Tülay Bilin-ce

Archive for the ‘İş Hayatı’ Category

Geçen haftaki bir yazımın en altında bana yolladığınız mailleri isterseniz yayınlamak istiyorum diye yazmıştım. Değişik sorunlara buradan cevap yazmak da bir bakıma faydalı olur diye düşündüm. Bu hafta aldığım maillerden bir tanesini yayınlıyorum. Mailleşmemizin tamamını yazdım. Tabii ki kişinin isteği ile. Ama siz isterseniz isim yerine rumuz da kullanabilirsiniz. Burada sorunlarına cevapları yetersiz bulan daha çoğunu isteyenler için kişiye özel çalışmalar yapıyorum.

Sorunu olan kişilerin sorunlarını yüz yüze teke tek konuşarak çözme tekniği. Bu konuyla ilgili isteği olan bana mail atabilir. Ayrıca radyo programım tekrar başladı. Detaylı bilgi yazımın en alt kısmında “Tülay Bilin kimdir?” bölümündedir.

Şimdi gelelim mailimize;

Merhaba ben Kayseri’den Arzu

Benim içinden çıkamadığım bir sorunum var ve ben bu soruna nerden ve nasıl yaklaşacağımı öğrenmek istiyorum. Bu benim için çok önemli. Birkaç ay sonra iş dünyasına gireceğim ve kendimi o kadar yetersiz görüyorum ki. Gün geçtikçe korkularım artıyor. Dün yaptığımı bugün beğenmiyorum kendimi sürekli eleştiriyorum ve bu beni karamsarlığın içine sürüklüyor. Hızlı ve doğru kararlar alamıyorum. Duygularımla hareket ediyorum. Ani hareket ediyorum ve genelde sonunda keşke öyle değil de şöyle yapsaydım veya söyleseydim diyorum. Yakın bir gelecekte kendi iş yerimi kuracağım fakat sanırım bende iş kadını olacak soğukkanlılık ve akılcılık yok. Kendimi geliştirmek için neler yapmalıyım kitap okumak istemiyorum çünkü kitaplardaki anlatılanlar pratiğe uymuyor. Bilemiyorum ya da ben yanlış kitapları okuyorum. Kendime nasıl yaklaşmalıyım?

Benim kesinlikle çok başarılı olmam gerekiyor çünkü başarısızlığa katlanamıyorum. Bunu düşünemiyorum bile. Bana bu konuda yardımcı olun lütfen. Buna çok ihtiyacım var. Sevgiler
Arzu

Sevgili Arzu merhaba

Yazındaki telaşlar bana çok tanıdık geldi. Duygularının hepsini yaşadım ve çevremdeki herkes de yaşadı. Gençlikle yaşlılık arasındaki fark bu işte. Sen ancak yaşayarak öğreneceksin. Yaptığın hatanın arkasından düşünüp hep yeni kararlar alarak yaşamak. Hata yapmaktan korkmamalısın. İnsan ancak hata yaparak öğrenir. Eğer hata yapmaktan korkarsan başarılı olamazsın.

Paul Sweene şöyle demiş; Gerçek başarı, başarısız olmak korkusunu yenebilmektir. Ama bu deneme yanılma usulüdür ki en uzun yoldur. Buna ilave olarak okumak da çok önemlidir. Kariyer dünyası ile ilgili veya Kişisel Gelişim kitapları okumanı tavsiye ederim. O zaman bir iş yapmadan önce işin sonu hakkında alternatifler üretebilirsin. Ancak bütün bunlar senin hiç hata yapmadan yaşaman için yeterli değil. Yeter ki aynı hataları tekrarlama.

Sartre şöyle diyor; Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin bir anlamı yoktur. Bir gün önceyi beğenmeden yaşamak ilerlemenin temel prensibidir. Yapabileceklerini yaptıktan sonra biraz da hayata teslim olmak gerekli diye düşünüyorum. Hani bir Çin Atasözü var:

Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için de AKIL ver.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: ,

Çalışma hayatı ayakta kalmamız için gerekli yaşam biçimidir. Ama babadan kalma hanlar apartmanlar varsa onu bilemem. Çevremde babadan kalan hanları ve apartmanları olan arkadaşlarım bile çalışıyorlarsa eğer demek ki çalışma hayatı sadece para kazanmak için olmamalı. Öncelikle para yaşamak için gerekli bir malzeme ama çalışma hayatına kariyer gözüyle bakarsanız iş değişir. İşte o zaman daha keyifli hale gelir. Yani mecburiyet gözüyle bakılmadığı zaman daha verimli çalışırız. Bir de bizi çalışma hayatının içinde rahatsız eden ve mutlu olmamızı engelleyen koşullar vardır. Bu koşulların başında çalıştığımız şirketin kurum kimliğinde olmamasıdır. Şirketin büyüklüğü küçüklüğünden ziyade kurumsallaşma önemlidir. Kurumsal şirketlerde insana daha çok yatırım yapılır ve çalışanlara mutlu çalışmaları için eşitlik ilkesi uygulanır. O zaman çalışan da kendini şirketin ferdi olarak görür ve mutlu olur. Çok büyük şirket olup da hala kurumsallaşamayan patron şirketleri biliyorum. Bu tamamen patronun bakış açısı ile ilgilidir. Peki kurumsal şirket nasıl olunur? Bu uzunca bir anlatım gerekir. Bugün konunun o kısmını anlatmayı düşünmüyorum. Olaya başka bir açıdan yaklaşmak istiyorum.

