Tülay Bilin-ce

Archive for the ‘Pozitif’ Category

Ünlü ressama; “Mutluluğun resmini yapabilir misin?” diye sormuşlar. Ben mutluluğun resmini yapamam ama mutlu yaşamasını öğrendim artık. Bu hiç problemim olmadığı için mutlu olduğum anlamına gelmiyor. Bu çağda bir de üstelik büyük şehirde yaşayınca imkansız. Ayrıca gelişmekte olan bir ülkede ekonomik zorluklarla yaşayınca daha da imkansız. Sadece sorunları çözüp yoluma devam ediyorum. Bütün amacım mutlu olmak ve çevremdekilere mutluluğu anlatmakla oluyor.

Sizlerden çok mail alıyorum. Hepsine de tek tek cevap veriyorum. Gördüğüm kadarıyla mutlulukla başımız dertte. Son günlerde güzel bir mail aldım. Sadece bir bölümünü yazıyorum.

“Mutluluk benim için çok zor bir kavram. Belki de mutluyum farkında değilim. Yaşam bir rol vermiştir oynuyorumdur. Mutsuzluğu oynamak da belki bir mutluluktur.”

Mutluluk ve mutsuzluk bir seçimdir. Biz beynimizde üretiyoruz. Peki sorunlar ne olacak. Sorunsuz bir hayat düşünüyorsanız mutlu olma şansınız yoktur. Mutsuzluklarımızın nedenini bulup çıkartmak gerekli. Bunun için ne yapabilirim diye düşünün. Yapacak bir şey var ve yapmıyorsanız mutsuzluk için ağlamak sizin hakkınızdır. Ama yapacak bir şey yoksa da ağlıyorsanız bu da bir seçimdir. Eğer ağlamanızın faydası varsa hep beraber ağlayalım. Ama inan ki yok. Yaşamı farkında olarak yaşamalıyız. Acılar olmadan bir hayat düşünmek mümkün değil.
Acıdan korkmak da yaşamımızı engelliyor. Benim çocuk sahibi olmaktan korktuğum gibi. Ya ona bir şey olursa diye korkudan çocuk sahibi olamadığımı yıllar sonra fark ettim. Hayat bence cesurların yanında. Bir mutluluğu yaşamadan vazgeçiyoruz. Ya sonunda şöyle olursa ya böyle olursa diye. Her türlü tehlikeyi göze alınca güzellikleri görüyor insan.

YÜKSEK DÜŞÜNCELER YÜKSEK DAĞLARA BENZER. ALIŞIK OLMAYANLARI ÜRKÜDÜR.
CENAP ŞAHABETTİN

Mutluluğa sahip olmak için acılara katlanmak gerekiyor. Mutluluk her şeyin yolunda gitmesi demek değildir.

Bana sürekli mail atıyorsunuz. İster misiniz bana attığınız maillere rumuz koyup burada yayınlayalım. Kısa kısa yazarsanız hem yer işgal etmez ben de yorum yapabilirim.

Bu hafta tatil olduğu için sizi uzun bir yazıya boğmak istemiyorum. İyi bayramlar diliyorum. 2007 yılının hepimize mutluluk getirmesini ve bizim o mutluluğu farkına varıp yaşamamızı istiyorum.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: ,

Bu sitede yazı yazmaya başlayalı 7 ay oldu. Her hafta yeni bir yazı yazıyorum. 10 yıldır eğitim veriyorum. 6 aydır canlı olarak bir radyo programı yapıyorum.

Bütün bu çabalarımdan memnun olan hayatının akışını değiştiren bir sürü tanıdığım insan var. Ayrıca hiç tanımadığım bir sürü insan bu sitedeki mail adresime görüşlerini yazıyorlar. Radyoda söylediğim her bir görüş için anında canlı yayına bağlanma gibi fırsat var ve insanlar bunu da kullanıyorlar.

Ee peki anladık ne demek istiyorsun diyorsunuz. Şunu demek istiyorum. Bu yaptığım işler sadece beni bağlayan kişisel sorumluluk isteyen işler değil. Burada yazdığım ya da radyoda söylediğim bir söz ile birilerini yanlış yönlendirmek ya da zarar vermek gibi bir tehlike de var. Onun için yazdığım ve söylediğim her şeye çok dikkat ediyorum. Ben insanlara mutlu olmanın yollarını açmak isterken asla zarar vermek istemem. Herkes benim gösterdiğim yoldan giderse mutlu olur mu? Hayır olmaz. Çünkü herkesin yaşam biçimi, gelenekleri, ekonomik durumu ve hayata bakışı ve de keyif aldığı olaylar farklıdır. Ben genel olarak motivasyon ve mutluluklardan bahsediyorum. Bazı genel prensiplerden bahsediyorum. Önemli olan sizin içinizdeki cevheri çıkarıp bulmanız ve mutlu olmanız.

Yaptığım bu işlerden geri dönüşümler alıyorum. Seminerlerde her zaman şunu söylerim. “Konuştuklarımda size ters gelen bir fikir olduğunda hemen söz isteyin. Konuyu hep birlikte tartışalım. Beni eleştirebilirsiniz bundan sakın çekinmeyin.”

