Tülay Bilin-ce

Archive for the ‘Depresyon’ Category

Hayatında en az bir kere depresyona giren çok kişi vardır. Girmek kolay da, acaba nasıl çıkılır? Eski yazılarımdan birinde ben de depresyondan nasıl çıktığımı anlatmıştım. Çok başarılı ve çok ünlü kişilerin depresyona girmediklerini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Hayat onlar için de kolay değil. Onların da hayatlarında güçlükler var. Hatta güçlüklerle mücadele eden besteci Beethoven şöyle diyor;
“İradesine hakim olan insanlar, her güçlüğü yenmeye çalışır. Beni yükselten, hep güçlükler olmuştur.”
Beethoven’i yükselten güçlükler nelerdi? Beethoven daha 11 yaşındayken piyano virtüözü olmayı başarmıştı. Besteleri çok beğenilmiş, artık şöhreti saray çevrelerine de yayılmıştı. Şöhretin doruğundayken Beethoven, kulaklarının duymadığını fark etmeye başladı. 28 yaşına geldiğinde, tamamen sağır olmuştu. Önceleri hayata küstü. Hastalığını herkesten sakladı. İnzivaya çekildi. Ama daha sonra beste yapmaya başladı. Hayata dönüşünün tek nedeninin sanat aşkı olduğunu dostlarına ifade etti. En unutulmaz eserlerini sağır olduktan sonra besteledi. “Sesleri hayalimde yaşatıyorum” diyordu Beethoven. Böylece dünya müzik tarihinin en büyük bestekarları arasına girdi.
Müzik hayranı olan, bu kadar müziği seven ve besteler yapan birinin hayattaki en büyük engeli nedir? Sağır olması değil midir? Ama Beethoven en büyük engeli yenerek yoluna devam etti.

Bir başka başarılı insan örneği verebilirim. Hani kitapları milyonlar satan ‘Harry Potter’ adlı romanı yazan Joanne Katheleen Rowling. Bayan Rowling çok zorlu bir hayatın içindeyken kitap yazmaya karar vermiş çünkü 4 aylık kızı ile yalnız başına maddi manevi zorluklar içinde yuvarlanıyormuş. Şimdi o dünyanın en zenginlerinden biri. Kitapları 47 dile çevrilmiş, üstelik sinemaya aktarılmış ve harika bir sonuç çıkmış ortaya. Bu da gişe hasılatına yansımış.

Hepimiz hayatın güçlükleri ile karşılaştık. Hatta depresyona bile girdik. Ama hayat çok güzel, en önemlisi de hayatı yaşamaya değer bulmaktır. Hep dua’m şudur;
Tanrım bendeki bu yaşam sevincini alma. Hayatın manasını kaybetmeme izin verme.
Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

ENDİŞE

Posted on: 10/05/2009

Çevrenizde mutlaka vardır. Sürekli endişeli olan insanlar. Ne korkunç değil mi? Daha kötü bir olay olmadan sanki olmuş gibi mutsuz olmak. Bunun sonu yok ki. İnsan her an endişe duyacak bir şeyler bulabilir. Sen iste yeter ki beynin, sana istemediğin kadar endişe üretebilir.
KENDİ BAŞINA İYİ YA DA KÖTÜ OLAN BİR ŞEY YOKTUR, BUNU DÜŞÜNCELERİMİZ YAPAR
WILLIAM SHAKESPEARE

Düşüncelerimiz pozitif olursa beynimiz güzel şeyler üretir. Peki tehlikeleri hiç düşünmezsek onlara karşı nasıl hazırlıklı olabiliriz. Bu çok doğru işte. Her türlü olaya karşı A ve B planlarımız olmalı. Her türlü aksiliğe karşı tetikte olmalıyız ama bu sürekli endişe içinde yaşamamız anlamına gelmemeli. Tedbirlerimizi aldıktan sonra hayatı korkmadan cesurca yaşamalıyız. Sanıyor musunuz ki çok cesur insanlar hiç korkmaz. İnanın ki çok korkarlar ama onların korkuyla vakit geçirecek zamanları yoktur. Varmak istedikleri hedefleri vardır.
CESARET KORKUNUN YOKLUĞU DEĞİLDİR, BAŞKA BİR ŞEYİN KORKUDAN DAHA ÖNEMLİ OLDUĞU KANISIDIR
AMBROSE REDMOON