Bu hafta küçük bir turistik seyahat yaptım. Çocukluğumdan beri seyahat ettiğim otobüs firması VARAN idi. Ancak evimin köşesinde ULUSOY firmasına ait bir irtibat bürosu olduğundan son yıllarda ULUSOY firmasını kullanıyordum. ULUSOY harika bir şirket. Gerçekten kurumsallaşmayı uygulayan personeline değer veren bir şirket. Ancak son bir yıl içinde evimin köşesindeki irtibat bürosunu kapattı. Onun yerine VARAN firması büro açtı. Bu hafta seyahatimi VARAN ile yaptım. Seyahat demek insanın bilgisini kültürünü arttırdığı bir eylem şeklidir. Yeter ki cama başını dayayıp hülyalara dalmazsan tabii. Ben artık anı yaşamayı öğrendiğim için çevreyle bağlantım çok kuvvetli. Her şeye dikkat ediyorum. VARAN firması gerçekten kurumsallaşmanın doruğuna çıkmış. Kendimi çok özel hissettim. Bir kere eleman seçimi harika. Eleman seçimini iyi yapmışlar daha ziyade çok iyi eğitim vermişler. Kaptan şöförlere baktım adamlar şöför değil de adeta bir şirketin genel müdürü gibiler. Adamları ayrıca giydirmene bile gerek yok valla. Olduğu gibi bir şirketin genel müdürünün masasına oturttur kimse yadırgamaz. Davranışlarında öylesine bir medeniyet içindeler. Müşterilere yardımcı olan host denen elemanlar ise sanki senin özel yardımcın gibi. Yüzüne bakıyor ve ne istediğini anında anlıyor. Kendini güvende hissetmen için elinden geleni yapıyor. İşte bütün bu kişisel davranışları sağlayan kurum kimliğidir. Şirket kendi ilkelerini belirliyor ve bunu personeline anlatıyor ve personel de bu kalıplar içinde davranıyor. Bilirsiniz bir orkestra elemanları hepsi konusunda uzman bile olsa orkestra şefi olmadan bir müzik parçasını çalamazlar. Onun için VARAN firmasının kurum olma çabaları müşteriye olumlu yönde yansıyor. İnsan rahat ettiği için bir daha ki seyahatinde aynı firmayla gitmek istiyor.

Buraya kadar yazdıklarım kurum olmanın matematiksel tarafı. Yani kurum olmak için kitaplarda yazan kriterleri çok iyi uygularsan kurumsal bir şirket olunur. Ama şirketin ruhu olmaz. Ona bir de ruh katmak gerekli. Peki bu nasıl olacak. Biraz manevi değerler devreye giriyor. Biz Türklerin bir özelliği de dostluklara ve aile değerlerine önem vermemizdir. Bir müşteriye çok iyi hizmet verirsiniz ama bunu öylesine makine gibi yaparsınız ki karşınızdakini mutlu edemezsiniz ve nerede yanlış yapıyorum diye düşünürsünüz. Ben çalışma hayatımın 25 yılını Hürriyet Gazetesi’nde geçirdim. Hürriyet gazetesindeki yöneticiler çalışanlarına şöyle bir imaj verirlerdi: “Sen olmazsan bu gazete batar”

Tabii ki biz de yeni iş hayatına başlayan biri olarak yıllarca bu söze inandık delicesine çalıştık. Oysaki kurumun devamlılığı söz konusudur. Kim giderse gitsin kurum yoluna devam eder. Ama sen olmazsan işler yürümez deyip bir de sırtını bir sıvazlar ki insan dört nala koşmak ister. İşte bu da kurumsallaşmanın manevi tarafı bence.

Şimdi VARAN firmasındaki manevi tarafı anlatmak istiyorum. Bugüne kadar hiç fark etmediğim bir şey gördüm ki inanılmaz hoşuma gitti. Bilirsiniz çok sevdiğiniz bir aile ferdi seyahate çıkarken arkasından su dökülür. Yani su gibi gidip gel. Yani kazasız belasız bize geri dön. Yani seni çok seviyoruz. Seni kaybetmeyi asla düşünemeyiz gibi hisleri içinde barındıran eski bir gelenek. Ama bunu ancak insanın ailesi yapar. Siz çalıştığınız şirket için bir seyahate çıkarken şirket sizin arkanızdan hiç su döktü mü şimdiye kadar? Ben rastlamadım. Dün sabah Ankara’dan VARAN firmasıyla İstanbul’a gelmek için otobüs tam hareket halindeyken bir şey dikkatimi çekti. En önde şöförün arkasında oturuyordum. Otobüsün sağ tarafındaki dışarıdaki büyük aynadan otobüsün arka tarafını görüyordum. Görevlinin birinin kucağında bir kova tuttuğunu gördüm. Otobüs manevrasını yaptı tam perondan çıkmak üzeriydi ki görevli elindeki kovadaki suyu otobüsün arkasından yere döktü.

