. Aslında görünmüyor da ambargoyu beni kıskanıyor ne hoş diye algılıyorlar ama sonraki yıllarda kıyametler kopuyor. Bana sürekli danışmanlık almak için evli bir kadın ya da evli bir erkek geliyor. Hepsi mutsuz. Yemin ediyorum çok mutluyum diye gelen 1-2 kişi oldu.

Madem mutsuzsunuz ayrıl o zaman diyorum. Ayrılırsam beni öldüreceğini söylüyor, ya da ben sensiz ölürüm yaşayamam diyor, ya da çocukları göstermem diyor, ya da kendini yerden yere atıyor ağlıyor bak bundan sonra herşey değişecek diyor ama hiçbir şey değişmiyor.

Bu nasıl bir bakış açısı ben biriyle birlikte olmak istemiyorsam zorla onunla nasıl birlikte olabilirim. Neden her şey değişsin. Eğer senin bir karakterin varsa neden değiştiresin benim için. Değişecekse kendi için değişmeli. Ben de aynen, eğer senden ayrılmak istiyorum diyorsa ben neden kendimi yerden yere atıp ayrılmam sana hayatı zehir ederim diyeyim. Evlenirken bunları dememiştik. Bir ömür boyu birlikte kocayalım derken mutsuz olsam da beni dövsen de evden dışarı çıkartmasan da, beni aldatsan da her türlü eziyeti yapsan da bir ömür boyu senle birlikte olayım demedim ki.

Evlilik nasıl iki tarafın anlaşması ile başlıyorsa, taraflardan birinin ayrılmak istemesi ile de bitmeli. Neden eziyet halini alsın ki. İstemiyorum arkadaş, istemiyorum. Eğer sen de istemiyorsan saygı duyuyorum.

Her türlü hakareti birbirlerine edecekler sonra hadi gel sevişelim. Nasıl olacak bu, insanlar makinemi, biraz önceki duygular ne olacak. Yarın hemen unutulacak mı, peki öbür gün. Günler süren bir soğukluk arada. O diyor ki,  o özür dilesin, diğeri istiyorki diğeri özür dilesin. Kimse dilemiyor. Çünkü herkesin egosu tavanda. Herkes kendisinin haklı olduğunu düşünüyor. Doğrudur belki ikisi de kendi açısından haklı. Uzlaşacak zemin arıyorlar. Uzlaşmayabilirler. Herkes farklı düşünüyor olabilir. Hayır herkes kendi fikrinin doğru olduğunu savunduğu için karşı taraf yüzde yüz haksızdır. Bu nasıl bir birliktelik. Sadece mecburiyetten yürüyen bir beraberlik. Ya ekonomik özgürlüğün olmaması ya da korkular. Öldürürüm. Her gün okuyoruz gazetelerde kadın ayrılmak istediği için kocası tarafından öldürülüyor.

Kadın ve erkeğin özgür olarak fikirlerini söyleyemedikleri evliliklerin sonu budur. Kararları birlikte almak çok önemli. Ne sen ne ben. Beraber. Yanlış yapılan evlilikler sonucu tabii ki farklı bakış açıları olan kişiler uzlaşamıyor ve aralarında saygı da olmadığı için herkes benim dediğim olacak diyor. Bunu kadın da yapıyor erkek de. Olaya tek taraflı bakmıyorum. Herkes suçlu.

Çocukluğumdan beri arkadaşlarımın çoğu erkek oldu. Onlarla çok iyi anlaşıyorum. Ama bu onların çok iyi bir aile reisi oldukları anlamına gelmiyor. Çok samimi bir erkek arkadaşım vardı. Harika kanka vaziyetdik. Yerlere yatıyoruz gülmekten. Benim bir kız arkadaşıma aşık oldu ve evlendiler. Kötü bir baba ve koca oldu. Ama harika bir aşıktı oysaki. Kadının hiç mi suçu yok, olmaz mı. Çoktan boşandılar. İnsan kendini bilmeli ben evlilik adamımıyım yoksa evlenmemeli miyim. İnsanın kendini iyi tanıması gerekli.

Bu konu burda bitmez arkadaşlar, daha yazıcam. Siz de bana görüşlerinizi yazın.

Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

 

Bilincokulu.com adresinde Her Cuma Sohbet Odasındayım. Canlı konuşmak için sizi bekliyorum.

Bu gece ilişkileri konuşacağız.

 

Üye olmanız çok kolay. Sitenin üyelik bedeli çok düşük. Üstelik banka ile uğraşmadan hemen, cep telefonu ile üye olabilirsiniz.