Hiçbir seminerimde büyük bir görüş ayrılığına düştüğüm kimse olmadı. Seminerlerden herkes çok mutlu ayrıldılar. Bu sitede yazdığım yazılarım için çok fazla mail alıyorum. İnanılmaz güzel dostluklar kurdum. Türkiye’nin her yerinden hiç tanımadığım ama yıllardır sanki birlikteymişiz gibi can dostlarım var. Bana ilk yazış nedenleri o günkü yazıyla ilgili görüşlerini belirten bir yazı. Ama daha sonra bu mailleşmeler güzel dostluklara döndü.

Hiç eleştiri almıyor musun diye sorarsanız. Aldım tabii. Bu sitedeki yazılarım ile ilgili 2 tane olumsuz mail aldım. Bir tanesi ismini izni olmadan açıklayamam. Batman’da yaşayan entelektüel bir kişiden aldım. Bir yazımdaki fikrimi eleştirmiş ama biraz tarz olarak canımı acıtan bir mail idi. Hemen kendisine cevap verdim. Şöyle dedim;

Merhaba
Maillinizi dikkatli bir şekilde okudum. Bana oldukça ağır bir mail atmışsınız.
Ben bundan 3-4 ay gibi önce Lütfi Kırdar’da çok büyük bir pazarlama seminerine katılmıştım. 2000 kişinin katıldığı büyük bir seminerdi. Konuşmacı inanılmaz büyük bir gaf yaptı. Konuşmasını bitirdiğinde sorusu olan var mı dedi. Ben el kaldırdım. Bana mikrofon verdiler. Sorumu sordum: “Biraz evvel konuşmanızda insan beyni gelişimini tamamlamıştır. İnsanlık bundan sonra asla gelişmeyecektir. Başka yenilik olmayacaktır. Yaratıcılık bitmiştir dediniz. Ben her gün yataktan heyecanla kalkıyorum acaba bugün ne öğreniceğim diye. Her gün her konuda yeni bir buluş okuyoruz. Neden böyle söylediniz. Lütfen biraz açıklar mısınız?”dedim.

Konuşmacı şöyle dedi;
-Ben böyle düşünüyorum ve bu konuyu tartışmak istemiyorum.
Anladım ki bildikleri sadece söyleyebildiği kadardı. Onu rencide etmek istemedim. Peki teşekkür ederim dedim ve mikrofonu uzattım.
Sonra çay molasında bir bey geldi yanıma. Dedi ki;
“Neden biraz evvel sorunuzun devamını getirmediniz, çünkü anladığım kadarıyla bu konuda oldukça bilgiliydiniz ama üstüne gitmediniz..neden?
Sadece onu mahçup etmek istemedim. Çünkü anladım ki derinlemesine bilgisi yok. Ancak ben ondan şunu beklerdim. Lütfen kahve molasında görüşelim sizin bu konudaki görüşünüzü almak isterim ve ben de görüşümü size aktarayım. Onu yapmadı. Ben olsam bunu kesinlikle yapardım.

İşte o gün, bugün. Siz beni eleştirdiniz. Keşke biraz daha yapıcı, biraz daha yumuşak ve biraz daha pozitif olabilseydiniz. Biz değil miyiz ki büyüklerimizin eksik sevgilerinden, sert tutumlarından ya da sevgisiz nasihatlerinden dolayı bir türlü yanlışı ve doğruyu seçemiyoruz. Benim bakış açım yanlış olabilir, siz haklı olabilirsiniz. Ayrıca bir başka dostum da bana mail atmış. Şöyle diyor; “Tülaycım yazını okudum. Ama bu sefer sana katılamıyorum.” diye yazmış.

Eleştirilerimizi birbirimizi döverek değil severek yapsak daha yapıcı olur. Eğer karşımızdakini mahcup etmek istiyorsak bence bundan daha iyi yol olmaz. Ayrıca zaman ayırıp yazımı okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Eğer bana kızgınlığınız geçtiyse şimdi yazımın konusu hakkında yazışabiliriz 🙂
Sevgiyle kalın
Tülay Bilin

Kendisine aynen bu mailli attım. Bana hemen bir cevap geldi. Gelen mailde kendine özgüveni tam, gerektiğinde bildiğinden asla dönmeyen gerektiğinde özür dileyebilen büyük bir beyin vardı. Yolladığı mailden birkaç cümle;
“Özür diliyorum, beni bu kadar mahcup etmek zorunda mıydınız? İnternetteki resminizdeki gülümsemenin sahte olmadığına inandırdınız beni.”

Özür dilediği yaptığı eleştiri değildi. Eleştirisinden geri dönmüyordu sadece tarzı için özür diliyordu. Özür dilemek bir erdemdir. Ancak kendinden çok emin insanlar özür diler. Bu mailden sonra kendisiyle dost olduk. Kendisini hiç görmedim ama o benim çok iyi dostum. Şu kadarını söyleyebilirim. Bugün kendisine mail atsam ve şöyle desem;
“Arkadaşım ben bugünlerde zordayım. Bana şu konuda yardım eder misin?” desem koşa koşa gelir ve gerekeni yapar. Buna inanıyorum bu bana yeter. Böylesine kendine güvenen bu kadar insanca davranan ve adam gibi adam dediğim kişinin önünde saygıyla eğiliyorum.