İçimden o dakikada ağlamak geçti. Çocukluğum aklıma geldi. Bu kadar acımasız para kazanma savaşı içinde manevi değerlere sahip çıkan bir kurum görmenin sevincini yaşadım. Sanki ailem beni yola uğurluyorlarmış gibi geldi. Emin ellerde olduğumu hissettim. Yani yolda hastalansam bu firma beni yolda bırakmaz. Bana sahip çıkar. Beni evime kadar getirir.

İşte bu kurumsallaşmanın insani değerlerini kaybetmeden uygulanışıdır. Amaç sadece para kazanmak değil. Amaç sadece çok iyi hizmet değil. Eğer müşterinize ve personelinize sahip çıkan bir kurumsallaşma içine girmezseniz belirli süre iyi para kazanabilirsiniz. Ama devamlılığın esas olduğunu düşünürseniz bence doğru olmaz.
Çünkü önemli olan en iyi olmak değil farklı olmak. Eğer bu fark manevi değerlerle doldurulursa güçlü bir kurum olmanın önündeki bütün engeller kalkar.

Diliyorum ülkemizde böyle insani değerlere de önem veren kurumların olması.
İyi seyahatler diliyorum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler:

İşinizde mutlu musunuz? İş yerinizde mutlu bir ortam yaratabildiniz mi? İş arkadaşlarınız sizin varlığınızı veya yokluğunuzu farkındalar mı? Ya evinizden ne haber. Otel gibi mi gidiyorsunuz evinize? Ev ve iş arasında denge sağlayabildiniz mi?

Evde mutluluk deyince insanın aklına değişik kavramlar gelebilir. Bazı kişiler ev benim olursa mutlu olabilirim der. Kimi önemli değil evin benim olması, yeter ki hoşlanacağım bir ortam olsun der. İstediğiniz yaşam biçimini evinize uygulayabildiniz mi? Herkesin hayalinde bir ev vardır mutlaka. Zevkine göre eşyalarla dolu bir ev. Bana ait bir ev kavramı çok önemli. Hepimiz yazın tatile gideriz. Bazen çok lüks otellerde kaldığımız bile olur. Ama yine de tatilden dönerken, evim evim güzel evim deriz. Ben akşamları eve gittiğimde adeta bütün dertlerimi kapının önünde bırakıyorum. Adeta soyunuyorum, tertemiz, dertsiz giriyorum eve.

Evime geldiğimde çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Çünkü o evin her tarafında benim zevkimi yansıtan bir sürü eşya var. Ben aldım. Çalıştım, para kazandım ve aldım. Bu ne büyük bir zevk. Çok pahalı şeyler olması gerekmiyor. Küçücük bir biblo bile bana neler hatırlatıyor. Onun bile bir hatırası var. Evimizi kendi zevkimize göre süslüyoruz. Ben çoğu kez oturur evimi seyrederim.

Çok mu pahalı, güzel eşyaların var derseniz, hayır derim. Ama o eve girildiği zaman; “Evet evet bu Tülay’ın evi” dersiniz. Beni yansıtıyor. Kişiliğimi, zevklerimi anlatıyor. Peki evde geçen zamandan daha fazlası işte geçmiyor mu? Buna hepimiz evet deriz. Her gün 8-9 saat işteyiz. Ailemizden fazla iş arkadaşlarımızla birlikte oluyoruz.

Peki bu kadar uzun süreler mutsuz geçer mi? Demek orası da bizim için ikinci evimiz. Onu da evimiz kadar önemsememiz gerekli. Masamız bizi yansıtmalı. Evet bu Ahmet’in ya da Mehmet’in masası denmeli. Belli olmalı her tarafından. Bir çiçek, bir resim, derli toplu olmasıyla beni anlatmalı.

İş hayatını yaşanır ve zevkli hale getirmek bizim elimizde. İnsanlar benim odama geldikleri zaman; “Tülay sanki senin evine misafirliğe gelmiş gibi hissediyoruz” diyorlar. Evet beni yansıtıyor çünkü. Evimdeki çalışma odam gibi adeta.
Onun için işe zevkle geliyorum, akşam olunca eve de zevkle gidiyorum. Her ikisini de ben yarattım çünkü. İçimdeki sevgi, coşku, sempatiklik yaşam biçimime yansıyor. Beni anlatıyor. Siz de yaşamı kolaylaştırmak için, işinizi güzelleştirin. Ve daha zevkli çalışma imkanını hazırlayın. Sevgiyle kalın..

Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler:

İnsan kaynakları
Size bugüne kadar aşktan bahsettim. Kişisel gelişim konularından bahsettim. Bu konuları bilimsel metotlarla anlatmak yerine yaşamın içindeki duygularımızla anlatmayı tercih ettim. Tecrübelerimi aktardım. 20 yıldır okumalarım ve aldığım eğitimlerimi size aktardım. Ama benim bir de mesleğim var. 20 yıl İnsan Kaynakları Müdürlüğü yaptım.

Düşündüm ki gençlerin iş hayatı hakkında bilmek istedikleri çok şey var. Biraz da bu konuda sizlere bildiklerimi aktarmak istiyorum. Yıllar boyunca çalıştığım şirketin eleman alımlarını ben yaptım. Vasıfsız elemanı da ben aldım, üst düzey çalışanları da ben aldım. Bu konuda çok tecrübem var.

