Tülay Bilin-ce

Archive for the ‘Negatif’ Category

Hiç aşık oldunuz mu? Ben oldum 🙂 Hem de üç kere.

Bu dünyada hiç aşkı yaşamadan ölenler de var. Hatta aralarında aşk diye bir şey yoktur bile diyenler var. Aşkı yaşayan insanın yüreği daha yumuşaktır. Çünkü inanılmaz acı yaşamıştır. O acı ile olgunlaşmıştır.

Peki aşık olduğunuz ve aşkınıza kavuşamadınız. Ya da o sizi yeteri kadar sevmedi. Bana yar olmayan başkasına da yar olmasın der misiniz? Aşık olan insanın tek dileği onun iyi olmasını istemek değil midir? Tek amacı ona zarar gelmemesi değil midir?. Çünkü onu canı gibi seviyordur. O iyi olsun başka bir şey istemem diyordur.

Oysa aynı fikirde olmayanlar da var. Sırf onu çok sevdiği ve sahip olamadığı için onu öldürmek isteyenler. Bu duyguyu anlayamıyorum. Ben sevdiğime zarar vermekten çok korkarım. O iyi olsun hatta mutlu olsun bana yeter derim. Bütün bunları neden yazıyorum biliyor musunuz? 6.10.2007 tarihli Hürriyet Gazetesinin 3. sayfasındaki bir haber dikkatimi çekti:

“Ayrıldığı sevgilisinin evlendiğini öğrenen yat kaptanı, “Senin için ölmeye bile hazırım” notu iliştirilmiş çiçek buketiyle gittiği randevuda dehşet saçtı. Eski sevgilisini 6 yerinden bıçaklayan çılgın aşık, kendini de yaraladı. Midiliç, eski sevgilisine “Seni seviyorum, benimle evlenecektin. Ne olur geri dön” dedi. İsteğinin geri çevrilmesine sinirlenen Midiliç, eski sevgilisini göğsünden ve karnından 6 bıçak darbesi ile yaralayıp kendisini de karnından bıçakladı”

Bu haberi okuduktan sonra çok düşündüm. İnsan sevdiği insanı ve çok sevdiği için nasıl öldürmek ister? İnanın bilemiyorum. Aşk üzerine yazılmış şarkılar ararken Orhan Gencebay’ın şarkı sözleri geldi önüme. Bilirsiniz kendisi aşk üstadıdır. Orhan Gencebay Zalimsin adlı şarkısının bir mısrasında şöyle diyor;

“Sen mutlu ol yeter ben çile çekerim”

Başka bir şarkısının sözleri ise şöyle;

Dertler Benim Olsun

Bir zamanlar benim sevgilimdin
Yanımdayken bile hasretimdin
Şimdi başka bir aşk buldun
Mutluluk senin olsun
Dertler benim, çile benim, hasret benim
Hayat senin, senin olsun
Ömrüm senin, senin olsun

Ben daha ne çile, dertlere yolcuyum
Ben alnına dert yazılan kader mahkumuyum
Farketmez yaşamam, sen mesut ol yeter
Dertler bana gönül vermiş
Ben aşk sarhoşuyum

Dilerim her arzun gerçek olsun
Hayat bu, şansın hep açık olsun
Dertler benim, çile benim
Hayat senin senin olsun
Hatıralar, hasret benim
Ömrüm senin senin olsun

Bir gün daha geçti yine sensiz
Aşkım ağlıyor bak, sessiz sessiz
Çare bensiz, ben çaresiz
Ümidim senin olsun
Sana gelen dertler benim
Mutluluk senin olsun

Bakın Orhan Gencebay da kendisinin olmayan sevgilisine mutluluk diliyor. Demek ki benim olmayan sevgili ölsün demek çok doğru değil. Gerçekten seven kişi sevgilisine kavuşamasa bile ona mutluluk dileyebilmeli. Gerçek aşk budur bence.

