Tülay Bilin-ce

Posts Tagged ‘orhan pamuk

Türk insanını zaman zaman anlamakta zorluk çekiyorum. Meyve veren ağaç taşlanır diyorlar ve böylece sorumluluktan kurtuluyorlar. Neden meyve veren ağacı taşlıyoruz anlayamıyorum. Hani bir şarkı vardır ya:

Ben güzele güzel demem
Güzel benim olmayınca

Bence bu sadece kıskançlıktır. Güzel benim olmasa da ben güzele güzel derim.

Bunları neden yazıyorum biliyor musunuz? Bugünlerde gazetelerde okuduğum bir haber yüzünden. Bu yılki kitap fuarında Orhan Pamuk için özel bir ödül verilmeyecekmiş. Bu yılki özel ödül Metin And’a verilecekmiş. Metin And’a verilmesine bir itirazım yok. Ama Orhan Pamuk büyük bir ödül aldı ve görmemezlikten geliniyor. Zaten ödülü aldığı zaman da az mı yazıldı çizildi biliyorsunuz. Hak etmedi diyen mi istersin, daha neler neler.

Emeğe saygı duyulmalı diye düşünüyorum. Üretim çok önemli bir eylem. Sanki her isteyen yazı yazabilirmiş veya yazı yazmak sıradan bir şeymiş gibi adeta taşlanıyor. Yerden yere vuruluyor.

Bütün bunlardan sonra bakın yine bizim insanımızın emeğe saygısını görün. Bunları okuyunca içime su serpildi. Çok şükür yazara saygı duyan insanlar da varmış.

Ünlü yazar Ahmet Rasim’in hayatını okurken çok şaşırdım. Haftalık K dergisinden alıntı yapmak istiyorum:

“Ahmet Rasim, Kadıköy’de Papazın Bağı denen kırlık bir yerde tek göz bir evde yaşarken semt sakinleri, Ahmet Rasim, Şifa semtinden Kalamış’ı rahat seyredebilsin diye aralarında para toplayıp ona kadife bir koltuk aldılar. Her sabah bir gözcü Ahmet Rasim’in uyanmasını bekledi. Üstat kalkınca ıslıkla haber verdi. Semt sakinleri çalınmasın diye geceleri güvenli bir yerde kilit altında sakladıkları kadife koltuğu eller üzerinde koşturup deniz kenarına koydular. Ahmet Rasim burada oturup yine mahallelinin getirdiği kahveyi içip denizi seyrettikten sonra evine döndüğünde, kadife koltuk yine aynı şekilde güvenli bir yere kaldırıldı.

Yazmaya aşıktı. Hep yazdı. Vapura inip binenlerin konuşmalarını yazdı. Annesinden bonbon isteyen çocuğun mızıldanmalarını yazdı. Sabahtan akşama kadar eski İstanbul mahallelerinde gezinen simitçi, sütçü, sucu, oduncu, kömürcü, yoğurtçu, helvacı ve meyvecileri yazdı. Daha doğrusu onların seslerini yazdı. Bir kentin sesini yazdı.”

Düşünebiliyor musunuz halkın bir yazara olan saygısını dile getiriş biçimine. Bu ne güzel saygıdır. Emeğe saygı budur işte. Bunları okuyunca hoşuma gidiyor. Bunlar da bizim halkımız. Aslında emeğe saygı duyan insanımız da var. Kötümser olmayalım. Yazarlarımıza sahip çıkalım.

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com

Etiketler: ,

Bazı insanlara bir şey sorulduğu zaman bilmiyorum demek zor geliyor. Bazı insanlar ise çok kolay bilmiyorum diyebiliyor. Neden mi?

Bence bir insan hiçbir şey bilmiyorsa bilmiyorum diyemiyor. Bunu da mı bilmiyorsun diyecekler diye korkuyor. Çünkü hiçbir konuda bilgisi olmadığı için utanıyor. Ayrıca biliyormuş gibi konuşmanın sakıncalarını da farkında değil. Hani cahiller cesur olur derler ya. Konu hakkında bilgisi olmasını bırakın, bir fikri bile olmadığı halde rahatlıkla konuşabiliyor.

Oysaki okuyan öğrenmeye meraklı bir kişi bilginin boyutlarını bilince yanlış bir şey söylerim de mahcup olurum diye ödü patlar. Ben okudukça ve öğrendikçe şöyle düşünüyorum; “Acaba daha ne kadar bilmediğim konu var.” Bir konuda bilmiyorum demek bana hiç ayıp gelmiyor çünkü başka konularda çok şey biliyorum. Her şeyi bilmek zorunda değilim. İlgi alanıma girmeyebilir. Her şeyi sevmek ve bilmek zorunda değilim. Ama bazı ilgi alanlarım olmalı.
Herkesin en az bir uzmanlık dalı olmalı. Yani o konuda çok bilgisi olmalı. Zaten uzman ne demek? “AZ KONUDA ÇOK ŞEY BİLEN”

O halde bir konuyu uzmanlık derecesinde öğrenmek için gerekçesi ya da isteği yoksa o konuda fikir sahibi olması yeterlidir. Ama bu fikir, kişinin o konuda gündemi belirlemesi ve sonuca varmak için iddialı olması anlamına gelmez. Çevremizde izleriz bazı kişiler konuyu tam olarak bilmedikleri halde inanılmaz iddiaya girerler. Bilmediklerini bir türlü kabul etmezler.