Eleştirilere açığım ama yapıcı eleştirilere açığım. Buradaki amaç ortaya konan fikri tartışmaktır. Fikri ortaya koyan insanın özel hayatı veya kişiliğini zedelemek yanlış olur. Üstelik sadece tatsız bir konuşmadan başka bir işe de yaramaz. Benim de yanlış bildiğim bir bilgi olabilir. Her gün yeni bilgiler öğreniyorum. Her gün kendimi yeniliyorum. Bazen dün düşündüğümü bugün beğenmiyorum.

J.R.COWELL ‘in bir sözü; “ANCAK APTALLAR VE ÖLÜLER DÜŞÜNCELERİNİ HİÇ DEĞİŞTİRMEZLER.” Birbirimizi eleştirelim ve birlikte bir adım atalım. İşte o zaman faydalı olabiliriz. Ayrıca ne kadar çok değişik fikir ortaya atılırsa o kadar faydalanırız.

ALBERT LİPPMANN diyor ki; “HERKES AYNI ŞEYİ DÜŞÜNÜYORSA HİÇ KİMSE BİR ŞEY DÜŞÜNMÜYOR DEMEKTİR.” Ben bu görüşe katılıyorum. Çünkü benim yazdıklarım doğrudur gerisi yanlıştır demiyorum. Bilgilerimizi paylaşalım farklılıkları da paylaşalım ama bunları yaparken birbirimize olan saygımızı azaltmayalım. Okudukça ne kadar az şey bildiğimi fark ediyorum.

Bu konuda SOKRAT;
“BEN BİLMEDİĞİMİ BİLDİĞİM İÇİN DİĞER İNSANLARDAN AKILLIYIM”demiş. Ben kişisel olarak hiç iddialı değilim. Her şeyi çok iyi biliyorum demiyorum. Sadece öğrendiklerimi paylaşıyorum. Önemli olan fikirleri tartışmamız. Kişileri eleştirip bozguna uğratmak amacından uzaklaşmalıyız.

İlk duyduğumda kocaman bir kağıda yazıp duvara astığım bir söz ile yazımı bitirmek istiyorum. HYMAN RICKOVER;
“BÜYÜK BEYİNLER FİKİRLERİ, ORTA BEYİNLER OLAYLARI, KÜÇÜK BEYİNLER İSE KİŞİLERİ KONUŞUR.”

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Çok iddialı olacak ama inanın ki yaşadıklarımız hayata bakış açımızın sonucudur. Bazen kendimizi mutsuz, bazen de mutlu hissediyoruz. Olaya bakış açımızın sonucu olarak da mutlu veya mutsuz oluyoruz.

Pozitif bir bakış açısı her zaman mutlu eder insanı. Şu anda size desem ki bir arkadaşınızı bana pozitif ve negatif olarak anlatın. Aynı kişi için çok kötü sözler kullanarak anlatırken hem canınız sıkılır hem de o kişiye karşı birden bire kötü hisler beslemeye başlarsınız. Yüzünüzdeki çizgiler aşağıya doğru sarkar. Gözlerinizin rengi bile değişir. Ama bir de aynı kişi için çok güzel sözlerle anlatın desem. Birden bire o kişiye ait sıcacık duygular duymaya başlarsınız. Sanki o dakikada hayatınızda güzel bir şeyler olmuş gibi mutlu olursunuz. İşte bakış açısı ile yarattığımız mutluluklar ve mutsuzluklar.

Bundan 2-3 ay önceydi. Hani size bir evvelki yazımda bahsettiğim ev işlerinde bana yardım eden Sevgi temizliğini yapıp gittikten sonra ablam bana gelmişti. Kenarlarda tozlar görmüştü. Bana “Tülay bak kenarlarda tozlar kalmış, senin elektrik süpürgen çok iyi çekmiyor artık. Gel sana bir elektrik süpürgesi alalım.”dedi. Ben de “haklısın, ben de aynı şeyi düşünmüştüm.”dedim. Ertesi gün gidip bir tane elektrik süpürgesi aldık. Sevgi tekrar temizliğe geldiğinde “Sevgicim bak yeni elektrik süpürgesi aldım. Kenarlarda tozlar kalmış herhalde makine iyi çekmiyordu artık.” dedim.
Sevgi tabii çok akıllı bir kadın olduğundan hemen şöyle bir cevap verdi; “Tülay hanım, başkası olsa sen iyi temizlik yapamıyorsun diye beni suçlardı, sizin aileniz ise tozları gördüğü halde gidip yeni makine alıyor. Ne kadar iyi niyetlisiniz.” dedi.

Olaylara iyi niyetli bakmak insanı çok rahatlatan bir tarzdır. Hem sen hem de karşındaki huzurlu olur.
Bakın size bir iyi niyet ile ilgili hikaye;

“BAKIŞ AÇISI”
Arjantinli ünlü golfçü Robert Vincenzo yine bir ödül kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş. Ardından klübüne uğramış, eşyalarını toplayıp otoparktaki arabasının yanına doğru yürümüş. O sırada yanına bir kadın yaklaşmış. Vincenzo’yu kutladıktan sonra ona küçük bir bebeği olduğunu, bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını karşılayamadğını onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatmış bir çırpıda. Kadının anlattıkları Vincenzo’yu çok etkilemiş. Hemen çek defterini çıkarmış ve turnuvadan kazandığı paranın bir bölümünü yazıp imzalamış. Çeki kadına uzatmış. O sırada kadına; “Umarım bebeğin iyi günleri için harcarsın”demiş. Ertesi hafta Vincenzo klüpte öğle yemeğini yerken Golf derneğinin bir üyesi yanına yaklaşmış ve; “Otoparktaki çocuklar, geçen hafta siz turnuvayı kazandığınız gün bir kadının yanınıza yaklaştığını ve sizinle konuştuğunu söylediler.”demiş. “Evet” demiş Vincenzo, “Bunun neresi garip?”, “Garip değil tabii ki.” demiş adam, “Ama size bir haberim var. O kadın bir sahtekarmış. Sizin gibi zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyip para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış.”
Vincenzo şaşkınlıkla; “Yani ölümü beklenen bir bebek yok mu?” demiş. “Yok”demiş adam. “İşte bu hafta duyduğum en iyi haber” demiş Vincenzo.