 

Sevgilerimle,
Görüşmek Üzere..

Tülay Bilin

MERHABA

Posted on: 26/07/2012

Sevgili okuyucularım merhaba

Sizlere daha önce sohbet bölümü açıcağımı yazmıştım. Evet işte açtım. Facebook”tan Tülay Bilin”e girin. Bölümün adı (Tülay Bilin-ce)

Genellikle akşamları saat 23.00 gibi orda olucam. Ama günün içinde müsait olduğumda da orada olmaya çalışıcam.

Arkadaşlar sadece kişisel gelişim konuşmayı hedefliyorum. Yani hayata dair herşey. Başa çıkamadığımız duygularımızı konuşucaz. Hepinizi bekliyorum. Sevgiler.

sitemin kısa yolu:

http://www.facebook.com/groups/252801501503483/

Sevgili okurlarım merhaba

Hala Mordoğandayım. Buraya geleli 23 gün oldu. Biliyor musunuz ki ben hiçbir yerde bir haftadan fazla kalmadım hiç. Çünkü çalışma hayatım boyunca bir haftadan fazla izne çıkamadım hiç. Yönetici olmak bir şey ifade etmiyor. Üstelik daha da fena. Acaip sorumluluklar var. bırakıp gidemiyorsun. Patron öyle bir bakış açısı ile yaklaşıyor ki hani sen gidersen işyeri çöker. Sen de yiyiyorsun bu durumu. Ben yedim valla. Hayatımda ilk defa 23 gündür tatildeyim. Tabii ev ortamı olunca daha iyi oluyor. Dün buraya da bir çalışma ortamı kurdum. Gittim bir çalışma masası aldım. Tam camın önüne koydum.  Şu anda camdan denizi ve bol miktarda yeşillik görüyorum. Her taraf begonvil ve zakkum dolu. Renkgaren müthiş güzel bir manzara.

Arkadaşlar sizlerden çok fazla mail geliyor.  Hep sohbet etmek istiyorlar. Çok haklısınız ben de istiyorum. Bunun için bir yöntem buldum. Burda ya da facebookta bir sohbet bölümü açıcam bol bol sohbet edicez. Sorularınıza cevap vericem. Bu bölüm açıldığında sizlere burdan ilan edicem.

Sevgiler

Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

Uzun süredir sizlerle yazı paylaşmadım. Başka başka işlerle uğraşmaktan yazamadım. Başka başka işler nedir diye sorarsanız eğitim işleri. Bütün bildiklerimi paylaşmalıyım diye düşünüyorum. Talep eden herkesle paylaşıyorum. Ee bugün neden burdasın diye soracak olursanız şimdi anlatıcam.

5 gün önce İzmir Mordoğan’a geldik. Ailece geldik. Şu anda bulunduğum yerde olup da yazmamak mümkün değil. Mordoğan harika bir yer. İnanılmaz güzel bir denizi var. Doğası harika. Keşfedilmemiş bir yer. Yani bozulmamış. Çok turist yok. Yerli turistler var. Genellikle evleri olanlar geliyor.  Çünkü az miktarda otel var. Evimiz denizi gören bir yükseklikte. Denize yürüme mesafesinde.  Alt katta salona açılan iki tane balkon var. biri güneş iken diğer taraf gölge oluyor. Sürekli bir esinti var. Hava çok sıcak ancak rüzgardan sıcaklığı hissetmiyor insan.   Şu anda sahildeyim. Deniz kıyısında barakadan yapılmış salaş bir cafedeyim. Lokmacı teyzedeyim. Yetmiş yaşlarında bir köylü kadın. Oğlu ve gelini ile burayı işletiyor. Oğlu yani Mustafa hergün balık tutuyor. Lokmacı teyze mantı açıyor. Gelin mutfakta lokmaları, balıkları ve köfteleri kızartıyor. Gelin yani Hilal 6 aylık hamile. Bir tane de 6 yaşında oğulları var. Evleri köyün içinde. Kış yaz burada yaşıyorlar. Mustafa balık tutuyor çevre restroranlara satıyor.  Herşey taze o günlük yenecek kadar yapılıyor. Çok kalabalık olmuyor.  Diğer masada 3 tane yaşlı amca sohbet ediyorlar. Ben de lap-topumla şu satırları yazıyorum. Önümde alabildiğine bir kumsal ve masmavi bir deniz. Denizin yarısı çok açık mavi ile yeşil karışımı bir renk. Uzaklar ise koyu mavi. Arada sırada yelkenli geçiyor yada sörf yapan birileri. Bugün hafta arası olduğundan çok kalabalık değil. Bugün öğlen yemeğinde lokmacı teyzenin açtığı mantıdan yedim. İnanılmaz güzel olmuştu.

