Tülay Bilin-ce

Posts Tagged ‘banka

Bir insanın hayatında, yaşadığı ülkenin kültürü ne kadar önemli değil m? Onun için genellikle başka ülkelere çalışmak için giden insanlar oralara alışmakta zorluk çekerler. Zorlukları yaşadıktan sonra alışan da var tabii. “Asla, ben buralarda yapamam” diye ülkesine dönen de var.

Kültür farklılıkları ve geleneklerimiz bu değişik yaşam biçimlerini ortaya çıkarıyor. İnsan daima kendisinden daha ilerde olan insanlara veya toplumlara bakarak ilerler. Ancak ilerleyeceğim diye kendimizi rezil etmenin manası da yok tabii. Aklımıza yatan yeni fikirleri benimseyip hayatımıza geçirmeliyiz. Eski fikirlerimde, sadece kültürümüzde var ya da geleneklerimizde var diye ısrarcı olmak istemiyorum. Her gün yeni bir şey öğreniyorum. Bendeki bilgi ile karşılaştırıp iyi olanı tutup eskisini atıyorum.

Türk geleneklerinde bir insana iyilik yaptığın zaman onun karşılığını beklemek ayıptır. Hatta şöyle denir; İyilik yap, denize at. Yani karşılık bekleme. Öylesine karşılıksız iyilik yap ki hatta sana taş atana sen ekmek atarak cevap ver. Eğer birine yaptığın iyiliğin karşılığını beklersen sana menfaatçi derler. İyiliğin karşılığını beklemek bizim toplumumuzda ayıptır. Bu hafta okuduğum kitapta yeni bir bakış açısı ile karşılaştım. Kitabın adı; ZAHİR. Yazarı; PAULO COELHO

Bilirsiniz Türkiye’de oldukça ün yapmış bir kitap yayınlandı. SİMYACI. İşte o kitabın yazarının yeni bir kitabı. Bizim menfaat dediğimiz karşılık beklemeye bakın nasıl bakmış. Kitaptan bir dialog yazmak istiyorum size.

“-Bu İyilik Bankası da ne demek oluyor?
– Bundan ilk söz eden Amerikalı bir yazardı. Bu banka dünyadaki en güçlü banka ve onu yaşamın her alanında bulabilirsin. Hesabına depozitolar yatırmaya başladım. Paradan söz etmiyorum, anladın mı, ilişkileri kastediyorum. Seni şu ya da bu kişilerle tanıştırıyorum, yasal olduğu sürece bazı anlaşmalar ayarlıyorum. Bana bir şey borçlu olduğunu biliyorsun, ama senden asla bir şey istemiyorum. Bir gün geliyor senden bir iyilik istiyorum ve sen elbette ki “Hayır” diyebilirsin, ama bana borçlu olduğunun farkındasın. Senden istediğimi yaparsın ve ben sana yardım etmeye devam ederim, diğerleri senin nazik ve güvenilir bir insan olduğunu görürler ve onlar da senin hesabına depozitolar yatırmaya başlar. Bunların da tümü daima ilişki biçiminde olacaktır. Çünkü dünya ilişkilerin üzerine kuruludur. Başka bir şeyin değil. Onlar da bir gün senden bir iyilik isteyeceklerdir, sen de saygı gösterecek ve bir zamanlar sana yardımcı olan bu insanlara yardım edeceksin ve zaman içinde tüm dünyaya ağlarını yayacak, ihtiyacın olan herkesi tanıyor olacaksın ve çevrende yarattığın etki sürekli büyüyecek.
– Benden isteğini yapmayı reddedebilirim.
– Elbette edebilirsin. İyilik Bankası riskli bir yatırım aracıdır, aynı diğer bankalar gibi. Senden istediğimi yapmayı reddedersin, yardım etmeye değer bir insan olduğun için sana yardım ettiğimi düşünüyorsundur, çünkü en iyi sensin ve herkes kendiliğinden senin yeteneğinin farkına varmalıdır. Güzel, ben sana çok teşekkür ederim ve isteyeceğin şeyi hesabına çeşitli yatırılar yaptığım bir başkasından isterim; fakat ondan sonra, benim tek bir sözcük bile söylememe gerek kalmadan herkes bilir ki, sen artık güvenilir biri değilsindir. Yalnızca gelişmen gerekenin en fazla yarısı kadar gelişebilirsin ve elbette istediğin kadar değil. Belirli bir noktada yaşamın ters dönmeye başlar, yan yolu geçmiş olursun ama tümünü değil, yarı mutlu ve yarı kederli hissedersin, ne hüsrana uğrarsın ne de tam anlamıyla başarılı olursun. Ne üşürsün ne der terlersin, ılıksındır.”

Uzun süredir bir dostuma yaptığım iyiliğin karşılığını beklemeyi bir türlü anlatamıyordum. Bu konuda ifade zorluğu çekiyordum. Aslında tam da bunu demek istiyordum. Yazar hislerime tercüman oldu. Çok sevindim çünkü ben menfaatçi değilim. İyilik Bankasına para yatırmak istiyorum. Zengin olmak istiyorum. Ayrıca da şu anda bile çok zenginim 🙂

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Hayattaki en büyük zenginlik güven duyacağımız dostlarımız olması. Bence paradan daha önemli. Çünkü parayla her şeyi satın alabiliriz ama gerçek dost satın alamayız. Sizinle güven duymanın güzelliğini anlatan iki tane anektot paylaşmak istiyorum.

Bu yazı bana mail ile gelmişti. İşleyen sistemin tarih aralığını bilemiyorum ama hoş bir olay;

“İngiltere’de yargıçların maaşı yoktur. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredileri ve sınırsız çek defterleri vardır. İngiliz devleti hakimlerine o kadar güveniyordu yani. Bir gün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş. Banka yöneticileri en üst makamlardan onay almadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Başbakanlık gibi yerlere telefon etmişler. Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: ÖDEYİN.

Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş. Ertesi gün para bir bavul içinde hazırlanmış. Hakim gelip parayı almış. Aradan birkaç gün geçmiş. Hakim tekrar çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istiyormuş. Banka yönetimi hemen bakanlığı aramış. Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime hareketinin sebebi sorulmuş. Hakim; “Kraliçe’nin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım.” cevabını vermiş. Raporlar bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim işinden azledilmiş. Adalet Bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklıyor: Kraliçe hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.”

Dostumuzdan böyle bir cevap alsak ne kadar mahcup oluruz değil mi? Gerçekten böyle bir dosta sahip olmak da harika bir duygu. Şimdi de başka bir güven duygusunu yaşayalım.

“Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti.
– Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma dedi.
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti. Asker, o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
– Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın dedi.
– Değdi, dedi, gözleri dolarak, değdi…
– Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için. Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı;
-Geleceğini biliyordum….Geleceğini biliyordum…”

Çok şükür böyle dostlarım var. Darısı herkesin başına…..
Sevgiler
Tülay Bilin

tulayb18@gmail.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Haziran 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930