Tüm aşıkların sevgililerine kavuşması dileğiyle mutluluklar diliyorum.

Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: ,

Çok iddialı olacak ama inanın ki yaşadıklarımız hayata bakış açımızın sonucudur. Bazen kendimizi mutsuz, bazen de mutlu hissediyoruz. Olaya bakış açımızın sonucu olarak da mutlu veya mutsuz oluyoruz.

Pozitif bir bakış açısı her zaman mutlu eder insanı. Şu anda size desem ki bir arkadaşınızı bana pozitif ve negatif olarak anlatın. Aynı kişi için çok kötü sözler kullanarak anlatırken hem canınız sıkılır hem de o kişiye karşı birden bire kötü hisler beslemeye başlarsınız. Yüzünüzdeki çizgiler aşağıya doğru sarkar. Gözlerinizin rengi bile değişir. Ama bir de aynı kişi için çok güzel sözlerle anlatın desem. Birden bire o kişiye ait sıcacık duygular duymaya başlarsınız. Sanki o dakikada hayatınızda güzel bir şeyler olmuş gibi mutlu olursunuz. İşte bakış açısı ile yarattığımız mutluluklar ve mutsuzluklar.

Bundan 2-3 ay önceydi. Hani size bir evvelki yazımda bahsettiğim ev işlerinde bana yardım eden Sevgi temizliğini yapıp gittikten sonra ablam bana gelmişti. Kenarlarda tozlar görmüştü. Bana “Tülay bak kenarlarda tozlar kalmış, senin elektrik süpürgen çok iyi çekmiyor artık. Gel sana bir elektrik süpürgesi alalım.”dedi. Ben de “haklısın, ben de aynı şeyi düşünmüştüm.”dedim. Ertesi gün gidip bir tane elektrik süpürgesi aldık. Sevgi tekrar temizliğe geldiğinde “Sevgicim bak yeni elektrik süpürgesi aldım. Kenarlarda tozlar kalmış herhalde makine iyi çekmiyordu artık.” dedim.
Sevgi tabii çok akıllı bir kadın olduğundan hemen şöyle bir cevap verdi; “Tülay hanım, başkası olsa sen iyi temizlik yapamıyorsun diye beni suçlardı, sizin aileniz ise tozları gördüğü halde gidip yeni makine alıyor. Ne kadar iyi niyetlisiniz.” dedi.

Olaylara iyi niyetli bakmak insanı çok rahatlatan bir tarzdır. Hem sen hem de karşındaki huzurlu olur.
Bakın size bir iyi niyet ile ilgili hikaye;

“BAKIŞ AÇISI”
Arjantinli ünlü golfçü Robert Vincenzo yine bir ödül kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş. Ardından klübüne uğramış, eşyalarını toplayıp otoparktaki arabasının yanına doğru yürümüş. O sırada yanına bir kadın yaklaşmış. Vincenzo’yu kutladıktan sonra ona küçük bir bebeği olduğunu, bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını karşılayamadğını onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatmış bir çırpıda. Kadının anlattıkları Vincenzo’yu çok etkilemiş. Hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın bir bölümünü yazıp imzalamış. Çeki kadına uzatmış. O sırada kadına; “Umarım bebeğin iyi günleri için harcarsın”demiş. Ertesi hafta Vincenzo klüpte öğle yemeğini yerken Golf derneğinin bir üyesi yanına yaklaşmış ve; “Otoparktaki çocuklar, geçen hafta siz turnuvayı kazandığınız gün bir kadının yanınıza yaklaştığını ve sizinle konuştuğunu söylediler.”demiş. “Evet” demiş Vincenzo, “Bunun neresi garip?”, “Garip değil tabii ki.” demiş adam, “Ama size bir haberim var. O kadın bir sahtekarmış. Sizin gibi zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyip para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış.”
Vincenzo şaşkınlıkla; “Yani ölümü beklenen bir bebek yok mu?” demiş. “Yok”demiş adam. “İşte bu hafta duyduğum en iyi haber” demiş Vincenzo.