Hastalık boyutundaki endişeyi tıp doktorlarına bırakıyorum. Ben sadece küçük endişelerle hayatı kendine zehir edenler için aman dikkat diyorum. Hayatı doya doya yaşamak varken neden endişe içinde yaşayalım. Endişelendiğimiz olay ya hiç olmazsa …

HAYATIMDA ÇOK FELAKET ACISI ÇEKTİM. ÇOĞU HİÇ BİR ZAMAN GERÇEKLEŞMEDİ.
MARK TWAIN

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: ,

Mutsuzluğumuzun nedenlerinin en başında stres geliyor. Bugün stres ile ilgili nedenleri ve kurtulmanın yollarını yazmak istiyorum.

Stresin nedenleri

1- Anı yaşayamadığımız için
2- Yaptığımız işi sevmediğimiz için
3- Evliliğimizden memnun olmadığımız için
4- Maddi imkansızlıklar içinde olmamız
5- Affetmediğimiz için
6- Hadi dostlar sınava diyemiyoruz
7- Vazgeçemediğimiz için
8- Kızgınlıklarımızı ifade edemediğimiz için
9- Çocuklarımıza ne vereceğimizi bilemiyoruz
10- Çocuklara yönelip kendimizi unutuyoruz
11- Eşimizle birlikte adım atamıyoruz
12- Her konuyu negatif olarak anlatıyoruz
13- Başkalarının yanlışlarının bedelini biz ödüyoruz
14- İlişkilerimizi sonuna kadar yaşamıyoruz
15- Ayrılıkları ve bitişleri kabullenmiyoruz
16- Bazı insanlar sürekli ağlar
17- Korkularımız (yalnız kalma, terk edilme, tanımadığımız korkular ..vs..)
18- İhanet ve nedenleri
19- Empati yapamamamız
20- Depresyonda olduğumuz halde doktora gitmememiz
21- Bir hedefimimizin olmaması
22- Kıskançlık
23- Özgür olmadığımız için
24- Bağımdaşlığa son veremememiz

Stesten neden kurtulamıyoruz?

Mutsuzluğun kaynağını bilmiyoruz
Bir bilene sorma alışkanlığımız yok
Stresten gerçekten kurtulmayı istemiyoruz
Ağlamayı seviyoruz
Hedefleri elde edince keyfini çıkaramıyoruz
Ben kimim cevabını bilmiyoruz
Özgürlük için savaşmıyoruz
Stersten kurtulmanın yolları

1- En büyük mutluluk, mutsuzluğun kaynağını bulmaktır
2- Bütün streslerimizi kağıda yazalım
3- Sorunları tek tek ele alıp artı ve eksilerini yazalım
4- Eğer sorunu şimdi çözmemek yani beklemek bize ileride artı katacaksa rafa kaldıralım
5- Yapılması gereken her şeyi ajandaya yazalım
6- Zamanı planlayalım
7- Hedefler koyalım
8- Anı yaşamayı öğrenelim
9- Bütün yarım işleri bitirelim
10- Spor yapalım
11- Sağlıklı olmayı hedef edinelim
12- Bağımdaşlıktan kurtulalım

Bu yazdıklarımın her bir satırı ayrı bir yazı konusu. Zaman içinde detaylara girerim. Bu yazımda sizi olumsuzluklarla sıkmak istemiyorum. Yazdığım bu maddeleri hiçbir kitapta okumadım. İnanın ki hepsinde yaşanmışlık var. Bunlar pratik hayatta başımdan geçenlerden çıkarttığım derslerin sonuçları. Umarım sizlere de faydalı olur.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Gazeteleri okurken bir elimde makas bir elimde kalem ile okuyorum. Neden mi? Çünkü beni motive eden o kadar çok olay oluyor ki. Bütün haberlere bakış açım değişti artık. İnsanlar neyi nasıl başarmışlar diye arayış içinde olduğumdan bir haber görünce hemen kesiyorum. Önce kendim motive oluyorum. Sonra seminerlerde örnekler vererek anlatıyorum. Bugün beni motive eden bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum. Haber üzüntülü olarak başlıyor. Ama sonra nasıl başardığını görünce içime umut doğdu. Haber 1 Ağustos 2006 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde çıkmıştı:

Manisa Gölmarmaralı sanayici Gazanfer Sanlıtop, 1992’de kanser oldu, midesinin dörtte üçü ve safrakesesi alındı. Hayata küsmek yerine işine sarılan Sanlıtop, kanserle mücadele ederken bir fabrika kurup, ABD’lilere sattı. İlk fabrikasını büyüttü 45 ülkeye ihracat yapıyor.

