Tülay Bilin-ce

Archive for the ‘İlişkiler’ Category

DIŞ GÖRÜNÜŞ MÜ YOKSA FİKİRLER Mİ?

Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore’deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan’i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:

‘Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore’ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.’
Holly’den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan’ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly’i görmek istediğini yazdı.
‘Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen’ diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi.
‘Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.’ dedi.
Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly’i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve
‘Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?’ diye sordu.
Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly’le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, ‘Merhaba Holly’ dedi gözlerinin içi gülerek. ‘Pardon’ dedi kadın. ‘Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafe’de bekliyormuş.. .’
(Alıntıdır)

Dış görünüşün çok önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Gerçekten çok önemli. Benim için de şıklık, temizlik ve zarafet önemli. Ancak eğer fikirler ile dış görünüş arasında bir tercih yapmak zorunda kalsam ben fikirleri tercih ederim. Dış görünüşü 30 dakika içinde değiştirme şansımız var. Ama fikirlerin yaşama geçmesi yıllarla oluyor. Onların beyinde harmanlanması ve yaşam biçimine yansıması kolay değil. Edindiğimiz bilgilere kendi yorumumuzu katıyoruz. O yorumlar sayesinde hayatın içinde bir duruş biçimi elde ediyoruz. Yoksa sadece çok şık ve içi boş bir insan oluruz. Hikayede olduğu gibi Ewan kalbinin sesini dinledi ve doğruyu buldu.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Daha önceki yazılarıma bakarsanız Söz Söyleme Sanatı başlıklı bir yazım var. Orada da belirttiğim gibi derdini iyi anlatabilmek ve yerinde ve zamanında cevap verebilmek, kişi için çok önemli bir beceridir. Bunu beceremeyen insanlar ya çok üzülürler ya da kaba kuvvetle derdini anlatmaya çalışırlar. Tabii ki kaba kuvvet kendine güven duyan insanın işi değildir. Cümleleri iyi kuramıyorsa, o zaman çok üzülüyordur.

Ünlü yazar Bernard Shaw’ın başından geçmiş bir olayı yazmak istiyorum;

“Bernard Shaw, İngiltere’nin ünlü devlet adamı Churchill’i kendi yazdığı Pgymalion oyununun ilk gecesine davet eder ve davetiyeye şu notu yazar; ‘İlişikte iki kişilik bilet bulacaksınız, bir dostunuzu da getirebilirsiniz; eğer bir dostunuz varsa!’ Churchill, daha önce başka bir yere söz verdiği için oyuna gelemeyeceğini belirterek özür dileyen bir mektup yazar, biletleri iade eder ve bir not ekler; ‘Piyesinizin ikinci gecesine gelebilirim, eğer ikinci gece oynarsa…’

Kendine güven duyan insanın kızgınlığını ifade ediş biçimi böyle oluyor işte. Çünkü söyleyecek sözü var. Bedeniyle dövüşmek yerine beyniyle dövüşüyor. Beyninden geçenleri dile getirebiliyor. Yine Bernard Shaw’dan bir hikaye;

“Daily Mail, Observer, The Times ve daha birçok gazetenin, derginin yayımcısı Lord Northclitte bir gün Shaw’a ;
– Siz ülkenin başına gelmiş bir felakete benziyorsunuz! demiş.
Shaw’dan cevabını almış;
– Siz de, o felaketin nedenine benziyorsunuz.”

Bayılıyorum böyle akılla yapılan düelloya.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Hiç birimiz dünyaya bilgi dolu olarak gelmeyiz. İyi veya kötüyü bu dünyada öğreniriz. 18 yaşına geldiğimizde de olgunluk çağına ulaşmış olamayız. Çünkü fikirlerimizi sürekli değiştirerekten ve de hata yaparaktan öğreniriz hayatı. Şimdi geriye dönüp baktığımda ne çok hata yaptığımı görüyorum. Kendimi bildim bileli değişim yaşıyorum. Kim bilir bundan sonrada ne çok değişim yaşayacağım. Değişim yaşamak olumlu da olabilir olumsuz da. Bu kişinin seçimidir. Diyeceksiniz ki ben hep acılar yaşadım onun için negatif olarak değiştim. Acılardan iyi dersler çıkarırsak bize pozitif olarak geri döner. Bakın Dostoyevski’nin bakış açısına; “İNSANIN RUHUNU YÜCELTEN BİR ACI, UCUZ BİR MUTLULUKTAN EVLADIR.”