Sokrat ne demiş; “BEN BELMEDİĞİMİ BİLDİĞİM İÇİN DİĞER İNSANLARDAN AKILLIYIM”. Düşünüyorum da gençliğimde ne kadar çok konuşurmuşum. Her konuda bilgi sahibi gibi davranır ve üstelik de iddiaya girerdim. Ama şimdi çok korkuyorum söylediklerimin doğru olmamasından.

BERTRAND RUSSELL: “NE KADAR AZ BİLİRSENİZ; O KADAR ŞİDDETLE MÜDAFAA EDERSİNİZ” Hele bu cümleyi okuyunca kendime hak verdim artık arkasını getiremeyeceğim konuda susuyorum.

Bu konuyu neye bağlayacağımı merak ediyorsunuz değil mi? Son günlerde Orhan Pamuk’un ödül alması ile ilgili polemikler var. Bu işin uzmanlarını konumuzun dışında bırakıyorum. Onlara söyleyecek sözüm yok. Ama diğer kişiler hiç bilgisi olmasa bile Orhan Pamuk’un bu ödülü almayı hak edip etmediği konusunda görüş belirtiyorlar. Hararetle savunuyorlar. Bunun çok yanlış olduğunu düşünüyorum.

Bu hafta bana sordular Orhan Pamuk’un aldığı ödül konusunda ne düşünüyorsun diye; Ben çok okuyan biri olarak bu konuda fikrimi söyleyemeyeceğim. Çünkü Orhan Pamuk’un kitapları ilgi alanıma girmediği için hiç okumadım. Hiçbir bilgimin olmadığı bir konuda nasıl ısrar edebilirim ki. Ama güvendiğim ve kitaplarını okumuş bir arkadaşıma sordum.
– Ne diyorsun sence hak etti mi yoksa karar siyasi mi?
– Ben kitaplarını okudum hak ettiğini düşünüyorum. Kitapları çok güzel dedi.

İnsanlar bilmedikleri konularda dostlarının fikrini alabilirler ama da o fikri sanki kendi fikri gibi savunmak bence yanlış olur. İnsan ancak kendi bilgisine güvenmeli. Dostlar arasında fikrini söylemenin sakıncası olmayabilir ama televizyon için bir mikrofon uzatıldığı zaman söylediklerinin sorumluluğunu taşımalısın.

Bu hafta Orhan Pamuk ile ilgili konuşan insanları izlediğimde bir sürü kişi hararetle bu ödülü hak etmediğini savundular. İşin enteresanı bu kişiler Orhan Pamuk’un kitaplarını okumamışlar. İnsan bilmediği bir konu için medya önünde toplumu etkileyebilecek boyutta nasıl ısrarcı olabilir. Gerekçe olarak ortaya koyabileceği bir bilgisi bile yok. Uzmanlar konuşsun onlara sözüm yok. Kimisi bu ödülü hak etti kimisi asla hak etmedi diyebilir. Farklı farklı fikirlere tahammül etmemiz kendine güven hissini ortaya çıkarır. Zaten aynı fikirde olmamamız sayesinde insan olarak ilerleyebiliriz.

ALBERT LİPPMANN: “HERKES AYNI ŞEYİ DÜŞÜNÜYORSA HİÇ KİMSE BİR ŞEY DÜŞÜNMÜYOR DEMEKTİR”

Peki biz neden kendimize güvenmiyoruz. Ne olur şöyle desek: “Bu konu hakkında bir bilgim olmadığı için konuşmak istemiyorum. Çünkü kitaplarını hiç okumadım ya da okuyamadım. Şimdilik çevremi izliyorum, köşe yazarlarını okuyorum genel olarak bir fikir sahibi olma yolundayım.”

Bir insan bu cümleyi kuramaz mı? Yani böyle söylese prestij kaybına mı uğrar. Çevresi tarafından aşağılanır mı?
Şahsen benim gözümde değer kazanır. Çünkü her konuda bilgi sahibi olmak zorunda değiliz. Genel kültür olarak fikrimiz olsun diye takip ederiz ama iddiaya girmemiz doğru olmaz.

Göğsümü gere gere bu konuda bilgim yok diyebilirim. Ama öğrenmem gereken bir konuysa da hemen öğrenme yoluna giderim. Ama eğer öğreniyorsam da her boyutuyla öğrenmek isterim. İşte o zaman gündemi belirlerim ve iddiaya bile girerim.

İyi öğrenmeler diliyorum…

Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmaili.com


Arşiv

Kategorilere Göre Yazılar

Son Yazılar

Takvim

Haziran 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930