“1940’ta Manisa Gölmarmara’da doğdum. Ailem 500 yıl önce Karaman’dan Makedonya’ya gitmiş, 1925’te babam tekrar Türkiye’ye göç etmiş. Önce İzmir’e sonra da Gölmarmara’ya yerleşmişler. Babam da girişimciydi, Gölmarmara’da tuğla kiremit imalatı ve bakkallık yapıyordu. Dedemiz de Manastır’da kereste imalatı, değirmencilik yaparmış. Aileden girişimciliği öğrenmişim.”

Antibiyotik kullandım kanserim ortaya çıktı

Gazanfer Sanlıtop kanser teşhisini şöyle anlatıyor: “Kulağım iltihaplandı bir antibiyotik kullandım ve mide kanaması geçirdim. Böylece kanser ortaya çıktı. 16 Aralık 1992’ydi ve teşhis konuldu. 21 Aralık’ta midemin dörtte üçünü safra kesesiyle birlikte alındı. Uzun süre kemoterapi gördüm. Hiç iyi sonuç vermedi, moralimiz bozuldu ama aynı zamanda da fabrika inşaatım sürüyordu ve iki kolumda iki adam inşaata giderek Teknopolimer’i kurduk, işlettik. Büyüttük ve Amerikalılara sattık. Kemoterapiden sonra tahliller çok kötü çıkınca ABD’ye gittim ama orada da ’yapacak bir şey yok’ dediler. Ben de bir daha kafaya takmadım. Sadece bir kez bu duruma söylendim o da ameliyattan bir gece önce ’Allahım çok gencim, daha 53 yaşındayım’ dedim.”

Kanser olunca çok daha verimli oldum

Gazanfer Sanlıtop, kanserle mücadele ederken bir anda ’şiirler, sevgi ve tecrübe’ üzerine kitaplar yazmaya başlar. Sanlıtop, “Şimdi 10’uncu kitabım basılacak. Adı da ’Ayrık Otu’; Çiftçiler bilirler ayrık otu kanser gibidir iyi temizlemezsen tarlayı mahveder. Kanser gibi yani. Belki de bu kitaplar hastalığın meyvesidir. Bir arkadaşım anlatmıştı bir kayısı ağacı varmış, üç beş meyve verirmiş. Sonra bir anda çok meyve vermiş. Ziraat mühendisi arkadaşını çağırmış ve sormuş ’niye böyle oldu?’ Meğerse ağaca bir çamaşır ipi bağlanmış ama sonra ip kopmuş ağaçtaki bağlı kısım boğum şeklinde kalmış ve ağacı sıkmaya başlamış. Ağaç öleceğini anlayıp çok meyve vermeye başlamış. Ben de acaba öleceğim diye korkudan mıdır nedir bir şiir kitabıyla başladım sonra 10 kitap çıktı. 1997’de umreye gittiğimde Kabe’yi tavaf ederken ’en iyi dua içinden gelendir’ diye bir şeyler söyledim. Otele dönerken de bir kağıda yazdım. Bundan sonra şiirler çoğaldı kitap olarak basıldı. Sonra başka kitaplar oldu. Bana ’bravo kanseri yendin’ diyorlar. Ben de durumu kendimce şöyle açıklıyorum: “Binbir derdi olsa da sevilir yalan dünya/Hayat denen muamma fanilerce bilinmez/Ümidini kaybetme isyan etme tanrıya/İnsan ecelden ölür hastalıktan ölünmez.”

Kafaya takmamanın ne kadar önemli olduğunu bu haberle daha iyi anladım. Yukarıdaki paragraftaki cümleyi tekrar buraya almak istiyorum. Beni en çok motive eden cümle bu olmuştu: “Kemoterapiden sonra tahliller çok kötü çıkınca ABD’ye gittim ama orada da ’yapacak bir şey yok’ dediler. Ben de bir daha kafaya takmadım.”