Hayat bu işte arkadaşlar. Yediğin iştiğinden keyif almak, bulunduğun yerin güzelliklerinden faydalanmak ve farkına varmak. Şu anda tanrıya şükrediyorum. Bana böyle bir güzellikte şu satırları yazma imkanı verdiğin için diye. Çok şükür bir yerim ağrımıyor sevdiklerim yanımda hepimiz çok iyiyiz.  Yani bardağımın yarısı dolu. Eğer kötü taraftan bakarsan bardağın yarısı boş. Hayatımızda olmayan şeylere odaklanırsak hayatımız zindan olur. Olumsuzlukları saymaya kalkarsak hepimizin hayatında çok vardır. Ama onları da olduğu gibi kabullenmeliyiz. Yoksa yaşamak zorlaşır.

Akşama arkadaşlar ve ailemiz hepberaber lokmacı teyzede balık yiyeceğiz. Lokmacı teyzenin oğlu Mustafa balıkları bu sabah tuttu.  Bizim için hazırlıklarını yaptı. Akşam üstü eve gidip yıkanıp paklanıp 20.30 gibi hepimiz burda olucaz. Burası  yazdığım gibi salaş bir yer. Daha lüksü yokmu, var tabii. biraz ilerde Duma Beach diye çok lüks bir yer var. hem restroranı var hem de bütün gün şezloglarda güneşlenme imkanı var. Şu anda orda olmayı tercih etmiyorum çünkü yüksek volümda müzik var. Oysa burası sessiz sadece denizin dalgalarının sesi var. Müthiş müthiş hoş. İnanın yaşamak harika bir şey. İllede çok lüks imkanlarda olmak zorunda değiliz. Mutluluk lüks içinde olmak demek değil. Mutluluk içimizde, nerde olursan ol yeterki mutluluk içinde olsun.

Sevgilerimle

Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

Kararsız kaldığımız çok anlarımız olmuştur. İnsani duygularımızı kaybetmediğimiz sürece de olacaktır. Eski insanlar her türlü durum için bir atasözü söylemişler. Bazı durumlar vardır ki işin içinden çıkılmaz. Şöyleki;
Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Ya da;
İki ucu boklu değnek.
Karar veremediğimiz zamanlarda bu sözleri söyleriz. Ama bir şekilde de bu durumu aşarız.
Bazen kararsızlığımız bilgisizliğimizden ileri gelir. Çevremizdeki birinin bir konu hakkında yorum yapmamızı istemesi durumunda kararsız kalabiliriz. Acaba şimdi haklısın mı desem yoksa haksızsın mı desem. Konu hakkında bilgimiz yoksa şaşırırız. Yaş ilerledikçe insan hayat hakkında bilgilenir. Böylece bilgisizlikten kaynaklanan kararsızlıkları aşabilir. Diyeceksiniz ki çok bilgili olan insanlar da karar vermekte zorlanabiliyorlar. Evet haklısınız. Kendine güvensizlik de kararsızlığı getirir. Kararsızlığın başka nedenleri de vardır;

• Öz güven eksikliği
• Gelecekten korkma
• Bedel ödemekten korkma
• Sorumluluktan kaçma
• Hayır diyememe
• Çevre korkusu
• Anne ve babadan öğrenilmiş bir davranış olabilir.

Bu nedenlerden dolayı sürekli kararsızlıklar yaşıyorsanız hayatınız zindan olmuş demektir. Hatta siz yaşamıyorsunuz. Beyniniz sürekli karar vermekle meşgul olduğundan hayatı kaçırıyorsunuz. Çünkü dünya hızla değişiyor. Bu değişime ayak uydurmak için beynin boş kalması gereklidir. Peki bu durumda olan bir insan ne yapmalı.
1- Çevrenizdeki kararlı insanları gözlemleyin
2- Kararsızlık hakkında yazılmış yazıları okuyun
3- Güvendiğiniz insanlardan yardım isteyin
4- Uzmanlardan yardım alın
5- Asla herkes kararsız ne var bunda deyip geçmeyin
6- Bir konuyu nasıl analiz edeceğinizi öğrenin
Eğer bunları yapmazsanız hayatınız boyunca resmin tamamını göremezsiniz. Hep detaylarla uğraşır, hayatı kaçırırsınız.
Bu satırları yazan kişi bütün bunları denemiş biridir. Aynı yollardan geçtim. Onun için hayatın içinden yaşanmışlıkları yazıyorum.
Kararlı günler diliyorum…

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031