İşte buna bakış açısı diyorum. Parasını kaybettiği için üzüleceğine ölümü bekleyen bir bebek olmadığına sevinme de bir bakış açısıdır.

Hayata bakışımız hakkında; AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ İNSANDAN, BİRİ SOKAKTAKİ ÇAMURU
DİĞERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR. – FREDERİCK LANGBRİDGE

Hayata bakış açımızı yumuşatmak için benim için hayat felsefesi olan bir anektot yazmak istiyorum.

Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp “AHHHHHHHHH!!!!”diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden “AHHHHHHHH!”diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve “SEN KİMSİN?”diye bağırıyor. Aldığı cevap “SEN KİMSİN?”oluyor. Aldığı cevaba kızıp “SEN BİR KORKAKSIN!”diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses; “SEN BİR KORKAKSIN!”diye cevap veriyor. Çocuk babasına dönüp; “BABA NE OLUYOR BÖYLE?” diye soruyor. “OĞLUM” diyor adam, “DİNLE VE ÖĞREN” ve dağa dönüp “SANA HAYRANIM” diye bağırıyor. Gelen cevap “SANA HAYRANIM” oluyor. Baba tekrar bağırıyor “SEN MUHTEŞEMSİN”. Gelen cevap “SEN MUHTEŞEMSİN”. Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor. Babası açıklamasını yapıyor.
“İNSANLAR BUNA YANKI DERLER, AMA ASLINDAN BU YAŞAM’DIR. YAŞAM DAİMA SANA SENİN VERDİKLERİNİ GERİ VERİR. YAŞAM YAPTIĞIMIZ DAVRANIŞLARIN AYNASIDIR. DAHA FAZLA SEVGİ İSTEDİĞİN ZAMAN DAHA ÇOK SEV! DAHA FAZLA ŞEFKAT İSTEDİĞİNDE, DAHA ŞEFKATLİ OL! SAYGI İSTİYORSAN İNSANLARA DAHA ÇOK SAYGI DUY.”

Bence de hayatımızın akışını biraz olsun yumuşatmak için bakış açımızı yumuşatmamız daha doğru olur. Yaşam bir sanattır. Bu konuda JEAN JACQUES ROUSSEAU bakın ne güzel yorumlamış; “Bir çok insan matematiğin yasalarını bilir ve güzel sanatların birçoğunda beceri sahibidir. Fakat çoğu insan yaşamı yöneten yasalarla, yaşama sanatı denilen o güç sanat hakkında az şey bilir. Bir insan uçak yapabilir ve onunla bütün dünyayı baştanbaşa dolaşabilir. Fakat nasıl mutlu, başaralı ve memnun olunacağını öğreten o basit sanatın tamamıyla cahilidir. Sanatları öğrenirken listenin en başına yaşama sanatını koymayı unutma!”

Hayat çok güzel…..

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Bu ne demek diyeceksiniz şimdi. Ağlamayı mecazi olarak kullandım. Çevrenizdeki insanları bir gözden geçirirseniz. Sürekli negatif olan bazı kişiler olduğunu göreceksiniz. Şimdi diyeceksiniz ki; “Ama onun gerçekten çok dertleri var,,zavallı çok talihsiz.”

Böyle düşünmekte ilk anda haklı olabilirsiniz. Ama bir düşünün ona kaç kere yol göstermişsinizdir. Eğer söylediğinizi yapsaydı daha iyi olmaz mıydı? Olurdu mutlaka. Onlara başkaları da bazı çareler üretmişlerdir. Keşke bana bir inansa diye içinizden geçirdiğiniz olmuştur. Bazen de onu ikna edemediğiniz için kendinizi suçladığınız bile olmuştur. Çünkü aynı duyguları yıllarca ben yaşadım. Karşımdakini ikna etmek için ne metotlar denedim bilemezsiniz. Saatlerce dil döktüm. Ondaki bütün negatif enerjiyi ben yüklendim. Bendeki pozitif enerjiyi ona verdim. Bu konuşmaların neticesinde kendimi çok yorgun hissettim. Ama o hiç bir şey yapmadı. Bir hafta sonra tekrar bana dert yandı ben yine onun üzüntüsünü hafifletmek için saatlerce ona dil döktüm.