İŞ GÖRÜŞMELERİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Prof.Dr.Albert Mehriban’ın iletişime dair yapmış olduğu araştırma sonuçları şöyledir;

BEDEN DİLİ %55
SES TONU %38
KELİMELER %7
Bunu neden yazdım biliyor musunuz? İş görüşmelerine giderken kıyafete çok özen gösterilmeli. Yani kapıdan içeriye girerken sizin için kararın çoğu verilmiş oluyor. Eğer o görev için beden diliniz iyi değilse o işi baştan kaybediyorsunuz. Çünkü kapıdan içeriye giriş çok önemlidir. Kendine güvenli bir duruş sizi ele verir. Hele bir de el sıkışınız. “Merhaba” deyişiniz.

Eğer el sıkışırken karşınızdaki kişinin ellerini parmaklarınızın ucu ile tutarsanız karşınızdakine güven vermezsiniz. Tokalaşırken karşınızdakinin elini avucunuzun içine alıp kavramalısınız. Ondan sonra kuvvetli bir sıkış gereklidir. Ama sakın karşı taraf şimdi elimi nasıl kurtaracağım diye endişelenmesin 🙂 El sıkışmasını yaparken karşınızdakinin gözlerine bakıp “merhaba” demelisiniz.

İş görüşmelerine giderken erkeklerin mutlaka takım elbise ile gitmesi gereklidir. Kadınların ise ceketleri olmalıdır. Bu kıyafetlerin koyu renk olmasına özen gösterilmeli. Kot pantolon ile gidilen iş görüşmesi karar aşamasında yetkiliyi olumsuz etkiler. Saçların çok düzgün taranmış, traş olunmuş, bayanların biraz makyaj yapmalarında hiçbir mahsur yoktur.

Kapıdan içeriye girmeyi iyi bir şekilde geçtik diyelim. İkinci önemli sorun ses tonu. Yani kendinizi anlatış biçiminiz. Kendinizi anlatırken anlattıklarınıza inandığınız sesinizden belli olmalı. Bazen insan yapmayı çok istediği bir hedefini söylerken sesinin tonu ben bunu asla başaramam der gibi güvensizdir. Ses tonu insanı ele verir. Kendinizi ifade ederken karşınızdaki yetkilinin aklından şu cümleler geçmektedir: “Bu kişiyi hangi özelliğinden dolayı işe almalıyım?”

Yetkili bu sorunun cevabını aramaktadır. Şimdi sıra neler yaptığınıza geldi. Hangi okulu bitirdiniz? Yetkinlikleriniz nelerdir? Yabancı lisanınız var mı? Daha önceki iş hayatınızdaki tecrübeniz yeterli mi?

İş görüşmesinin tüm safhaları önemlidir. Ama inanın bazen yetkinlikleri iyi olduğu halde kendine güvensizliği ve dış görünüşündeki özensizliği yüzünden işe almamışımdır. Bazen de kişinin tecrübesi olmadığı halde beden dili ve kendini ifade ediş biçimi öylesine güven veriyor ki ben o kişiyi işe almışımdır. Çok da başarılı olmuştur.

İş görüşmelerinde kendine güven, lisan bilmek ve üniversite mezunu olmak kadar önemlidir. Başarılar diliyorum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Geçen haftaki yazımı bitirirken bu hafta ne yazacağımı son satırlarda belirtmiştim. Size hatırlatma yapmak için geçen haftaki yazımın son paragraflarından başlamak istiyorum.

“Yeni gençlere bakıyorum daha yirmili yaşlarda çalıştığı büyük bir holdingden istifa edebiliyor. Kendilerine öylesine güvenleri var ki ben master yapmaya gidiyorum ya da yurt dışına gidiyorum diyebiliyor. Nasıl olsa masterını bitirdikten sonra daha kuvvetli geri geldiği zaman holdingin kendisini alacağını biliyor. Üç dört aylığına yurt dışına lisan öğrenmeye gidiyor ve istifa ediyor. İşini kaybetmeyi göze alıyor. Çünkü daha kuvvetli olarak geri geleceğini biliyor. Aslında vazgeçilmez olduğunu biliyor. Bu kendine güven nereden geliyor derseniz şöyle ifade edebilirim: BİLGİDEN.
Yıllarca İnsan Kaynakları Müdürlüğü yapmış biri olarak şunu da ifade etmek istiyorum üniversite mezunu olmak bu çağda gerekli ama yeterli değil. Bir iş yerinin sizi seçmesi için bir konuda daha çok bilgi sahibi olmanız gerekli.
Öyle iseniz iş bulmanız daha kolay, hatta siz seçim yaparsınız. Eğer üniversite mezunuyum, master yaptım ve lisanım da var ama iş bulamıyorum diyorsanız nedenlerini önümüzdeki hafta yazmaya devam edeceğim.”