Bazen bir günde yaşadığımız büyük acılar bize on yılda yaşayacağımız kadar olgunluk verir. Yeter ki ders almasını bilelim. Bundan eminim çünkü gençliğimde yaşadığım büyük acılar bugünkü Tülay’ı yarattı. Yaşadığım büyük acıya gelince daha önce yazılarımı okuyanlar bilirler ama yine de burada tekrarlamak istiyorum. Çok gençtim daha hayatı yaşayacak vaktim bile olmamıştı ki doktorlar benden ümidi kesmişlerdi. Çok az ömrümün kaldığını söylemişlerdi. Hastalığı yenmemin tek çaresi olarak da stresi hayatımdan çıkartmak olduğunu ifade etmişlerdi. Ama hala yaşıyorum. Çünkü acılardan dersler çıkarttım ve değişim yaşadım. Bunu nasıl başardın derseniz; Okuyarak ve çevremdeki insanları gözlemleyerek başardım.

J.R.Cowell’in şu cümlesini okuduğum zaman hayatım değişti: “ANCAK APTALLAR VE ÖLÜLER DÜŞÜNCELERİNİ HİÇ DEĞİŞTİRMEZLER” Ben aptal değildim. Henüz ölmediğime göre düşüncelerimi değiştirmek zorundaydım. Ya da ölmemek için değişmek zorundaydım.

Fikirlerimiz 18 yaşındayken farklı, 38 yaşındayken farklı, 58 yaşındayken farklı. Çünkü değişiyoruz. Acılar ve mutluluk yüzünden değişiyoruz. Bazen başkalarına akıl veririz. Oysaki öncelikle biz değişebiliyor muyuz? Yüzyıllardır insanlar kendilerini değiştirmek konusunda hep geri adım atıyorlar ki Tolstoy bile insanlara şöyle demiş; “HERKES DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYOR, KİMSE KENDİNİ DEĞİŞTİRMEYİ DÜŞÜNMÜYOR.”

Daha eski yazılarımdan birinde kırılma noktasını anlatan bir yazı yazmışım. Hatta bu konuyu televizyonda bile işlemiştim. Bazen hayatta çok zorlanırız. İşte o noktada merdivenin bir üst basamağına atlayabilirsek bu zorluğu yendik demektir.

Hayatımızdaki değişimi sağlayanlardan biri de okumaktır. Ben büyük değişimlerimi okumakla sağladım diyebilirim. Üzerinde günlerce düşündüğüm kitaplarım oldu. Bazı önemli cümleleri yazıp evin her tarafına astığım oldu. Gidip geldim okudum. Bunu hala bugün bile yapıyorum.

Değişim çağa ayak uydurmaktır ya da bulunduğun ortama. Ayak uyduramayanlar da profesyonel yardım almalılar bence.

EĞER SON BİRKAÇ YILDA ÖNEMLİ BİR FİKRİNİZİ DEĞİŞTİRİP YENİSİNİ EDİNMEDİYSENİZ, HEMEN NABZINIZI KONTROL EDİN; ÖLMÜŞ OLABİLİRSİNİZ” G.BURGESS

Yaşamak çok güzel 🙂

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Eski yazılarıma bir göz atarsanız şu başlıkla karşılaşırsınız: “Erkekler, iyi ki varsınız”. Bu yazım için çok mail gelmişti. Erkekler itiraz etmişlerdi. Yazımda cinsellik konusunda kadınların daha seçici olduğunu erkeklerinse bu konuda daha rahat olduklarını yazmıştım. Gelen maillerde de şöyle diyordu;

“Tamam kadınlar seçicidir ama erkeklerin doğaları kadınlardan farklı olduğu için erkekler seçici davranamazlar. Onun için daha çok kadınla hiç düşünmeden birlikte olurlar:”

Ben de irade diye bir şey olmalı demiştim. Evet iradenin olduğunu kabul edenler var tabii. Onlar istisna erkekler oluyor. Onlar gerçekten seçiciler.