İşte buna bakış açısı diyorum. Parasını kaybettiği için üzüleceğine ölümü bekleyen bir bebek olmadığına sevinme de bir bakış açısıdır.

Hayata bakışımız hakkında; AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ İNSANDAN, BİRİ SOKAKTAKİ ÇAMURU
DİĞERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR. – FREDERİCK LANGBRİDGE

Hayata bakış açımızı yumuşatmak için benim için hayat felsefesi olan bir anektot yazmak istiyorum.

Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp “AHHHHHHHHH!!!!”diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden “AHHHHHHHH!”diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve “SEN KİMSİN?”diye bağırıyor. Aldığı cevap “SEN KİMSİN?”oluyor. Aldığı cevaba kızıp “SEN BİR KORKAKSIN!”diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses; “SEN BİR KORKAKSIN!”diye cevap veriyor. Çocuk babasına dönüp; “BABA NE OLUYOR BÖYLE?” diye soruyor. “OĞLUM” diyor adam, “DİNLE VE ÖĞREN” ve dağa dönüp “SANA HAYRANIM” diye bağırıyor. Gelen cevap “SANA HAYRANIM” oluyor. Baba tekrar bağırıyor “SEN MUHTEŞEMSİN”. Gelen cevap “SEN MUHTEŞEMSİN”. Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor. Babası açıklamasını yapıyor.
“İNSANLAR BUNA YANKI DERLER, AMA ASLINDAN BU YAŞAM’DIR. YAŞAM DAİMA SANA SENİN VERDİKLERİNİ GERİ VERİR. YAŞAM YAPTIĞIMIZ DAVRANIŞLARIN AYNASIDIR. DAHA FAZLA SEVGİ İSTEDİĞİN ZAMAN DAHA ÇOK SEV! DAHA FAZLA ŞEFKAT İSTEDİĞİNDE, DAHA ŞEFKATLİ OL! SAYGI İSTİYORSAN İNSANLARA DAHA ÇOK SAYGI DUY.”

Bence de hayatımızın akışını biraz olsun yumuşatmak için bakış açımızı yumuşatmamız daha doğru olur. Yaşam bir sanattır. Bu konuda JEAN JACQUES ROUSSEAU bakın ne güzel yorumlamış; “Bir çok insan matematiğin yasalarını bilir ve güzel sanatların birçoğunda beceri sahibidir. Fakat çoğu insan yaşamı yöneten yasalarla, yaşama sanatı denilen o güç sanat hakkında az şey bilir. Bir insan uçak yapabilir ve onunla bütün dünyayı baştanbaşa dolaşabilir. Fakat nasıl mutlu, başaralı ve memnun olunacağını öğreten o basit sanatın tamamıyla cahilidir. Sanatları öğrenirken listenin en başına yaşama sanatını koymayı unutma!”

Hayat çok güzel…..

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Bu ne demek diyeceksiniz şimdi. Ağlamayı mecazi olarak kullandım. Çevrenizdeki insanları bir gözden geçirirseniz. Sürekli negatif olan bazı kişiler olduğunu göreceksiniz. Şimdi diyeceksiniz ki; “Ama onun gerçekten çok dertleri var,,zavallı çok talihsiz.”

Böyle düşünmekte ilk anda haklı olabilirsiniz. Ama bir düşünün ona kaç kere yol göstermişsinizdir. Eğer söylediğinizi yapsaydı daha iyi olmaz mıydı? Olurdu mutlaka. Onlara başkaları da bazı çareler üretmişlerdir. Keşke bana bir inansa diye içinizden geçirdiğiniz olmuştur. Bazen de onu ikna edemediğiniz için kendinizi suçladığınız bile olmuştur. Çünkü aynı duyguları yıllarca ben yaşadım. Karşımdakini ikna etmek için ne metotlar denedim bilemezsiniz. Saatlerce dil döktüm. Ondaki bütün negatif enerjiyi ben yüklendim. Bendeki pozitif enerjiyi ona verdim. Bu konuşmaların neticesinde kendimi çok yorgun hissettim. Ama o hiç bir şey yapmadı. Bir hafta sonra tekrar bana dert yandı ben yine onun üzüntüsünü hafifletmek için saatlerce ona dil döktüm.