İşte geçen haftaki yazımı böyle bitirmiştim. Ama bilgi kadar önemli olan başka unsurlar daha var. Beden dili ve dış görünüş bilgi kadar önemlidir. Bununla ilgili yazdığım bir başka yazımdan burada alıntı yapmak istiyorum:

İş görüşmelerine giderken kıyafete çok özen gösterilmeli. Yani kapıdan içeriye girerken sizin için kararın çoğu verişmiş oluyor. Eğer o görev için beden diliniz iyi değilse o işi baştan kaybediyorsunuz. Çünkü kapıdan içeriye giriş çok önemlidir. Kendine güvenli bir duruş sizi ele verir. Hele bir de el sıkışınız. “Merhaba” deyişiniz. Eğer el sıkışırken karşınızdaki kişinin ellerini parmaklarınızın ucu ile tutarsanız karşınızdakine güven vermezsiniz. Tokalaşırken karşınızdakinin elini avucunuzun içine alıp kavramalısınız. Ondan sonra kuvvetli bir sıkış gereklidir. Ama sakın karşı taraf şimdi elimi nasıl kurtaracağım diye endişelenmesin 🙂 El sıkışmasını yaparken karşınızdakinin gözlerine bakıp “Merhaba” demelisiniz.

İş görüşmelerine giderken erkeklerin mutlaka takım elbise ile gitmesi gereklidir. Kadınların ise ceketleri olmalıdır. Bu kıyafetlerin koyu renk olmasına özen gösterilmeli. Kot pantolon ile gidilen iş görüşmesi karar aşamasında yetkiliyi olumsuz etkiler. Saçların çok düzgün taranmış, traş olunmuş, bayanların biraz makyaj yapmalarında hiçbir mahsur yoktur.

Kapıdan içeriye girmeyi iyi bir şekilde geçtik diyelim. İkinci önemli sorun ses tonu. Yani kendinizi anlatış biçiminiz. Kendinizi anlatırken anlattıklarınıza inandığınız sesinizden belli olmalı. Bazen insan yapmayı çok istediği bir hedefini söylerken sesinin tonu ben bunu asla başaramam der gibi güvensizdir. Ses tonu insanı ele verir. Kendinizi ifade ederken karşınızdaki yetkilinin aklından şu cümleler geçmektedir, “Bu kişiyi hangi özelliğinden dolayı işe almalıyım?”

Yetkili bu sorunun cevabını aramaktadır. Şimdi sıra neler yaptığınıza geldi. Hangi okulu bitirdiniz? Yetkinliklerinizi nelerdir? Yabancı lisanınız var mı? Daha önceki iş hayatınızdaki tecrübeniz yeterli mi? İş görüşmesinin tüm safhaları önemlidir. Ama inanın bazen yetkinlikleri iyi olduğu halde kendine güvensizliği ve dış görünüşündeki özensizliği yüzünden işe almamışımdır. Bazen de kişinin tecrübesi olmadığı halde, beden dili ve kendini ifade ediş biçimi, öylesine güven veriyor ki ben o kişiyi işe almışımdır. Çok da başarılı olmuştur.

İş görüşmelerinde kendine güven, lisan bilmek ve üniversite mezunu olmak kadar önemlidir.
Başarılar diliyorum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

25 yıl Hürriyet Gazetesi’nde çalıştım. Sonuçta mutlu bir çalışma hayatım oldu. O yıllarda çevremdeki herkes çok mutluydu. Çok kişiyle hala görüşüyoruz. Hep eski yılları konuşuyoruz. O zamanlar istifa edip gidene pek rastlamazdık. Ya evlenir ya da emekli olurdu. Yani başka işe geçmek istiyorum ben bu işi beğenmiyorum diye istifa edeni hiç görmedim. Aman iyi bir işim var diye dört elle sarılırdık. Kapıdaki güvenlikçisinden tut, müdürüne kadar herkes zevkle çalışırdı. Gözü başka şirketlerde olmazdı. Bu iyi bir şey mi? O günkü şartlar gereği böyleydi. Büyük şirkette çalışmanın güvencesi ile mutluyduk. Arkamızda dev gibi bir holding olması insana güven veriyordu. Nerede çalışıyorsun dedikleri zaman Hürriyet Gazetesi deyince bütün kapılar açılıyordu. Ben tek başına bir şey halledemeyince Hürriyet’in adını kullanıyordum.

Yeni gençlere bakıyorum daha yirmili yaşlarda çalıştığı büyük bir holdingden istifa edebiliyor. Kendilerine öylesine güvenleri var ki ben master yapmaya gidiyorum ya da yurt dışına gidiyorum diyebiliyor. Nasıl olsa master’ını bitirdikten sonra daha kuvvetli geri geldiği zaman holdingin kendisini alacağını biliyor. Üç dört aylığına yurt dışına lisan öğrenmeye gidiyor ve istifa ediyor. İşini kaybetmeyi göze alıyor. Çünkü daha kuvvetli olarak geri geleceğini biliyor. Aslında vazgeçilmez olduğunu biliyor. Bu kendine güven nerden geliyor derseniz şöyle ifade edebilirim: BİLGİDEN

Yıllarca İnsan Kaynakları Müdürlüğü yapmış biri olarak şunu da ifade etmek istiyorum üniversite mezunu olmak bu çağda gerekli ama yeterli değil. Bir iş yerinin sizi seçmesi için bir konuda daha çok bilgi sahibi olmanız gerekli.
Öyle iseniz iş bulmanız daha kolay, hatta siz seçim yaparsınız.