“Erkekler, iyi ki varsınız” yazımdan sonra bir başka yazım daha var. Yazımın başlığı şöyle; “Kadınları anlıyor musunuz?”

“Erkekler neden dinlemez & Kadınlar neden harita okuyamaz” adlı bir kitap okudum. Kitapta erkekler ile kadınların fiziksel farklılıklarını anlatıyor. Meğerse beyinsel olarak iki cins arasında birçok farklılıklar varmış. Onun için davranış farklılıkları oluyormuş. Artık erkeklere hak vermeye başladım. Genellikle erkeklerin bir karıları bir de sevgilileri olmasını doğal karşılıyorum. Çok da haksız sayılmazlar çünkü biz kadınlar evlenince artık nasıl olsa tapusu bende diye kendimizi bir bırakırız ki kimse toplayamaz 🙂 Erkekler de kendilerine yeni heyecanlar aramak zorunda hissederler kendilerini. Gerçi artık evli kadınlar da kendilerine yeni heyecanlar aramaya başladılar.

Şunu ifade etmek istiyorum ki her iki taraf için de istisnalar var. Eğer siz kendinizi bu yazdıklarımın içinde bulmuyorsanız “Yazdıkların doğru değil” demeyin lütfen. Demek ki siz farklısınız. İstisna bir erkek ya da kadınsınız. Buna sevinmeli misiniz yoksa üzülmeli misiniz ona siz karar verin.

Gözlemleme yeteneğime güvenirim. İnsanları incelerim ve bazen kendi kendime çok gülerim. Sabahları erken saatlerde yürüyüşe çıktığımda şunları görüyorum. Adam saat 07.30 gibi evinden işe gitmek üzere çıkıyor. Daha köşe başına gelmeden ya da arabasına biner binmez cep telefonuyla birini arıyor. İnsan sabahın 07.30 ‘unda kimi arar. Bence sevgilisini 🙂 ya da cep telefonuna hemen bir mesaj yazıyor. Yürümekte zorluk çekiyor ama mesajı yazmayı ihmal etmiyor.

Suadiye-Caddebostan arasında yürüyüş yaparken görüyorum 50-60 yaşlarında bir beyefendi üzerinde eşofmanları koşuyor. Sonra birden bire banklardan birine oturuyor mesaj çekmeye başlıyor. Orta yaşın üstündekiler teknoloji ile çok haşır neşir olmadıkları için sabahın o saatinde kime mesaj çeker dersiniz. Onları seyrederken çok keyif alıyorum ve gülüyorum.

Geçenlerde bir restoranda arkadaşlarla öğle yemeği yiyoruz. Çevreme baktım. İleriki masada 35 yaşlarında bir karı-koca ve iki tane de çocukları yemek yiyorlar. Kadın çocuklarla uğraşıyor. “Oğlum üstüne dökeceksin, kolun yemeğe giriyor, kızım önüne bak, yavaş boğulacaksın, hadi biraz da bundan ye lütfen” gibi sözlerle mücadele veriyor. Erkeğin beden dili ise şöyle diyor: “Bu yemek tamamen vazife icabıdır. Hafta sonu çocukları ve eşimi yemeğe götürmezsem evde hır çıkar. Bir an evvel şu yemek bitse de televizyonun karşısına geçsem maçımı seyretsem, bir de yarın olsa da sevgilime gitsem” Kadın bunlardan habersiz çocuklarla mücadele etmektedir. İleride bir başka masada yemek yiyen çift var. Yaşları 70’in üstü. Adam belli ki heyecanlardan elini eteğini çekmiş. Bir sürü de sağlık problemleri var. Etrafına bakacak hali yok. Kadında ise şöyle bir ifade; “Kocamın gözü benden başkasını görmez. Eteğimin ucundan ayrılmaz.” Bence çok haklı 🙂

Bunlar tamamen kurgudur. Sadece hayal dünyamın ürünüdür. Belki doğrudur belki de değildir. Belki sizin daha başka gözlemleriniz vardır. Yazarsanız sevinirim.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Hayat bazen komik bazen de aşırı ciddi geçiyor. Önemli olan en ciddi anlarınızda bile komik anları kaçırmamaktır. Anlatacağım olay tam da burada kurduğum cümlenin aynısı. Üzüntülü bir anımda komik bir şeye gülmeden edemedim. Ve bunu sizinle paylaşmak istedim.