Yıllarca kişisel gelişim ile uğraşınca insan duyguları ile ilgili çok kitap okuyup insanları gözlemleyince her şeyi daha iyi anlamaya başladım. Derdine çare için bir şeyler yapması gerektiğini söylediğim zaman haklısın diyor ama yapmıyor. Belki de dertler bazı insanların ruhunu besliyor. Çevremde yakınım olan bazı kişiler var. Dertlerini anlatırken adeta keyif alıyorlar. Mutsuzluk onların yaşam biçimleri haline gelmiş. Artık onları çok iyi tanıyorum ve onlar için üzülmüyorum. Çünkü bu tarzı onlar seçtiler. Hani eskiler derler ya “Kendi düşen ağlamaz” diye. Machiavelli daha farklı yaklaşmış şöyle demiş; “KENDİ DÜŞEN BİR ADAMI BIRAK DÜŞSÜN, ŞAYET BİR BAŞKASI TARAFINDAN İTİLMİŞSE ONU TUT.”

Bir başka insan tipi de derdinin çaresini söylediğin halde yapmaz. Çünkü senin söylediğin onun derdinin çaresi değildir. Kendini tanımadığı için aslında neden mutsuz olduğunu bile bilmez. Yanlış adres vererek karşısındakini kendine acındırmaya çalışır.

Dostoyevski; “EN BÜYÜK MUTLULUK, MUTSUZLUĞUN KAYNAĞINI BİLMEKTİR.” Mutsuzluğun kaynağına inmek için çalışmak gerekiyor. Oysa ki ağlamak dert yanmak daha kolaydır. Ve farkındaysanız sürekli geçmişte yaşar. Peki şimdi ne yapmak gerekir sorusuna hiç cevap aramaz. Oysaki olan olmuştur artık geriye dönük düşünmek çare değil sadece zaman kaybıdır. Yarın ne yapmam gerekli onu düşünmeli.

Dale Carnegie; “BATAN GÜNEŞ İÇİN AĞLAMAYIN. YENİDEN DOĞDUĞUNDA NE YAPACAĞINIZA KARAR VERİN.”

PEKİ NEŞELİ İNSANLARIN HİÇ DERDİ YOK MU?

Olmaz olur mu hiç. Sadece neşeli ve güçlü insanların en büyük özelliği onlar hayatın acı olduğunu bilirler. İleriye dönük tedbirlerini alarak dertleri hafifletirler. Dertleri azaltmanın en önemli yolu ileriye dönük hedefler koymaktır. Eğer bir insanın ileriye dönük bir hedefi yoksa yaşamdan keyif almaz. Oysa mutsuz insan için derdinin olmaması imkansızdır. Çünkü o talihsiz biridir. Bu dert geçse mutlaka onu bir başka dert bulur diye düşünür. Bazı yeteneklerin doğuştan olduğunu sanır. Ama Thomas Edison farklı düşünüyor; “DEHA YÜZDE BİR YETENEK, YÜZDE DOKSAN DOKUZ TERDİR.” Yani her şey çalışılarak elde edilebilir. Ah mutsuzlar bir inansalar her şeyin kendi ellerinde olduğuna. Çevremizdekileri değiştirmek bizim elimizde. Eğer bana zarar veren dostlarım varsa onları bile…

Geothe; “Kardeşlerimi Allah yarattı, fakat dostlarımı ben buldum.” demiş. Bence doğru. Çareler bizim elimizde..Ya sürekli mutsuz ya sürekli mutlu olmak…Karar sizin.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: ,

Hastayım 🙂

Nasıl oluyor, insan hem hastayım diye yazar hem de sonuna bir gülücük ya da mutluluk işareti koyar diyeceksiniz. Çok haklısınız şimdi anlatıcağım.

Yıllar, yıllar önceydi çok büyük bir hastalık yaşadım. Bu hastalıktan kurtulmam uzun yıllarımı aldı. Yani uzun yıllar yatakta geçirdim. O günlerde hayatı kendi haline bırakmıştım. Çünkü hayata karşı hiçbir hedefim yoktu. O günlerde hani sorsalar bana;

“Hayattaki hedefin nedir?”

Ben hastayım nasıl hedefim olabilir ki. Oysaki bu yanlış bir bakış akışı. Evet kendimize çok iyi bakmak zorundayız. Bize düşen görevleri yerine getirmeliyiz. Ama bazen ne kadar her şeyi tam da yapsak bir yerlerden mikrop alabiliriz ya da kalıtımsal bir hastalığa yakalanabiliriz. Yani bu hastalık bir bitsin o zaman hedeflerime bakarım diye düşünüyordum. Ama hastalık beni uzun süre yatağa bağladı. Ve doktor en sonunda vurucu cümleyi kullandı:
“Yapacak bir şeyim kalmadı. Hastanede yatmasına gerek yok. Evine götürün.” dedi. Anladım. İşte o zaman dibe vurmuştum. Peki bunun çaresi nedir dedim. Strese girmeyeceksin, üzülmeyeceksin dedi.

İşte ondan sonra stresi hayatımdan çıkarıcağım diye uğraşırken bugünlere geldim. Bu sefer de abarttım sanırım 🙂 Mutluluktan uçuyorum artık. Mutluluğun kime ne zararı olmuş ki diye düşünüyorum..Kendimi çok mutlu hissediyorum.

Ruhen çok iyiyim. Ama bugünlerde grip oldum. Yani 3 gündür evde yatıyorum. Hatta dün akşam üstü ateşim yükseldi. Her zaman her konuda işin uzmanına danışılmasından yana olduğumdan hemen hastaneye gittim. Mikrobik bir grip dediler. Vücutta enfeksiyon var dedi doktor, “Kesin istirahat, asla kendini yormayacaksın, ilaçlarını alacaksın bol sıvı alacaksın” gibi yapmam gerekenlerle birlikte eve geldim ve tekrar yatağa girdim.