Hayatımızdaki olumlu ya da olumsuz olayları düşüncelerimiz ile büyütüyoruz. Madem ki ben büyütüyorum o zaman mutlulukları büyütmeyi tercih ederim. Yapabileceklerimizi yaptıktan sonra hayata teslim olmak gerekli diye düşünüyorum. Çünkü mutluluk varılması gereken bir nokta değil, bir yoldur. Bu yola da hayat deniyor. Eğer sadece mutluluklarımızı varacağımız hedeflere saklarsak o noktaya vardığımızda belki de hayat bitmiş olacak. Onun için bize sunulan bu güzel hayatı yaşamaya bakalım mutluluk nasıl olsa arkamızdan gelecektir. Burada size güzel bir anektot yazmak istiyorum:

“Büyük kedi, kuyruğuyla oynayan küçük kediye sordu:
– Neden kuyruğunu kovalayıp duruyorsun?
Küçük kedi şöyle yanıt verdi:
– Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğumda olduğunu öğrendim. Kuyruğumu kovalıyorum, kovalıyorum..Sonunda onu yakaladığım zaman, biliyorum ki, mutluluğu yakalamış olacağım.
Yaşlı kedi gülümsedi;
– Gençken ben de senin gibi, mutluluğun kuyruğum olduğuna inanıyordum. Yıllar geçtikçe anladım ne zaman ki kovalasam o benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi işime baksam, o hep peşimden geliyor.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Geçen haftaki yazımda “Yaşamayı öğrenme kursuna gider misiniz?” diye bir yazı yazmıştım. Hayatı doya doya yaşamak gerekli demiştim. Biraz evvel bir arkadaşım aradı şöyle dedi;

“Arkadaşım yazını okudum çok beğendim ve bazı kendini mutsuz hisseden arkadaşlarıma da gönderdim. Aslında ısmarlama yazı olmaz ama senden depresyonla ilgili yazı yazmanı rica edeceğim. Çevremde bazı kişiler var depresyonda belki onlara da faydan dokunur. Kendilerini yalnız hissedenler var.”

Bir anda kafamın içinde şimşekler çaktı. Evet bunu yazabilirim. Çünkü depresyonu ben de yaşadım. Ama hayatıma bir daha girmesini asla istemiyorum. Aslında bize doktorlar bu türlü duygulardan nasıl kurtulunur çok güzel anlatıyorlar. Bu konuları siz de okumuş veya bir doktora gitmiş ve doktorların önerilerini dinlemiş ama yapmakta zorlanmışsınızdır. Zorlandınız biliyorum. Çünkü karşınızdaki doktor yani mükemmel bir insan ya da hiç hayatında depresyon yaşamamış sizin duygularınızı nerden bilecek diye düşünebilirsiniz. Oysaki onların söylediklerinin hepsi doğru. Ben bilimsel bir tarif yapmayacağım size. Zaten böyle bir tarif yapmam bu işin uzmanlarına karşı saygısızlık olur. Nasrettin Hoca için şöyle bir hikaye anlatılır;

“Nasrettin Hoca bir gün eşekten düşmüş. Çevresindekiler çok telaşlanmışlar ve; “Aman hocam dur kalkma yerinden sana hemen bir doktor çağıralım” demişler. Oysa ki Nasrettin Hoca’nın isteği farklıymış: “Aman ben doktor istemem, bana eşekten düşen birini bulun” demiş 🙂

Bilmem duygularımı izah edebildim mi? Size tıbbı terimlerle bilimsel metodlar önermeyeceğim sadece yaşadıklarımı anlatsam belki siz de bir yol bulursunuz kendinize..

Yıllar, yıllar önceydi. (neden kaç yıl olduğunu yazmıyorsun diyeceksiniz ama unutmayın ki ben bir kadınım ve kadınlar yılların sayıya vurulmasından pek hoşlanmazlar :)). Çok kötü bir deniz kazası geçirdim ve bir arkadaşım gözümün önünde öldü. Bir yıl gibi bir süre pisikolojik tedavi gördüm. Bir yılın sonunda iyiydim ama depresyonun getirdiği bir başka fiziksel hastalık sahibi olmuştum. O hastalığı yenmek için mücadele ederken hayatı yaşamadığımı yıllar sonra farkettim.

Sandım ki hastalık bitecek ve ben sonra yaşamaya baştan başlıyacağım. Meğerse hayat öyle değilmiş. Hastalıklar insanların hayatlarında tamamen bitmiyor. Hastalık olmasa başka başka sorunlar ya da başkalarının hastalıklarına üzülmelerimiz oluyor. Yani bütün dertler bitsin herşey güzel olsun, sorunsuz olsun ve ben mutlu olarak yaşayayım ya da depresyondan kurtulayım. Hayır böyle bir şart koşamıyoruz mutluluğa. Mutluluk hiçbir zaman hayatımızda tek başına olmuyor. Eğer bir sürü sorunun içinde de mutluluğu yakalayabiliyorsak işte hayat bu.