Bayram öncesindeki hafta annem rahatsızlandı. Kendisi bir akciğer hastası olduğundan nefes almada güçlük çektiği için doktoru hastaneye yatması gerektiğini söyledi. Doktoru bir özel üniversite hastanesinde çalıştığından annemi de oraya yatırdık. Hizmet kalitesi harikaydı. Evimizde bile bundan daha rahat olamazdık. Üniversite hastanesinin özelliklerinden biri doktor, tıp öğrencileriyle birlikte vizite çıkıyor. Yani öğrencilere hastaların durumu anlatılıp onların teorikte öğrendikleri derslerin hasta üzerinde de tatbiki yaptırılıyor. Yani doktor hastasının başına öğrencileri ile birlikte geliyor.

Bir öğleden sonra doktor yanına öğrencilerini almış geldi. Valla sanırım 15 kişi vardılar. Annemi öğrencilerine anlattı. 15 tane tıp öğrencisi annemin sırtını dinledi ve hocalarının anlattığı hastalık türünü öğrenmiş oldular. Bir diğer gün bakıyorum hepsi yan odadaki hastanın başındalar.

Odamız iki kişilikti. Hastaneden çıkmadan bir gün önce yanımızdaki yatağa bir hasta yatırdılar. Annem 78 yaşında ve cin gibi bir kadın. Yeni yatan hasta da 75 yaşında bir kadındı. Kadın yatağa oturdu. Biraz sonra bir bayan tıp öğrencisi geldi. Kadına hastalığı ile ilgili sorular sormaya başladı. Kadın hepsine yarım yamalak cevap verdi. Yarım yamalak diyorum çünkü kadının aklı başında idi ama derdini anlatmakta zorluk çekiyordu. İstanbullu bir bayandı ama sorular karşısında kendini bir türlü ifade edemedi. Zaman zaman neresinin ağrıdığına bile karar veremedi. Bir ara tıp öğrencisi buraya ne şikayetle geldiniz dediğinde kadın cevap veremedi. Allahtan oğlu imdada yetişti ve sadece chek-up yaptırmak istediklerini söyledi.

Neyse tıp öğrencisi teşekkür etti ve gitti. Aradan 10 dakika geçti ki bir başka öğrenci geldi. Bu seferki erkek öğrenciydi. Size bazı sorular sormam gerekli dedi ve elindeki listeyi masaya koydu başladı soruları sormaya.

Hasta olan kadının kanser teşhisi ile 4 yıl önce bir göğsünü almışlar. İki gözünden katarak ameliyatı olmuş. Bir de dizlerinde problem varmış. Ameliyat demişler ama kadın istememiş. Bütün olay bu, ama bir türlü anlaşamadılar. Öğrenci elindeki kağıttan okuyup okuyup soru soruyor kadın da cevapladıkça öğrenci kağıdı işaretliyor. Genç delikanlı bütün hastalıklarını öğrendi. Uykularının düzenini sordu. Yeme içme düzenini sordu. Kaç doğum yaptığını sordu. Birden bire şöyle bir soru geldi :

– Adet kanamalarınız nasıl gidiyor?
O anda gülmekten ölüyordum. Kadın da çok şaşırdı ve şöyle dedi;
– Evladım ben 75 yaşındayım ben de adet mi kaldı ki artık 🙂
Bu sefer genç delikanlı şöyle dedi;
– Menepoza girdiniz mi?
Kadın yeniden güldü;
– Oğlum menepoz da biteli yıllar oldu 🙂
Ben artık sesli olarak gülmeye başladım.
Tekrar sorular devam etti. Delikanlı soruların arasında şöyle bir soru sordu ki bu benim şok olmama neden oldu;
– İntihar etmeyi düşünüyor musunuz?
Kadın kısa yoldan üçkuluvallah bir Elham okudu. “Tövbe, tövbe” diye başını salladı. “Niye düşüneyim ki?” dedi. Bu soru beni çok şaşırttı. Sonra kanserli başka bir hastayla sohbet ederken kadın dedi ki;
– Ben de kanser hastası olduğum için biliyorum. Bana da her seferinde o soruyu soruyorlar. Bütün kanserli hastalara soruyorlar ki hayata ne kadar bağlı olduğunu öğrenmek için.