Yıllarca kişisel gelişim ile uğraşınca insan duyguları ile ilgili çok kitap okuyup insanları gözlemleyince her şeyi daha iyi anlamaya başladım. Derdine çare için bir şeyler yapması gerektiğini söylediğim zaman haklısın diyor ama yapmıyor. Belki de dertler bazı insanların ruhunu besliyor. Çevremde yakınım olan bazı kişiler var. Dertlerini anlatırken adeta keyif alıyorlar. Mutsuzluk onların yaşam biçimleri haline gelmiş. Artık onları çok iyi tanıyorum ve onlar için üzülmüyorum. Çünkü bu tarzı onlar seçtiler. Hani eskiler derler ya “Kendi düşen ağlamaz” diye. Machiavelli daha farklı yaklaşmış şöyle demiş; “KENDİ DÜŞEN BİR ADAMI BIRAK DÜŞSÜN, ŞAYET BİR BAŞKASI TARAFINDAN İTİLMİŞSE ONU TUT.”

Bir başka insan tipi de derdinin çaresini söylediğin halde yapmaz. Çünkü senin söylediğin onun derdinin çaresi değildir. Kendini tanımadığı için aslında neden mutsuz olduğunu bile bilmez. Yanlış adres vererek karşısındakini kendine acındırmaya çalışır.

Dostoyevski; “EN BÜYÜK MUTLULUK, MUTSUZLUĞUN KAYNAĞINI BİLMEKTİR.” Mutsuzluğun kaynağına inmek için çalışmak gerekiyor. Oysa ki ağlamak dert yanmak daha kolaydır. Ve farkındaysanız sürekli geçmişte yaşar. Peki şimdi ne yapmak gerekir sorusuna hiç cevap aramaz. Oysaki olan olmuştur artık geriye dönük düşünmek çare değil sadece zaman kaybıdır. Yarın ne yapmam gerekli onu düşünmeli.

Dale Carnegie; “BATAN GÜNEŞ İÇİN AĞLAMAYIN. YENİDEN DOĞDUĞUNDA NE YAPACAĞINIZA KARAR VERİN.”

PEKİ NEŞELİ İNSANLARIN HİÇ DERDİ YOK MU?

Olmaz olur mu hiç. Sadece neşeli ve güçlü insanların en büyük özelliği onlar hayatın acı olduğunu bilirler. İleriye dönük tedbirlerini alarak dertleri hafifletirler. Dertleri azaltmanın en önemli yolu ileriye dönük hedefler koymaktır. Eğer bir insanın ileriye dönük bir hedefi yoksa yaşamdan keyif almaz. Oysa mutsuz insan için derdinin olmaması imkansızdır. Çünkü o talihsiz biridir. Bu dert geçse mutlaka onu bir başka dert bulur diye düşünür. Bazı yeteneklerin doğuştan olduğunu sanır. Ama Thomas Edison farklı düşünüyor; “DEHA YÜZDE BİR YETENEK, YÜZDE DOKSAN DOKUZ TERDİR.” Yani her şey çalışılarak elde edilebilir. Ah mutsuzlar bir inansalar her şeyin kendi ellerinde olduğuna. Çevremizdekileri değiştirmek bizim elimizde. Eğer bana zarar veren dostlarım varsa onları bile…

Geothe; “Kardeşlerimi Allah yarattı, fakat dostlarımı ben buldum.” demiş. Bence doğru. Çareler bizim elimizde..Ya sürekli mutsuz ya sürekli mutlu olmak…Karar sizin.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: ,