Yatıyorum ama bir yandan da bugün size yazmam gerektiğini de biliyorum. Çarşamba günü radyo programım var. Dünya Gazetesinde geçen hafta seminer yaptığım arkadaşların kafalarından geçen sorulara cevap vermem gerekiyor. Yani bir sürü bana heyecan veren işyerim var. Hiç birisi benim için sadece iş diye baktığım, sadece para kazanmak amacıyla baktığım uğraşlar değil. İnanılmaz keyif alıyorum. Bir an evvel iyileşmem gerekli. Bir sürü kişi beni bekliyor. Yatakta yatarken boş durmuyorum. İleriye dönük planlar yapıyorum. Bugün yazmam gereken yazıyı düşündüm. Önemli olan size hasta olduğumu anlatmam değil. Buradaki anlatmak istediğim eski yıllarda yaşadığım bilinçsiz hastalık yıllarımla şimdikiler arasındaki fark. Şu anda içim kaynıyor. Yatakta kafamın içinde yazımı kurguladım ki bilgisayarın başında uzun süre zaman kaybetmemek için. On parmak çok süratli yazdığımdan kafamın içindekileri yazmak 15 dakikamı aldı.

İnsan hasta olur da bu kadar nasıl mutlu olur diyorsunuz ama oluyor. Biraz evvel bu yazıyı yazmak için bilgisayarımı açtığımda bir de baktım ki bir mail gelmiş. NewYork’tan yazıyorum diyor. Yazını okudum çok beğendim. Bana bir konuda yardım et diyor. Bakar mısınız? Dünyanın neresinde olursa olsun insanın tek arayışı var: MUTLU OLMAK

Ve ben hayatım boyunca insanlara mutluluğu dilimin döndüğünce anlatıcağım. Ben mutluyum siz de mutlu olun……

Not: Bu haftaki yazımın pazartesi değişmemesi hastalığa bağlı değil. Editör arkadaşın yazı değişimini salı gününe almasından kaynaklanıyor. Yazılarım bundan böyle Salı günleri değişecek. Her işin uzmanı var ve uzmanın sözü geçer demiştim ya 🙂

Tülay Bilin
Dünya Gazetesi

tulayb18@gmail.com

Geçen haftaki yazımda “Yaşamayı öğrenme kursuna gider misiniz?” diye bir yazı yazmıştım. Hayatı doya doya yaşamak gerekli demiştim. Biraz evvel bir arkadaşım aradı şöyle dedi;

“Arkadaşım yazını okudum çok beğendim ve bazı kendini mutsuz hisseden arkadaşlarıma da gönderdim. Aslında ısmarlama yazı olmaz ama senden depresyonla ilgili yazı yazmanı rica edeceğim. Çevremde bazı kişiler var depresyonda belki onlara da faydan dokunur. Kendilerini yalnız hissedenler var.”

Bir anda kafamın içinde şimşekler çaktı. Evet bunu yazabilirim. Çünkü depresyonu ben de yaşadım. Ama hayatıma bir daha girmesini asla istemiyorum. Aslında bize doktorlar bu türlü duygulardan nasıl kurtulunur çok güzel anlatıyorlar. Bu konuları siz de okumuş veya bir doktora gitmiş ve doktorların önerilerini dinlemiş ama yapmakta zorlanmışsınızdır. Zorlandınız biliyorum. Çünkü karşınızdaki doktor yani mükemmel bir insan ya da hiç hayatında depresyon yaşamamış sizin duygularınızı nerden bilecek diye düşünebilirsiniz. Oysaki onların söylediklerinin hepsi doğru. Ben bilimsel bir tarif yapmayacağım size. Zaten böyle bir tarif yapmam bu işin uzmanlarına karşı saygısızlık olur. Nasrettin Hoca için şöyle bir hikaye anlatılır;

“Nasrettin Hoca bir gün eşekten düşmüş. Çevresindekiler çok telaşlanmışlar ve; “Aman hocam dur kalkma yerinden sana hemen bir doktor çağıralım” demişler. Oysa ki Nasrettin Hoca’nın isteği farklıymış: “Aman ben doktor istemem, bana eşekten düşen birini bulun” demiş 🙂

Bilmem duygularımı izah edebildim mi? Size tıbbı terimlerle bilimsel metodlar önermeyeceğim sadece yaşadıklarımı anlatsam belki siz de bir yol bulursunuz kendinize..

Yıllar, yıllar önceydi. (neden kaç yıl olduğunu yazmıyorsun diyeceksiniz ama unutmayın ki ben bir kadınım ve kadınlar yılların sayıya vurulmasından pek hoşlanmazlar :)). Çok kötü bir deniz kazası geçirdim ve bir arkadaşım gözümün önünde öldü. Bir yıl gibi bir süre pisikolojik tedavi gördüm. Bir yılın sonunda iyiydim ama depresyonun getirdiği bir başka fiziksel hastalık sahibi olmuştum. O hastalığı yenmek için mücadele ederken hayatı yaşamadığımı yıllar sonra farkettim.