Bana bu soru çok garip gelmişti. İnsana 10 kere sorsalar aklında yoksa da düşünür hale gelir. Burada doktorların yaptıklarını eleştirmek değil amacım, ama bana garip geldiği gibi soru sorulan kadın da çok şaşırdı. Aslında kadına da göğüs kanseri olduğundan sorulmuştur herhalde. Ama böyle “Boyun ve kilon kaç?” diye sorulurken, birden bire “İntihar etmeyi düşünüyor musun?” diye bir soru beni şaşırttı.

Bu sorunun etkisi tam geçiyordu ki öğrenci, kadına şu soruyu sordu;
– Son zamanlarda kilo kaybınız oldu mu?
Kadın oldukça şişman bir kadındı.
-Evet, son zamanlarda biraz kilo kaybım oldu dedi.
Öğrenci;
– Kaç kilo verdiniz? diye sordu.
Kadın şöyle cevap verdi;
-Kilo olmadı daha, 100 gr. verdim, deyince ben oturduğum sandalyeden düşüyordum gülmekten.

Hani tam körler sağırlar birbirini ağırlar muhabbeti. Kadın zaten 100 kg üstünde bir kadın. 100 gr verdiğini nasıl anlamış olabilir ki. Ben gülmekten kendimi odadan dışarı atmak zorunda kaldım. Bir müddet sonra öğrenci teşekkür etti ve gitti. Ama bir türlü tam gidemedi. Elindeki kağıt ile en az 5-6 kere daha geldi. Sorduğu soruları birer kere daha sordu. ikisi de bu soru cevap muhabbetinden çok yoruldular ki bir daha öğrenci gelmedi.

Ertesi sabah doktorlar yine çok kalabalık olarak geldiler. Annemi iyi buldukları için hastaneden çıkmamızı uygun buldular. Sevinç içinde evimize geldik. Bayramı evimizde geçirdik.

Bu arada ne kadar geçmiş de olsa bayramınız kutlu olsun. Sağlıklı günler hepimizin olsun ve çok mutlu olalım.

Sevgiler

Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Size yazdıklarım bazen duygular, bazen kişisel gelişim, bazen aşklarımız, bazen çocuklarımız bazen de benim hayatımın içinden yaşanmışlıklar ya da halen yaşananlar; Bugün size halen yaşananlardan bir örnek vermek istiyorum.

1 ay öncesi yeni bir eve taşındım. Daha büyük bir eve geçmek gibi bir ihtiyaç doğdu. Eski evimi de emlakçıya verdim ki kiraya versin diye. Ev bir aydır bir türlü tutulmadı. Bakalım kimin kısmeti diye merakla bekliyordum. Nihayet eve talip çıktı ve ev tutuldu. Kim tuttu biliyor musunuz? Ünlü bir yazar. Benim gibi çalışmıyor evinde sadece yazı yazıyor. 3 tane kitabı çıkmış. 4 ve 5. kitabı şu anda yazıyormuş. Eşi de kitapların editörlüğünü yapıyormuş. 3. kitabını bana verdi. Zaten ilgimi çeken bir konuydu. Elimdeki kitapları bitirince onu okumayı başlayacağım. Kitap okumak yeni bir bilgiyi edinmekten öte yazar hakkında da fikir sahibi olmak demektir. İnsan tanımak harika bir duygudur. Sonra birinci ve ikinci kitabını da okuyacağım.

Yerleştikten sonra güle güle oturuna gittim. Evi ben döşesem aynısını döşerdim zaten. Aynı benim tarzım bir ev. Ben mum yakmayı çok severim. İçeri girip oturduğum zaman eşi hemen mumları yaktı. Aynı ben gibi. Her şey aynı ben gibi.

O evde oturduğum sürece evimi anlatırken şöyle derdim: Bu evde acayip bir pozitif enerji var. Ev küçük gelmesine rağmen bir türlü çıkamıyorum. Evi çok seviyorum. Neticede istemesem de evden taşındım ve yazar olan bu yeni kiracı eve taşındıktan sonra bana şöyle dedi; “Bu evin acayip bir pozitif enerjisi var. Evi onun için tuttum.”