Eğer üniversite mezunuyum, master yaptım ve lisanım da var ama iş bulamıyorum diyorsanız nedenlerini önümüzdeki hafta yazmaya devam edeceğim.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Bu hafta size bana gelen bir maili yazmak istiyorum. Ona cevap verirken de çalışanların işten çıkış karşısındaki haklarını da yazmış olacağım.

“Merhaba Tülay Hanım;
Bölgemizde HES (Hidroelektrik Santralleri)’lerde istihdam edilmek üzere kontrolörlük yapmak için teklif aldım. Bölgede 100’e yakın proje vardı. Zorlu bir süreçten sonra işe başladım. İşe başladığımdan itibaren şartların bir kaçı hiç uygulanmadı. 11 ay boyunca hep sabrettim. Hep özverili çalışmanın sonucunda proje bitti. İşletmeye geçeceği sırada birden şirkette yeni gelen elemanlarla sözlü tartışmalar oldu. 2,5 ay sonda da çıkışım verildi. Ancak hiçbir surette açıklama yapılmadı. Ankara’dan istendi demekle yetinildi. Elbette ki nedenini öğrenmek istiyorum. Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?”

Arkadaşımızın başına gelen olay hepinizin başına gelmiş veya gelecek olabilir. Onun için genel olarak haklarınızı yazmak istiyorum.

Eğer bir iş yeri sizi proje bazında işe alırsa, proje sonunda hiçbir tazminat ödemeden iş akdinizi feshedebilir. Çünkü işe alırken size sözleşme yapmak zorunda. Bu sözleşmeye belirli süreli iş akdi denir ve projeye işin bitiş tarihi mutlaka yazılır. Dolayısıyla sözleşme bitiş tarihinde hiçbir alacak verecek olmadan ve neden göstermeden işveren işçiyi işten çıkartabilir. Bu, kanun gereğidir.

Eğer işveren size belirli süreli iş sözleşme yapmadıysa, yani sözleşmenin bitiş tarihi yazılı değilse ve işten çıkarırsa; tazminat alabilmeniz için öncelikle 12 aylık süreyi tamamlamış olmanız gerekir. 11 aylık çalışmalarda tazminat ödenmez. 12 aylık süreyi tamamlayıp tazminata hak kazandığınızı düşünelim, sizi işten çıkartırken mutlaka nedenini söylemek zorundadır. Bunu yazılı olarak bildirmek zorundadır. Eğer kişi arkadaşları ile bir tartışmaya katıldığı için işten çıkarılıyorsa hemen tutanak yapılır ve kanun maddesi belirtilerek bu nedenden kusurlu çıkış yapıldı denir. Arkadaşın çıkışı bu olaydan 2,5 ay sonra yapıldığına göre çıkış nedeni bu tartışma değil. O zaman işveren çıkış nedeni göstermek zorundadır.

Bütün bunları yerine getirmeyen işveren hakkında işçi derhal mahkemeye başvurabilir. Bu konulara iş mahkemeleri bakmaktadır. Eğer haklıysanız bütün haklarınızı alabilir, ayrıca tazminat bile alabilirsiniz.

Yasalar işverene olduğu kadar işçiyi de korumaktadır. Yeter ki haklarınızı biliniz.
İyi çalışmalar diliyorum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Geçen haftaki yazımın içinde yazmamı istediğiniz konu hakkında bana mail atabilirsiniz diye yazmıştım. Bu hafta çok fazla mail geldi. İki kişinin mailindeki konu aynı olduğundan burada ikisine de cevap vermek istiyorum.

İkisinin de sorusu iş görüşmeleri ile ilgili. Sordukları sorularla ilgili araştırma yapmama gerek yok çünkü yıllarca insan kaynakları müdürlüğü yaptım. Onların dertlerini çok iyi biliyorum. Gençler üniversiteyi bitiriyor donanımlı bir şekilde iş aramaya başlıyorlar. Birçok yere başvuruda bulunuyorlar. Görüştükleri insan kaynakları müdürleri görüşmeden sonra “Biz sizi ararız” deyip uğurluyorlar.

Özellikle büyük işyerlerinde iş görüşmelerini işe alım müdürleri yapıyor. Psikolojik testler uyguluyorlar. Birkaç görüşme yapanlar bile var. Hatta bazen birkaç müdür birlikte görüşme bile yapıyorlar. Tabii bu tarz en sağlıklı olan şeklidir. Ama bazı iş yerlerinde bir kişi görüşüyor. Sözüm tüm insan kaynakları müdürlerini kapsamıyor. Ama bazen yanlış değerlendirme yaptıkları da oluyor.

İnsan kaynakları müdürü olmak için çok iyi eğitim almış olabilir ama hayat eğitimi olmayınca sonuçta işe başvuran zarar görüyor. İnsan kaynakları müdürü kişiye objektif bakamıyor. Hatta işe başvuran kişinin kendisinden daha eğitimli olması bile onu rahatsız ediyor. Ya da görüşmeye gelen kişinin iyi giyimli olması, kendine güveni olması işe alınmama sebebi olabiliyor. O iş yerinin kapasitesi iyi giyimli ve çok eğitimli bir elemanı kaldıramıyor. O iş yeri için fazla gelebiliyor.