Evet mümkün. Ben başardım. Ben anneye aşırı bağlı bir kişiydim. Bu bağlılık öylesine bir durum ki, buna bağımlılık desek daha doğru olur. Bu bağımlılık hayatıma yön verme noktasında önüme çıkan bir engel oluyordu. Çünkü anneme olan saygım ve sevgimin boyutunu abarttığım için yeni çağı yaşayamıyordum. Annem ne derse o oluyordu. Bir gün geri baktığımda annem üzülmesin diye hiçbir şey yapmadığımı fark ettim. Yani boşa giden yıllar diyebiliriz. Oysaki benim yapmak istediklerim annemi rencide edecek ya da ona zarar verecek bir yaşam biçimi değildi ki. Sadece aramızdaki yaş farkından dolayı bakış açılarımız değişikti. Onu üzmeden hatta ona da bazı şeyleri anlatarak hayatta ataklar yapmam gerektiğini ifade etmeye başladım. Başardım. Evet başardım. Bunu başardıktan sonraki yıllarda Astrolog Oğuzhan Ceyhan ile tanıştım. Benim astrolojik haritama baktığında doğum tarihime göre yapılan bilimsel incelemede benim aşırı anneci olduğumu ve bunun hayatımı yaşamama engel olduğunu ifade etti. Çünkü sağlıklı karar alamıyordum. Her aldığım kararda anneme danışmadan yapamıyordum. Sonunda her zaman annemin dediği oluyordu. Oysa ben çok büyük bir şirkette çalışan, sürekli yurt dışı ile bağlantıları olan entelektüel çevresi olan bir gençtim. Sayın Oğuzhan Ceyhan’ın yaptığı açıklama artık doğru yolda olduğumu anlamama neden oldu. Artık kararlarımı kendim alıyordum. Sadece ben istediğim için yapıyorum bir çok şeyi. Yalnız bu aileyle ilişkinin koptuğu anlamına gelmiyor. Üstelik şimdi annemle ilişkim daha harika. Onu çok seviyorum. Hala ona tapıyorum ve bir çok konuda fikrini alıyorum ama kendi doğrularımı buldum. Kendi kararlarımı kendim veriyorum ve bedellerini de ödüyorum. Şöyle düşünüyorum annem bir önceki çağda kaldı. Ben ise teknolojiyi takip eden sürekli okuyan ve gezen biriyim. Tabii ki görüşlerimiz farklı olacak. Şu görüş dünyaya farklı bakmama da yaradı..

“DÜNKÜ GÜNEŞ İLE BUGÜN ÇAMAŞIR KURUMAZ.”

Nasıl? Harika değil mi? Kaderimizi değiştirmek elimizde ama önce kişiliğimizi değiştirmek zorundayız. Hayatımızdaki olumsuzlukları inanın biz yaratıyoruz çoğu kez. Etrafımızda yanlış insanlar olduğunda şöyle deriz: “Ay ben ne talihsiz biriyim, hep beni buluyor bu yanlış ilişkiler.”

Hayır o yanlış kişiler ve ilişkiler hep bizi bulmuyor. Biz onları buluyoruz. Kaderimizi kendimiz belirliyoruz. Sadece değişime cesaretimiz olmadığı için o yanlış kişilerin kaderimiz olduğunu söylemek daha kolay geliyor. Oysaki hayatımızı ya da kaderimizi değiştirmemek daha zor. Katlanılması gereken zorluklar…kabullenilmeyen hatalarla başa çıkmak.. Peki nasıl??????????

Sadece değişmeye karar vermek….inanın o kadar. Gerisi kendiliğinden olacak. İhtiyacınız olan her şey ayağınıza gelecek. Yeter ki görmeyi bilin ve farkında olun..

Sevgiler

Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu, düşmüş işte.

Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı, belki üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprak da biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.

Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi. Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı.

Hayat bazen çok acıdır, sanki bütün dünya üzerimize geliyor gibi hissederiz. Tutunduğumuz her dal kopar. Her şeyin aksi gittiğine inanırız. İşte kendimizi bıraktığımız o an, hayat üzerimizi adeta toprakla örter. Baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, silkinmek ve kurtulmaktır. Aydınlığa doğru koşmaktır. Kör kuyuda olsak bile….

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

20 yıldan fazla bir zamandır kişisel gelişim ile ilgileniyorum. Her zaman şunu ifade ederim. Kendi üstümde denemediğim hiçbir davranışı başkasına önermem. Öncelikle kendim denerim yani hayatıma geçiririm sonra da başkalarına öneririm.

Bunu şunun için yazıyorum. İnsanların hayatlarında çok acı günler olabilir. En acısı da ölüm acısıdır. İnsanlar mutlaka acılarını yaşamalılar. Yani yaslarını tutmalılar. Acılarıyla yüzleşerek yani acının üstünü örtmeden yaşamalı. Ama yasını yaşamayı asla abartmamalı. Yaşadığın sorunların yoğunluğuna göre özellikle ölüm acısını bile abartmamak gerekli. Eğer makul bir zaman dilimi geçtiği halde hala yas tutuyorsan mutlaka bir doktora gitmelisin diye okumuştum. Bu okuduklarım büyük düşünürlerin yazdıkları ya da tıp doktorlarının önerileridir. Bunu uygulamaya hep çalıştım. Ama şimdiye kadar bu kadar canımı acıtan bir acı yaşamamıştım.

3 hafta önce annemi kaybettim. Acıların en büyüğünü yaşadım. Onun için 3 haftadır yazılarıma ara verdim. Kendimle baş başa kaldım ve acımı yaşadım. Yani 3 hafta yaşama ara verdim. Ama bu arada dünya durmadı, dönmeye devam etti. Yani her şeye rağmen hayat devam etti. Ben de acımı unutmak değil ama onunla birlikte yaşamayı öğrendim. Eğer bu zaman diliminde hayata dönemeseydim mutlaka profesyonel bir yardım almayı denerdim. Ama makul bir zaman diliminde hayata döndüm.

Benim de sizlere önerim problemleri büyütmeyin acıların en büyüğünü bile yaşamanın belirli bir zamanı var. Eğer bu acıdan kurtulamıyorsanız mutlaka profesyonel bir yardım almanızı öneririm.
Sevgiler
Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com

“Bir kurbağa sürüsü ormanda ilerlerken, içlerinden ikisi bir çukura düşmüş. Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanıp, çaresiz bir şekilde bakıyorlarmış.
Çukur bir hayli derin olduğundan düşen arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyormuş.

Yukarıdaki kurbağalar, boşuna çabalamamalarını söylemişler arkadaşlarına;

-Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkansız!

Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için mücadeleye devam etmişler. Yukarıdakiler ise hala boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış. Sonunda kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilenmiş ve mücadeleyi bırakmış. Diğeri ise, çabalamaya devam etmiş. Yukarıdakiler de çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürmüşler.

Ne var ki, çukurdaki kurbağa onlara hiç aldırmadan son bir hamle daha yapmış, bu kez daha yükseğe sıçramayı başarmış ve çukurdan çıkmış.
O kurbağa arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine hiç kulak asmamıştı…
Çünkü doğuştan sağırdı!”

Yeni bir işe başlamak istediğimizde çevremizde bazı kişiler hemen “yapamazsın, sakın başlama” derler. Eğer ortaya gerçekçi nedenler koyup da hayır diyorlarsa, o da bir görüştür saygı duyarım. Ama sadece kendi cesaretsizliğini sende görmek istiyorsa aman bu kişilere kulak asmayın. Kendinize inanın. İnanmak başarmanın yarısıdır.
Sevgiler
Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031