Bakar mısınız nasıl bir bakış açısı. Bazı insanlar hayata aynı pencereden bakıyorlar. O zaman iletişim harika oluyor. Bazen farklı pencereden bakanla karşılaştığımız zaman da kendimizden şüphe ederiz acaba yanlış mı düşünüyorum diye. Moralimiz bozulduğu bile olur. Oysaki yanlış düşünmek değil sadece farklı bir bakış açısıdır. Neden bakış açımız uymuyor diye üzülmeyin. Uyanları bulun ve mutlu olun. Diğer insanlardan nefret etmiyorum ama birbirimizi üzmeye de imkan vermiyorum.

Ben böyle yapıyorum ve mutluyum…tavsiye ederim.

Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Merhaba Tülay Hanım, nereden ve nasıl başlamalı bilmiyorum ve neden siz onu da bilmiyorum ama anlatmak ve sormak istiyorum. Şu günlerde içinde olduğum durumdan dolayıdır ki hisler ile ilgili düşünmekteyim. Aslında bu aylardır anlamaya çalıştığım bir konu. Öncelikle hayata hisleriyle yön veren birey olarak birçok açıdan inceledim durumu ya da yaşadım. Ama benim bazı sorularım olacak (her ne kadar saçma da olsa). Ben hislerimin iyilik ve kötülüğünü, amaçlı mı yoksa amaçsız mı olduğunu, kendi adalet anlayışımla yargılayıp, temizliğine kanaat getirdikten sonra yaşamak istiyorum. Ancak tüm yargılamalardan sonra hislerimi karşımdakine gösteremiyorum. Hatta göstermiyorum. Çünkü buna gerek olmadığını düşünüyorum. Hisler de enerjinin kaynağı sayılırsa nasıl oluyor da bu kadar temiz hisleri karşımdaki alamıyor da, illaki benim bir şeyler göstermem gerekiyor. Görme gereği duyan, şekle veya maddeye önem veriyor sayılmaz mı? Hislerin şekille ve maddeyle bir ilişkisi var mıdır? Saygılar, Serkan.

Sevgili Serkan,

Amerikalı Psikolog Dr. Daniel Goleman duyguyu bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi anlamında kullanıyor.

Duygularımız yol göstericidir ve bizi yönlendirir. Peki bunlar nedir diye sorarsan; Öfke, hiddet, kızma, kin, nefret, üzüntü, acı, keder, korku, zevk, sevgi, aşk, anlayış, güven vs. Tabii ki bunlar da kendi içlerinde birçok duyguya ayrılabilir ve hepsi için sayfalarca yazı yazılabilir. İnsanın kendi duyguları ile yüzleşmesi demek kendini tanıması demektir. Kendi duyguları ile yüzleşmeyen insanın söylediği ile yaptığı arasında fark olur.

“OLGUN İNSAN, GÜZEL SÖZ SÖYLEYEN DEĞİL, SÖYLEDİĞİNİ YAPAN VE YAPABİLECEĞİNİ SÖYLEYEN ADAMDIR” KONFÜÇYÜS

Duygularımızla yüzleşmeyince neyi neden yaptığımıza kendimiz bile karar veremeyiz. Sevgili Serkan inan ki bu o kadar kolay bir şey değil. Kendini bu kadar hırpalama. Duygularımızı tanımamız bir ömür boyu sürüyor. Sen düşünen bir insan modelisin. Kendini tanımak için yaptığın mücadelen için seni kutluyorum. Ancak yazında duygularını iyi ve kötü olarak yargıladıktan sonra karşındakine bu hisleri söylemediğini ifade ediyorsun. Kendisi anlamalı diyorsun.
Dünyada 6 milyar insan var. Yani 6 milyar birbirine benzemeyen değişik insan var. Bunun neden böyle olduğunu bana sakın sorma. Bu çok derin bir konu. İnsanlık binlerce yıldır bunun nedenlerini araştırmakla meşgül. Bu değişikliği etkileyen gelenekler, iklim şartları, kültürler gibi birçok nedene dayanıyor. Aynı iklim şartlarında yaşayan insanların bile farklılıkları var. Hepsini bırak aynı evin içinde doğup büyüyen insanların bile duyguları değişiktir. Eğer duygularımızı karşımızdakine söylemezsek bizi nasıl tanıyacaklar. İnsanları diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik akıl ve konuşmadır. Tanrının bize verdiği bu özelliği kullanarak diğer insanlarla iletişim kurmalıyız. Kendimizi iyi ifade etmek çok önemlidir. Karşımızdakine kendimizi ne kadar açık ve net ifade edersek o kadar iyi iletişim kurabiliriz. Bu her konuda aynı düşüncede olacağımız anlamına gelmez tabii. Bak ALBERT LİPPMANN ne diyor;