Bazen de şöyle oluyor iş görüşmesi yaptığı elemanı insan kaynakları müdürü çok beğeniyor, ancak birlikte çalışacakları müdür elemanı beğenmiyor. Yukarıda saydığım nedenlerden dolayı elemanı işe almak istemiyor. Bunu itiraf etmek çok zor olduğu için “Biz sizi ararız” cümlesinin arkasına saklanıyor. Bütün bunların nedeni eğitimsizlikten kaynaklanıyor. Kendine güven eksikliğinden kaynaklanıyor.

Bunları rahatlıkla yazıyorum çünkü bu yazdıklarımın hepsini yaşadım. Ama genellemek istemiyorum. İş görüşmelerini süper değerlendirenler de var, değerlendiremeyenler de var. 6 aydır iş arayan bir arkadaşımın başından geçenleri dinlemek bile bu yazıyı yazmama yeter, kaldı ki ben de bütün bunları yaşadım. Bence iş görüşmelerinin sonunda kişinin neden işe alınmadığını açıkça ifade etmek gerekiyor. Çünkü gençler neden işe alınmadıklarını bilirlerse daha başarılı olurlar.

Bir arkadaşım bir gün telefon etti, “Tülay bir arkadaşımın kızını sana yollamak istiyorum. Eğer ona vereceğin bir iş olursa çok memnun olurum.” dedi. Genç kız geldi. Uzun uzun konuştuk ama işe almadım. Ertesi gün arkadaşım teşekkür etmek için aradı. Ben kusura bakma işe alamadım derken neden teşekkür ettiğini şöyle ifade etti;
“Tülay’cığım kızı işe almamışsın ama ona öyle bir kariyer hedefi çizmişsin ki, bana geldiğinde çok mutluydu. Artık ne yapacağımı biliyorum dedi. Onun için sana çok teşekkür ederim” dedi. Oysaki bu benim her zaman yaptığım bir işti. İşe almasam bile nedenlerini anlatıyordum.

Diğer bir okuyucum da 30 yaşında olduğu için iş bulamadığını ve buna çok üzüldüğünü yazmış. Bence 30 yaş iş hayatı için en güzel yaştır. Okuldan mezun olup ilk işe başlayan kişiye acemi gözüyle bakılır. Ama 30 yaşında tecrübe edinmenin ilk yıllarıdır. Sevgili okurum lütfen moralini bozma. Bazı talihsiz iş görüşmeleri yaşamış olabilirsin. Yukarıda saydığım bazı nedenlerden dolayı belki söyleyememiş, yaşı bahane etmiş olabilir.

İnsan kaynakları müdürleri bana kızmasınlar lütfen. Her mesleğin içinde çok iyiler olduğu gibi henüz tecrübe edinememiş olanlar da var. Ben de insan kaynakları müdürlüğü yapmış biri olarak gençlere bazı tiyolar vermek istedim. Bunları yazmayı görev biliyorum.

Yazmamı istediğiniz konuları bana mail yolu ile bildirirseniz memnun olurum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Eski yazılarımdan birinde “Kırılma Noktaları”nı anlatmıştım. Hatta bunu bir televizyon programında da anlatmıştım. İnsan bazen sıkılır. Bir türlü ilerleyemez. Enerjisi vardır ama ne yapacağını bilemez. Çünkü kendini tanımadığı için ne yapacağına bir türlü karar veremez. Hedeflerini belirleyemez. Yani Kırılma Noktası yaşar. Ya yerinde sayar ilerleyemez. Ya da bir çıkış yolu arar. İşte bu anda kişisel gelişim devreye girer.

Bana birçok kişi mail atıyor. “Ne yapacağımı bilmiyorum bana yardım edin” diyorlar. Ben de şöyle cevap veriyorum. Önce karar vermelisin. 3 tip yardım alabilirsin. Birincisi doktora gitmek ve ilaç kullanmak. İkincisi psikolojik yardım almak. Üçüncüsü de bir kişisel gelişim uzmanından yardım almak.

Kişisel gelişim uzmanı psikolojik yardım veremez. İlaç ise asla veremez. Ruh ve zihinsel sağlığı yerinde olan insanların yaşam kalitelerini yükseltmek için yol gösterir. Asla kişinin çocukluğuna inip yaşadığı travmaları belirlemek gibi bir misyona sahip değildir. Kişisel gelişim uzmanı geçmişle ilgilenmez. İleriye dönük hayatı ile ilgilenir. Bir kişisel gelişim uzmanı kişinin ileriye dönük hedeflerini belirlemesi için yardım eder. “Ben kimim?” sorusunun cevabını vermesi için ona sorular sorar. Potansiyelini ortaya çıkartmasına yardım eder. İçindeki cevheri çıkartmasını öğretir. Zamanı iyi kullanmasını öğretir. Motivasyonunu artırır. En önemlisi kendine güven sağlamanın yollarını gösterir. Bütün bunları öğrenmenin getirdiği faydaları anlatır. Kendine güven ve huzur duyacağını anlatır. Duyacağı güven ve huzur sayesinde hedeflerine ulaşmanın keyfini anlatır.