Benim depresyon şeklimi anlatayım size. Aslında bunun adı depresyondan ziyade mutsuzluk bence. Mesela bir arkadaşımın annesi ölüyor ya da çok yakın ilişkim olmayan birisi ölüyor. O kadar çok üzülüyorum ki hatta buna ölenin yakını bile şaşırıyor. Çünkü ölüm olayının üstünden bir müddet geçiyor ve ölünün yakınları normal hayatlarına dönüyorlar ama ben asla. Ben aylarca o üzüntüyü yaşıyorum. Kafamın içinde olayı o kadar büyütüyorum ki benim için hayat duruyordu adeta. Ve bir müddet sonra hastalanıyordum. Çevremdeki insanların bir üzüntüleri olsa asla bana söylememeye başlamışlardı. Aman Tülay duymasın diye birbirlerine tembih ediyorlardı, ki ben üzülmeyeyim diye.
Bu zor bir hayat. Çünkü herkes hayatını yaşarken ben başkalarının dertlerini dert edip hastalanıyordum. Aslında üzüntü duyması gereken kişiden benim daha çok üzülmem mümkün mü? Asla değil. Hani bir atasözü vardır;
“Ateş düştüğü yeri yakar” ne kadar doğru bir söz. Bu arada sürekli kitap okuduğum için kendimi inceliyordum da ayrıca.

Artık bu hastalıklı düşünme ve yaşama biçiminden kurtulmam gerekliydi.

1. Geriye dönüp baktığımda hayatı kaçırdığımı farkettim. Oysaki başkaları hayatlarını yaşadılar. Peki benim üzülmem ve hayatımı yaşamamamın birilerine faydası oldu mu? Hayır. Üstelik çevremi çok üzdüm. Çünkü strese bağlı olarak sürekli hastalandım. Oysa gerçek üzülmesi gereken üzüntüsünü gereği kadar yaşadı ve hayatın içine katıldı. Doğrusu onun yaptığı idi.

2. Sürekli okuduğum için bir gün şöyle bir bakış açısıyla karşılaştım kitaplarda. Eğer bir üzüntü veya sıkıntı 3 günden fazla sürüyorsa lütfen bir uzmandan yardım alın, eğer bir yakınınızı kaybettiyseniz en fazla bir yıl yas tutun ama hala hayata dönemiyorsanız bir uzmandan yardım alın diyor. Yaşadıklarımın yanlış olduğunu kanıtlayan bir görüş açısı yakalamıştım.

3. Sonra bir gün güçlü insanların özelliklerini okurken çok etkilendiğim bir madde oldu. Şöyle diyordu:

“GÜÇLÜ İNSANLAR HAYATIN ACI OLDUĞUNU DAİMA BİLİRLER”.

Bunu öğrendikten sonra çevremdeki güçlü insanları incelemeye ve başarılı insanların hayat hikayelerini okumaya başladım. Baktım ki onlar da çok büyük acılar çekmişler ama üzüntülerini abartmamışlar. Gereği kadar üzülmüşler ama hayatın ipini hiç bırakmamışlar.

Şimdi şöyle düşünüyorum. Bir insan fiziksel olarak hasta olsa bile mutlu olabilir. Çevremizde bir sürü insan var sağlıkları bozuk olduğu halde evleniyor, çocuk sahibi oluyor, bir şirketin genel müdürü oluyor, yazar oluyor, tatile gidiyor vs… Yani hayatımızın her anında fiziksel bir takım aksaklıklar oluyor. Bunu hayatımızdan çıkartmak imkanımız yok ancak sağlığımıza çok iyi bakmalıyız ki hasta olmayalım. Ama bütün bunlara rağmen mutlu olabiliyoruz. Oysaki insan deprasyonda olduğunda herşeyi olduğu halde mutsuzdur.. Hiçbir şeyden keyif almaz. Canı hiçbir şey yapmak istemez. Peki insanın canı bir şey yapmak istemediği zaman mutsuz olursa ve bu süreklilik arzediyorsa depresyona giriyor demektir. Ya da depresyonda olunca canı bir şey yapmak istemiyorsa o zaman düşmanımız belli demekki. Yani öncelikle bir şeyler yapmak zorundayız. Bedensel hareket beyni de meşgul ediyor ve o işe karşı ilgi başlıyor. Bir müddet sonra sıkıntılarını unutuyor insan.