“HERKES AYNI ŞEYİ DÜŞÜNÜYORSA, HİÇ KİMSE BİR ŞEY DÜŞÜNMÜYOR DEMEKTİR.”

Farklı düşünmek hayatın güzelliğidir ve bizi zenginleştirir. Bütün insanların her konuda aynı şeyi hissetmesi ne sıkıcı olurdu. Bir sürü kitap okuyoruz. Hayata dair bir sürü şey öğreniyoruz. Bu okuduklarımız sayesinde kendimizi tanıma fırsatı buluyoruz. Öğrendiklerimiz ile ya daha mutlu oluyoruz ya da mutsuz oluyoruz. Başka fikirler bizi besler. Aklımızı kullanmak çok iyidir ama başkalarının aklına da saygı duymak zorundayız.

“AKILLI İNSAN AKLINI KULLANIR, DAHA AKILLI İNSAN BAŞKALARININ AKLINI DA KULLANIR.” BERNARD SHAW

Ben kendimi tanımak için insanları gözlemleme ile başladım. Stresten kurtulmak için çevremdeki insanları inceledim. Bu konuda tanımadığım insanlara ulaşmak için de onların kitaplarını okudum. Sonuç olarak stresten nasıl kurtulacağıma karar verdim. Büyük düşünürler bu konulara çok kafa yormuşlar. Onları okumak hepsini aynen kabul anlamına gelmiyor. Bu sadece kendimi tanımama yardımcı oldu. Goethe bu konuda harika bir söz söylemiş. Uzun süredir bana yol gösterici oldu : “İNSAN KENDİNİ YALNIZCA İNSANDA TANIR”

İnsanın kendini iyi tanıması bir müddet sonra iyi ifade etmesine yol açıyor. Daha sonra söylediklerimi daha nasıl iyi nasıl anlatabilirim diye düşünmeye başlıyor. Şimdi tam sırası gelmişken güzel bir anektot anlatmak istiyorum:

Padişah bir sabah kalkmış heyecan içinde. Bir rüya görmüş. Bu rüyanın anlamını merak etmiş. Hemen ülkeye haber salınmış. En iyi rüya tabiri yapan bulunmuş. Padişah rüyasını anlatmış. Rüya tabiri yapan şöyle yorum yapmış; “Padişahım, bu rüyanın anlamı şudur, bütün sevdikleriniz ölecek.” Padişah çıldırmış. Sinirlenmiş, bağırıp çağırıp adamı saraydan attırmış. Yaverlerine emir vermiş. Bana başka birini bulun demiş. Yaverleri başka bir rüya yorumcusu bulup getirmişler. Padişah tekrar rüyasını anlatmış. Adam düşünmüş ve şöyle bir yorum yapmış; “Padişahım siz çok uzun ömürlü olacaksınız. Hatta çok sevdiğiniz dostlarınızdan bile uzun ömürlü olacaksınız.” Padişah buna çok sevinmiş.

Sevgili Serkan, hislerimizi anlatmak demek kendimizi anlatmak demektir. Karşımızdakinin anlamasını beklemeye inan ki ömrümüz yetmez. Şunu da ifade etmek istiyorum. Bir gün gelir öyle biriyle karşılaşırsın ki söze gerek olmadan gözlerinle anlaşırsın. İşte aradığımı buldum dersin. Ama bu tip insanlar hayatımızda azdır. Zaten bulduğumuzda onlar bizim en iyi dostlarımız veya aşkımız olur. Ama hayatımızı 2-3 kişi ile geçiremeyiz. Yüzlerce insanla muhatap oluyoruz. Bizi anlamalarını beklemek zaman kaybı olur diye düşünüyorum. Bilmiyorum ben duygularımı iyi anlatabildi mi?

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Haziran 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930