Sandım ki hastalık bitecek ve ben sonra yaşamaya baştan başlıyacağım. Meğerse hayat öyle değilmiş. Hastalıklar insanların hayatlarında tamamen bitmiyor. Hastalık olmasa başka başka sorunlar ya da başkalarının hastalıklarına üzülmelerimiz oluyor. Yani bütün dertler bitsin herşey güzel olsun, sorunsuz olsun ve ben mutlu olarak yaşayayım ya da depresyondan kurtulayım. Hayır böyle bir şart koşamıyoruz mutluluğa. Mutluluk hiçbir zaman hayatımızda tek başına olmuyor. Eğer bir sürü sorunun içinde de mutluluğu yakalayabiliyorsak işte hayat bu.

Benim depresyon şeklimi anlatayım size. Aslında bunun adı depresyondan ziyade mutsuzluk bence. Mesela bir arkadaşımın annesi ölüyor ya da çok yakın ilişkim olmayan birisi ölüyor. O kadar çok üzülüyorum ki hatta buna ölenin yakını bile şaşırıyor. Çünkü ölüm olayının üstünden bir müddet geçiyor ve ölünün yakınları normal hayatlarına dönüyorlar ama ben asla. Ben aylarca o üzüntüyü yaşıyorum. Kafamın içinde olayı o kadar büyütüyorum ki benim için hayat duruyordu adeta. Ve bir müddet sonra hastalanıyordum. Çevremdeki insanların bir üzüntüleri olsa asla bana söylememeye başlamışlardı. Aman Tülay duymasın diye birbirlerine tembih ediyorlardı, ki ben üzülmeyeyim diye.
Bu zor bir hayat. Çünkü herkes hayatını yaşarken ben başkalarının dertlerini dert edip hastalanıyordum. Aslında üzüntü duyması gereken kişiden benim daha çok üzülmem mümkün mü? Asla değil. Hani bir atasözü vardır;
“Ateş düştüğü yeri yakar” ne kadar doğru bir söz. Bu arada sürekli kitap okuduğum için kendimi inceliyordum da ayrıca.

Artık bu hastalıklı düşünme ve yaşama biçiminden kurtulmam gerekliydi.

1. Geriye dönüp baktığımda hayatı kaçırdığımı farkettim. Oysaki başkaları hayatlarını yaşadılar. Peki benim üzülmem ve hayatımı yaşamamamın birilerine faydası oldu mu? Hayır. Üstelik çevremi çok üzdüm. Çünkü strese bağlı olarak sürekli hastalandım. Oysa gerçek üzülmesi gereken üzüntüsünü gereği kadar yaşadı ve hayatın içine katıldı. Doğrusu onun yaptığı idi.

2. Sürekli okuduğum için bir gün şöyle bir bakış açısıyla karşılaştım kitaplarda. Eğer bir üzüntü veya sıkıntı 3 günden fazla sürüyorsa lütfen bir uzmandan yardım alın, eğer bir yakınınızı kaybettiyseniz en fazla bir yıl yas tutun ama hala hayata dönemiyorsanız bir uzmandan yardım alın diyor. Yaşadıklarımın yanlış olduğunu kanıtlayan bir görüş açısı yakalamıştım.

3. Sonra bir gün güçlü insanların özelliklerini okurken çok etkilendiğim bir madde oldu. Şöyle diyordu:

“GÜÇLÜ İNSANLAR HAYATIN ACI OLDUĞUNU DAİMA BİLİRLER”.

Bunu öğrendikten sonra çevremdeki güçlü insanları incelemeye ve başarılı insanların hayat hikayelerini okumaya başladım. Baktım ki onlar da çok büyük acılar çekmişler ama üzüntülerini abartmamışlar. Gereği kadar üzülmüşler ama hayatın ipini hiç bırakmamışlar.

Şimdi şöyle düşünüyorum. Bir insan fiziksel olarak hasta olsa bile mutlu olabilir. Çevremizde bir sürü insan var sağlıkları bozuk olduğu halde evleniyor, çocuk sahibi oluyor, bir şirketin genel müdürü oluyor, yazar oluyor, tatile gidiyor vs… Yani hayatımızın her anında fiziksel bir takım aksaklıklar oluyor. Bunu hayatımızdan çıkartmak imkanımız yok ancak sağlığımıza çok iyi bakmalıyız ki hasta olmayalım. Ama bütün bunlara rağmen mutlu olabiliyoruz. Oysaki insan deprasyonda olduğunda herşeyi olduğu halde mutsuzdur.. Hiçbir şeyden keyif almaz. Canı hiçbir şey yapmak istemez. Peki insanın canı bir şey yapmak istemediği zaman mutsuz olursa ve bu süreklilik arzediyorsa depresyona giriyor demektir. Ya da depresyonda olunca canı bir şey yapmak istemiyorsa o zaman düşmanımız belli demekki. Yani öncelikle bir şeyler yapmak zorundayız. Bedensel hareket beyni de meşgul ediyor ve o işe karşı ilgi başlıyor. Bir müddet sonra sıkıntılarını unutuyor insan.

Aslında depresyondan kurtulmanın birinci çaresi bir doktora gitmektir. Ancak esas iş kişiye düşüyor. Ondan kurtulmayı istemek ve bunun için çaba sarfetmek birinci koşul.