Aslında depresyondan kurtulmanın birinci çaresi bir doktora gitmektir. Ancak esas iş kişiye düşüyor. Ondan kurtulmayı istemek ve bunun için çaba sarfetmek birinci koşul.

Mutsuz olmak sadece hayatın o dönemini yaşamadan zamanın geçmesi demek. Artık yaşanmadan geçecek bir dakikaya bile müsaade edemem. Hayatın her anını doya doya yaşıyorum. Depresyonun ve mutsuzluğun hayatıma girmesine asla müsaade etmiyorum. Çünkü hayatım çok dolu. Kafamın içinde yığınla hedefler var. Zaman zaman heyecandan hangisini önce yapmalıyım diye şaşırıyor, karar vermekte zorlanıyorum. Ama bu zorlanmayı çok seviyorum. Çünkü bu heyecan kalbimin hızlı atmasına sebep oluyor. Hızlı atan bu kalbe kan yetiştirmek için alyuvarlarım telaş içindeler. Ciğerlerim ise oksijeni en ücra köşelere kadar götürme telaşında. Vücüdumun her organı bu grup çalışmasında birlik halinde. Bundan evvelki yazımda da belirttiğim gibi organlarımın bu telaşı beynime de taşınınca işte o zaman birleşip bana bazen sabahın 04.00’de bile olsa kalk diyorlar. Uyutmuyorlar beni. Hani çocukluğumuzdaki bayram sabahlarında olduğu gibi bütün ev halkı kalkmış yeni giysilerini giymiş sofralar hazırlanmışken yatabilir miydik? Üstelik yastığımızın altındaki yeni ayakkabımız 🙂

İşte benim artık her sabah giyilecek yeni ayakkabılarım var. Yani her gün heyecanla yataktan kalkacak nedenlerim var. Bu nedenleri ben yaratıyorum.

Nedenlerimin hiç bitmemesini istiyorum…
İNANILMAZ MUTLUYUM….

Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

20 yıldan fazla bir zamandır kişisel gelişim ile ilgileniyorum. Her zaman şunu ifade ederim. Kendi üstümde denemediğim hiçbir davranışı başkasına önermem. Öncelikle kendim denerim yani hayatıma geçiririm sonra da başkalarına öneririm.

Bunu şunun için yazıyorum. İnsanların hayatlarında çok acı günler olabilir. En acısı da ölüm acısıdır. İnsanlar mutlaka acılarını yaşamalılar. Yani yaslarını tutmalılar. Acılarıyla yüzleşerek yani acının üstünü örtmeden yaşamalı. Ama yasını yaşamayı asla abartmamalı. Yaşadığın sorunların yoğunluğuna göre özellikle ölüm acısını bile abartmamak gerekli. Eğer makul bir zaman dilimi geçtiği halde hala yas tutuyorsan mutlaka bir doktora gitmelisin diye okumuştum. Bu okuduklarım büyük düşünürlerin yazdıkları ya da tıp doktorlarının önerileridir. Bunu uygulamaya hep çalıştım. Ama şimdiye kadar bu kadar canımı acıtan bir acı yaşamamıştım.

3 hafta önce annemi kaybettim. Acıların en büyüğünü yaşadım. Onun için 3 haftadır yazılarıma ara verdim. Kendimle baş başa kaldım ve acımı yaşadım. Yani 3 hafta yaşama ara verdim. Ama bu arada dünya durmadı, dönmeye devam etti. Yani her şeye rağmen hayat devam etti. Ben de acımı unutmak değil ama onunla birlikte yaşamayı öğrendim. Eğer bu zaman diliminde hayata dönemeseydim mutlaka profesyonel bir yardım almayı denerdim. Ama makul bir zaman diliminde hayata döndüm.