Ben kişisel gelişime çok inanan biriyim. Kişilerin öğretim hayatı üst düzeyde olabilir. Ama yaşamayı öğrenmek ve ondan keyif almayı bilmek için farklı bir eğitim gerektiğine inanlardanım. Yoksa üniversite hocalara kişisel gelişim dersi verebilir miydim? Kendi dallarında uzman olmuş bilim insanlarına ders vermek zor olurdu.

24 Ağustos 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde bir haber okudum. Bu düşüncelerimi doğrulayan bir yazıydı. Çok kısa olarak yazmak istiyorum:

PATRONLARIN YENİ GÖZDESİ KİŞİSEL GELİŞİM PROGRAMLARI
“İş dünyasında yeni trend kişisel gelişim programları oldu. MBA’den yabancı dil eğitimine, stresi yönetmekten topluluk önünde konuşma becerisine kadar her türlü kurs ve eğitim programını gündemlerine alan CEO ve patronlar, kişisel gelişimde birbirleriye yarışıyor. Eskiden sadece master ve MBA programlarına ilgi gösteren patronlar, artık vücut dili ve motivasyon kurslarından stresle mücadele ve iş-yaşam dengesine kadar geniş bir listeye sahipler.”
Sevgiler
Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

Kişisel Gelişimin dışında, benim bir de mesleğim var. 20 yıl İnsan Kaynakları Müdürlüğü yaptım. Düşündüm ki gençlerin iş hayatı hakkında bilmek istedikleri çok şey var. Biraz da bu konuda sizlere bildiklerimi aktarmak istiyorum. Yıllar boyunca çalıştığım şirketin eleman alımlarını ben yaptım. Vasıfsız elemanı da ben aldım, üst düzey çalışanları da ben aldım. Bu konuda çok tecrübem var.

İŞ GÖRÜŞMELERİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Prof.Dr.Albert Mehriban’ın iletişime dair yapmış olduğu araştırma sonuçları şöyledir;

BEDEN DİLİ %55

SES TONU %38

KELİMELER %7

Bunu neden yazdım biliyor musunuz? İş görüşmelerine giderken kıyafete çok özen gösterilmeli. Yani kapıdan içeriye girerken sizin için kararın çoğu verişmiş oluyor. Eğer o görev için beden diliniz iyi değilse o işi baştan kaybediyorsunuz. Çünkü kapıdan içeriye giriş çok önemlidir. Kendine güvenli bir duruş sizi ele verir. Hele bir de el sıkışınız. Merhaba deyişiniz. Eğer el sıkışırken karşınızdaki kişinin ellerini parmaklarınızın ucu ile tutarsanız karşınızdakine güven vermezsiniz. Tokalaşırken karşınızdakinin elini avucunuzun içine alıp kavramalısınız. Ondan sonra kuvvetli bir sıkış gereklidir. Ama sakın karşı taraf şimdi elimi nasıl kurtaracağım diye endişelenmesinJ El sıkışmasını yaparken karşınızdakinin gözlerine bakıp merhaba demelisiniz.

İş görüşmelerine giderken erkeklerin mutlaka takım elbise ile gitmesi gereklidir. Kadınların ise ceketleri olmalıdır. Bu kıyafetlerin koyu renk olmasına özen gösterilmeli. Kot pantolon ile gidilen iş görüşmesi karar aşamasında yetkiliyi olumsuz etkiler. Saçların çok düzgün taranmış, traş olunmuş, bayanların biraz makyaj yapmalarında hiçbir mahsur yoktur.

Kapıdan içeriye girmeyi iyi bir şekilde geçtik diyelim. İkinci önemli sorun ses tonu. Yani kendinizi anlatış biçiminiz. Kendinizi anlatırken anlattıklarınıza inandığınız sesinizden belli olmalı. Bazen insan yapmayı çok istediği bir hedefini söylerken sesinin tonu ben bunu asla başaramam der gibi güvensizdir. Ses tonu insanı ele verir. Kendinizi ifade ederken karşınızdaki yetkilinin aklından şu cümleler geçmektedir.

-Bu kişiyi hangi özelliğinden dolayı işe almalıyım?

Yetkili bu sorunun cevabını aramaktadır. Şimdi sıra neler yaptığınıza geldi. Hangi okulu bitirdiniz? Yetkinliklerinizi nelerdir? Yabancı lisanınız var mı? Daha önceki iş hayatınızdaki tecrübeniz yeterli mi? İş görüşmesinin tüm safhaları önemlidir. Ama inanın bazen yetkinlikleri iyi olduğu halde kendine güvensizliği ve dış görünüşündeki özensizliği yüzünden işe almamışımdır. Bazen de kişinin tecrübesi olmadığı halde beden dili ve kendini ifade ediş biçimi öylesine güven veriyor ki ben o kişiyi işe almışımdır. Çok da başarılı olmuştur.

İş görüşmelerinde kendine güven, lisan bilmek ve üniversite mezunu olmak kadar önemlidir.

Başarılar diliyorum.

Tulay Bilin

tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Ağustos 2020
P S Ç P C C P
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31