Mutsuz olmak sadece hayatın o dönemini yaşamadan zamanın geçmesi demek. Artık yaşanmadan geçecek bir dakikaya bile müsaade edemem. Hayatın her anını doya doya yaşıyorum. Depresyonun ve mutsuzluğun hayatıma girmesine asla müsaade etmiyorum. Çünkü hayatım çok dolu. Kafamın içinde yığınla hedefler var. Zaman zaman heyecandan hangisini önce yapmalıyım diye şaşırıyor, karar vermekte zorlanıyorum. Ama bu zorlanmayı çok seviyorum. Çünkü bu heyecan kalbimin hızlı atmasına sebep oluyor. Hızlı atan bu kalbe kan yetiştirmek için alyuvarlarım telaş içindeler. Ciğerlerim ise oksijeni en ücra köşelere kadar götürme telaşında. Vücüdumun her organı bu grup çalışmasında birlik halinde. Bundan evvelki yazımda da belirttiğim gibi organlarımın bu telaşı beynime de taşınınca işte o zaman birleşip bana bazen sabahın 04.00’de bile olsa kalk diyorlar. Uyutmuyorlar beni. Hani çocukluğumuzdaki bayram sabahlarında olduğu gibi bütün ev halkı kalkmış yeni giysilerini giymiş sofralar hazırlanmışken yatabilir miydik? Üstelik yastığımızın altındaki yeni ayakkabımız 🙂

İşte benim artık her sabah giyilecek yeni ayakkabılarım var. Yani her gün heyecanla yataktan kalkacak nedenlerim var. Bu nedenleri ben yaratıyorum.

Nedenlerimin hiç bitmemesini istiyorum…
İNANILMAZ MUTLUYUM….

Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Bu yazıyı yazdığımdan saat sabahın 06.00’sı. Aaa neden diyeceksiniz. Ne deseniz haklısınız ama uyuyamıyorum. Uykum olmadığı için değil. Şu anda yatsam akşama kadar uyurum. Uyuyamama nedenim yaşamdan bir şeyleri kaçırma korkusu ile uyku tutmuyor.

Güne erken başlamak zamanı iyi değerlendirmek gibi düşünceler bazen sabahın 05.00’de beni uyandırıyor. Bazen saat 04.00 gibi uyanıyorum. Hani kalksam işe gitsem bence mahsuru yok. Ama bu sefer de kendime kızıyorum, abartma Tülay yat aşağı diyorum. Hayatı doya doya yaşama isteğim var. Uykuyu sadece sağlığım için gerektiğinden uyuyorum. Eğer uyumazsam kuvvetten düşerim hasta olurum ve bu sefer de hayatı kaçırabilirim. Oysaki hayatın her anını yaşamak istiyorum.

Geçen hafta bir sağlık problemi yaşadım. Düşündüm ne yapabilirim diye. Hastalıktan korkmak gibi bir düşünceden değil, hastalık hastası olduğundan da değil. Hemen doktora gittim. Emar çekildi, bir sürü tahliller yapıldı. Neticeler söylendi. Peki doktor şimdi ne yapmam gerekli dedim. Amacım ne yapılması gerektiğini bileyim, ilaç mı içilecek, krem mi sürülecek, spor mu yapılacak ne yapılacağını bilirsem rahatlarım. Hastalığın hayatımı engellemesini istemiyorum. Onun için acele doktora gidip bir an evvel tedavi neyse yapılsın ve ben yaşamaktan geri kalmayayım. Ve hiçbir şey keyfimi bozmasın.

Bence hayatın tek manası mutlu olmak. Bütün bu koşuşturmalarımız daha çok para kazanmak için. Çünkü çok kazanırsak daha iyi yaşarız. Çok kazanırsak ailemize daha çok katkıda bulunuruz. Onları daha çok mutlu ederiz ve onlar mutlu diye mutlu oluruz. Daha iyi bir yaşam için çalışıyoruz. Hepsinin son noktası mutlu olmak. Herhangi bir şeyi öğrenmek istediğimizde hemen bir okula yazılıyoruz ya da bir kursa gidiyoruz. Her şeyin kursu var (resim, lisan, fotoğrafçılık, sinema, matematik, spor vs..) peki nasıl mutlu olabilirim, nasıl yaşamalıyım, nasıl yaşarsam daha mutlu olurum diye bir kursa neden gitmiyoruz. Deneme yanılma metodu da var tabii ama zaman kaybı.

Verdiğim seminerlerin sonunda kişilerin itiraflarından anladığıma göre bir çok kişinin ihtiyacı var. Bence yaşamak bir sanattır. Bu yaşamın illaki çok hareketli, çok lüks yerlerde gezerek, o davet senin bu davet benim, ya da sürekli Avrupa ve Amerika gibi lüks seyahatler yaparak değil, insanın iç dünyasının huzuru önemli. Kendinden memnun olma, kendini sevme, ne istediğini bilme. Bu ne istediğini bilme cümlesi önemli. İnsan bazen yanlış bir şeyler bile isteyebilir. Ama bedelini ödemeye hazırsan ve gerçekten sahip çıkabiliyorsan bravo sana diyebilirim. Bu doya doya yaşama isteğimi anlatan harika bir şiir okumuştum yıllar önce. Tam benim duygularımı yansıtıyor. Aynı duygular içinde bir insanın var olduğunu bilmek hoşuma gidiyor. Sizi güzel bir şiirle baş başa bırakıyorum.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var;
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır,
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var;
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

Ataol BEHRAMOĞLU

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031