Benim de sizlere önerim problemleri büyütmeyin acıların en büyüğünü bile yaşamanın belirli bir zamanı var. Eğer bu acıdan kurtulamıyorsanız mutlaka profesyonel bir yardım almanızı öneririm.
Sevgiler
Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

20. yüzyılın en büyük araştırması beyin üzerine oldu. Dünyanın en büyük basın organları kapak konusu olarak beyni seçtiler. Bilim adamları araştırmalarını beyin üzerine yaptılar. Beynin birçok fonksiyonlarını çözdükleri halde hala çözemediklerini ifade ediyorlar. Bütün vücudumuzu idare edenin beynimiz olduğunu buldular. Beynimizin %10 ‘unu kullandığımızı bilimsel olarak tespit ettiler. Düşününki daha fazlasını kullansak daha neler yapabiliriz. Ateşte yürüyen insanları, vücutlarına şişler sokan insanları ya da cam yiyen insanları televizyonlarda gördük ya da kitaplarda okuduk. Hatırlama tekniklerini kullanan insanları da görmüşsünüzdür. Bütün bunların örneklerini çok yakın zamanda televizyonda gördük. Son zamanlarda FENOMEN adlı bir program oldu. Sinan Çetin’in sunduğu bir programdı. Birçok insanın beyin gücünü kullanarak neler başardıklarını gördük. Karşısındaki insanın beyninden geçeni bildiklerini gördük. Hele bir tanesi vardı ki ansiklopedileri cilt cilt ezberlemişti. Hangi sayfayı açarsan aç hepsini söyleyebiliyordu. 52 tane iskambil kağıdına bir kere bakması yeterli oluyor ve hepsini anında sırasına göre tek tek söyleyebiliyordu. İnsanı hayrete düşüren bir beyni vardı. Sanki, doğaüstü güç gibi. Oysaki sadece beynini iyi kullanıyordu. Yani beynini iyi eğitmişti. Aynısını bizde yapabiliriz ancak çok çalışmamız gerekli. Diyeceksiniz ki onlar çok akıllı insanlar. Bence hayır çünkü akıl hepimizde var. Sadece onlar akıllarını iyi kullanmasını biliyorlar. Bakın DESCERLAS da bu konuda görüşünü şöyle ifade etmiş;

İNSANLARIN EN BÜYÜK MUTLULUĞU, AKILLARINI DOĞRU KULLANMAYI ÖĞRENMELERİDİR.

Thomas EDİSON da harika ifade etmiş;

DEHA, YÜZDE BİR YETENEK, YÜZDE DOKSAN DOKUZ TERDİR.

Bir dönem Şamanizm’i çok incelemiştim. Bana en çok enteresan gelen birbirlerinin beyinlerinden geçeni okumalarıydı. Yüzyıllar önce bile beynin gücünü eski insanlar fark etmişler.

Beynimiz bu kadar mükemmelse eğer onu çalıştırmazsak ne olur sizce. Beyin durur mu? Hayır. Boş kalan beyin kötü düşünceler üretir. Bu gücü ya insanlara kötülük yapmak için kullanır ya da depresyona girer. Hastalık hastası olabilir. Ya da uzun süre kullanmamaktan dolayı düşünme yetisini kaybeder. Bu özellikle yaşlılarda olur. Tıbbın alanına girmeden konumuza dönelim. Diyeceksiniz ki çalışma hayatı bunun için çare mi? Hayır değil. İş hayatının dışında da insanın hobileri olması gereklidir. Bir gün emekli olabilirsiniz, ya da uzun süre bazı nedenlerden dolayı çalışamazsınız. Hayata tutunmak için hobi gereklidir. Mutlu olmak için hobi gereklidir.

30 Mayıs 2008 tarihinde Hürriyet Gazetesinde çıkan bir haber dikkatimi çekmişti. Hemen kesip saklamıştım. Bu konuyu yazmak istedim.

“HALKIN SADECE %5’İ HOBİ SAHİBİ

Garanti Emeklilik’in hobi alışkanlıkları ile ilgili AC Nielsen Araştırma Şirketine yaptırdığı araştırmaya göre, Türkiye’de aktif düzenli ve üretkenlik gerektiren bir hobiyle, bir kurum ve kişiden de destek alarak ilgilenenlerin oranı sadece %5 olarak çıktı.”

Çevremizdeki birkaç insanın hobisi olması geneli değiştirmiyor. İstatistik değerlere göre demek ki hobisi olan insan çok azmış. Kendimize ve çevremize bir hobi kazandırsak mutlu oluruz. Hani bana bir kelime öğretenin kulu kölesi olurum cümlesinde olduğu gibi. Hadi dostlar mutluluk bizi bekliyor.

Tulay Bilin

tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031